Explore every episode of the podcast Mevlana Takvimi
| Title | Pub. Date | Duration | |
|---|---|---|---|
| BERÂT GECESİ KILINACAK NAMÂZ-02 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 02 Feb 2026 | 00:02:08 | |
Bu gecede yüz rekat namâz kılınır. Bu durumda namâzın, her iki rek‘atında bir selâm verilir. Her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 10 (on) İhlâs-ı Şerîf okunur. İsteğe göre bu namâz on rek‘at da kılınabilir. (O zamân her rek‘atta Fâtiha’dan sonra 100 (yüz) İhlâs-ı Şerîf okunur ve 10 (on) rek‘atın sonunda bir kere selâm verilerek namâz tamâmlanır.) Bu şekilde kılmak, bütün müstehâb namâzlarda rivâyet edilmiştir. Selef (r.a.), bu namâzı kılar ve buna “Hayır Namâzı” derlerdi. Hattâ bu namâzı, bir araya toplanıp cemâatle de kılarlardı. (Hanefî mezhebinde terâvihten başka hiçbir nafile namâz cemâatle kılınmaz.) Hasan-ı Basrî (r.a.)’in bu namâz için şöyle dediği rivâyet olunur: “Allâh Resûlü (s.a.v.)’in sahâbîlerinden otuz kişi bana dediler ki: “Bu gecede bu namâzı kılan bir kimseye, Cenâb-ı Hâkk yetmiş defa nazar eder ve her bir nazar ile onun yetmiş ihtiyâcını giderir. Bu ihtiyâcların en azı da affedilmektir.” (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.555) BERÂT GECESİNDE NE YAPMALIYIZ? Berât’ın 15. gününü mutlakâ oruçlu geçirmeliyiz. Hz. Alî (k.v.)’den “Şa’bân’ın on beşinci günü oruç tutun, gecesinde kâim olun.” meâlinde İbn-i Mâce bir hadîs rivâyet etmiştir. (İmâm-ı Gazâlî (r.âleyh), İhyâu Ulûmi’d-dîn, c.1, s.556) Akşam namâzını edâdan sonra, üç defa Yasîn-i Şerîf okunur. Her Yâsîn’den sonra bir defa Berât Duâları okunur. Bu Berât Duâları; ilk okuyuşta Cenâb-ı Hakk’tan hayırlı ve uzun ömür talebi ile kazâ ve belâlardan korunmak; ikincisinde bol ve helâl rızık temennîsi; üçüncüsünde, son nefesinde hüsn-i hâtime (îmânla) ile bu dünyâdan göçmeye niyet edilir. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.62) | |||
| BERÂT GECESİ-01 ŞUBAT 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 01 Feb 2026 | 00:03:24 | |
Hz. Ali (r.a.)’den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.): “Allâhü Teâlâ (yani Allâh (c.c.)’un râhmeti) Şa’ban’ın on beşinci gecesi birinci kat göğe iner. Müşrik, bid’at ehli, sıla-i râhim yapmayan (akrabası ile alâkasını kesen) ve zina yapan kadınlardan başkasını mağfiret eder” buyurdular Nebî (s.a.v.) buyurdular ki: “Şa’bân’ın on beşinci gecesi olduğu zamân o geceyi ibâdetle ihyâ ediniz. Gündüzünü de oruçla geçiriniz. Çünkü Allâh (c.c.), o gece güneş doğuncaya kadar dünya alemine râhmet nazarı ile tecelli eder. Ve buyurur ki: Yok mu istiğfâr eden, mağfiret edelim? Yok mu rızık isteyen, rızıklandıralım? Yok mu dert ve musibete uğrayan, şifâ verelim? Daha ne gibi dilekleri olanlar varsa istesinler verelim.” Cebrâil (a.s.), Resûlullah (s.a.v.)’e “Yâ Muhammed (s.a.v.)! Bu gece duâya çok çalış. Zîrâ bütün ihtiyaçlar gerçekten bu gece görülecektir.” buyurmuştur. Hadîs-i Şerîf’te: “Şa’ban’ın on beşinci gecesinde Allâhü Teâlâ’nın kulları üzerine râhmeti zuhur edip (ortaya çıkıp), mü’minleri mağfiret eder, kâfirlere ise mühlet verir. Kin ve hâsed sahibi olanları, bu sıfatlarını terk edinceye kadar kendi hallerinde bırakır” buyurulmuştur. İkrime (r.a.) der ki, Şa’ban’ın on beşinci gecesinde, Allâhü Teâlâ, gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbîr, takdîr ve ta’yîn eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir. O sene hacca gidecek olanlar yazılır. Berât gecesi, hüküm, kazâ, gadâb ve rızâ gecesidir. Berât gecesi red veya kabul, kavuşamamak ve kavuşmak, saâdet ve şekâvet gecesidir. Berat gecesinde birisi saîd, diğeri baîd (uzak) olur. Birisi mükerrem, diğeri mahrûm olur. Hazırlanmış kefenler vardır; sâhibleri ise çarşılarda işle meşgûllerdir. Çok kazılmış kabirler vardır, sâhibleri ise sevinç ve gururdadırlar. Çok gülen ağızlar vardır, sâhibleri pek kısa zamanda göçücüdür. (Hz. Seyyid Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunye’tü-Tâlibîn, s.282-287) | |||
| BERÂT KANDİLİNE HAZIRLANIYOR MUYUZ?-31 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 01 Feb 2026 | 00:02:21 | |
İbn Mâce’nin rivâyet ettiği, Emîrü’l Mü’minîn Alî (r.a.) onun da Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdikleri hadîs-i şerîfte: “Şa’ban ayının onbeşinci gecesi gelince, gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz.” buyruldu. Allâhü Te‘âlâ, bu gecede mü’min kullarına kurtuluş berâti yazdırır. Hadîs-i şerîfte: “Ber’ât gecesi kâhinler, büyücüler, içkiye devam edenler, ana-babasına isyan edenler ve zinâya devam edenler hâriç, Allâhü Te‘âlâ bütün müslümanları mağfiret eder” buyuruldu. Ebûbekr-i Beyhakî, Şuab-ül İmân kitabında, Ebûbekir Sıddîk (r.a.)’in Resûlullâh (s.a.v.)’den bildirdiği Hadîs-i Şerîfte: “Şa’ban ayının on beşinci gecesi, Allâhü Te‘âlâ’nın râhmeti dünyâ göğüne iner. Herkesi afveder. Ancak, kalbinde haksız yere müslümanlara düşmanlık olanı ve Allâhü Te‘âlâ’ya ortak koşanı mağfiret etmez” buyuruldu. Ayrıca Ravdatü’l Ulemâ’da yazdığı üzere, faiz yiyen, canlı resmi, heykeli yapan ve söz taşıyıcıların da bu gecenin feyzinden mahrum kalacakları söylenmiştir. 1. Kıymetli yerleri ve kabirleri, bilhassa şehîdlerin, velîlerin kabirlerini ziyârette, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) bu gece Bakî’ kabristanına gitmiştir. 2. Ailesine, akrabalarına, diğer müslümanlara mü’min erkek ve kadınlar ve şehîdlere duâ etmek husûsunda da ona uymalıdır. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.) öyle yapmıştır. 3. Ev halkına yumuşak, tatlılık göstererek, Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. Yâni ailesi varsa, bir yere gitmek istiyorsa, tatlılıkla onlardan ayrılmalı ve onları uzun zaman yalnız bırakmamalıdır. 4. Uzun namaz ve secde yaparak Resûlullâh (s.a.v.)’e uymalıdır. 5. Bu namazda ağlama, yalvarma, yakarma, diğer namazlardakilerden daha çok olmalıdır. 6. Toprak üzerine secde etmelidir. Nebî (s.a.v.) böyle yapmıştır. 7. Birinci secdede üç şeyde O (s.a.v.)’e uyup, yakarmalı, kusurunu îtirâf etmeli ve büyük günâhlarından istiğfar etmelidir. (Muhammed Rebhami, Riyâdü’n-Nâsihîn, s.277) | |||
| HZ. MEVLÂNÂ ’NIN OĞLUNA VE AİLESİNE VASİYETİ-30 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 30 Jan 2026 | 00:03:17 | |
Hz. Mevlana’nın biricik oğlu Sultan Veled’e etmiş olduğu bugün de tazeliğini muhafaza etmekte olan öğütleri onun şahsiyetinin özü ve özetidir. Hz. Mevlânâ oğluna der ki: Bahâeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, kimsenin kinini yüreğinde tutma! Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma! Merhem ve mum gibi ol, iğne gibi olma! Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, dâima üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da Cehennemin tâ kendisidir. Allah (c.c.)’nun sevgisini de onun azîz isimleriyle elde etmek mümkündür. Kalbinde arınma ne kadar çok olursa, Allah (c.c.)’nun nurunun parlaklığı da kalbde o nispette fazla olur. Niketim, ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa, o kadar ekmek alır. Soğuk olunca ekmek almaz. Hz. Mevlânâ, dostlarına ve aile efradına, bu dünyadan göçeceğine üzülmemelerini söylüyordu; fakat onlar, bedenen de olsa, bu ayrılığı kabullenemiyorlar, ağlayıp inliyorlardı. Hz. Mevlânâ’nın hanımı, Hz. Mevlânâ’ya hitâben: “Ey âlemin nuru, ey âdemin canı! Bizi bırakıp nereye gideceksin?” diyerek ağlıyor ve ilâve ediyordu: “Hudâvendigâr Hazretleri’nin dünyayı hakikat ve manalarla doldurması için üç yüz veya dört yüz yıllık ömrünün olması lazımdı.” Hz. Mevlânâ da cevaben; “Niçin? Niçin? Biz ne Firavun ve ne de Nemrûd’uz, bizim toprak âlemiyle ne işimiz var, bize bu toprak âleminde huzur ve karar nasıl olur? Ben, insanlara faydam dokunsun diye dünya zindanında kılmışım; yoksa hapishane nerede ben nerede? Kimin malını çalmışım? Yakında Allah (c.c.)’nun sevgili dostunun, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in yanına döneceğimiz umulur.” dedi. (Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 40) | |||
| PEYGAMBERLERİN SIFATLARINI BİLİYOR MUYUZ?-29 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 29 Jan 2026 | 00:02:56 | |
Peygamberler hakkında ismet, emanet, sıdk, fetanet, tebliğ gibi özellikler vâcip (zorunlu), bunların zıtları olan mâsiyet (günâh), hıyanet, yalan, gaflet, hakikati gizlemek gibi özellikler imkânsız, nefrete yol açacak bütün kusurlardan uzak ve salim oldukları ise tartışmasız bir gerçektir. Fakat peygamberlik makamına ve yüksek derecelerine zarar vermeyen beşerî durumların ve vasıfların onlarda da bulunabileceğinin cevazında şüphe yoktur.Imânın kemal derecesine ulaşabilmesi için, aşağıdaki hususların ayrıntılı olarak delilleriyle bilinmesi gerekir. Yüce peygamberler hakkında zorunlu olan "ismet" ve "emânet", onların görünen ve görünmeyen bütün yönlerinin her türlü günâh ve hıyanetten temiz olması demektir. Yüce peygamberlerimizin hepsi, kibir, haset ve riya gibi rûhî kötülüklerin hepsinden tamamen uzak ve mukaddes oldukları gibi, görünen her türlü yasakları işlemekten korunmuş bulunduklarının, kesin olarak bilinmesi gerekir. İsmet ve emânetin zorunlu, günâh ve hıyanetin imkânsız olmasına aklî delilimiz de şundan ibarettir: Eğer onlar günâh işleyip -hâşâ- doğru yoldan sapmış olsalardı, bizim de bu yola girmekle emrolunmuş olmamız gerekirdi. Çünkü Cenâb-ı Hak bizlere onların kendilerine özgü niteliklerinin dışındaki bütün söz, fiil ve davranışlarına uymamızı emretmiştir. Yüce bir kişiliğe sahip olan peygamberler için zeki (fetanet) ve uyanık olmanın zorunluluğu da çok açıktır. Çünkü zeki olmayıp gaflet içerisinde bulunsalar ümmetlerine delil ortaya koyamazlar ve onlara doğru yola ikna etmek için güzellikle mücadeleye güç yetiremezler. Bu ise kendilerinin gönderilmesindeki "doğru yola iletme" amacına zıt olduğu için, yüce peygamberlik makamına uygun düşmez. Bundan dolayı gaflet ve uyanık olmama vasfının onlar için imkânsız olması gerekir. (Manastırlı İsmail Hakkı, Telhîsu’l-Kelâm fî Berâhîni Akâidi’l-İslam, s.166) | |||
| ALLAH (C.C.) DOSTLARI PARAYA DEĞER VERMEZ-28 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 28 Jan 2026 | 00:03:21 | |
Müslim Sahîh’indeki bir Hadîs-i Şerif’de: “Ey Âdemoğlu, benim malım, benim malım dersin. Senin malından senin olan, yiyerek yok ettiğin, giyerek eskittiğin yahut Allah yoluna verip ahiret için ayırdığındır” buyuruldu. Yani yediğin yok oldu, giydiğin eskidi, ahirete yolladığın sana kaldı. Saklamak istersen onlar bulurlar, Vermeyi seversen kendin bulursun. Malını seviyorsan, düşmana niçin bırakıyorsun. Sevdiğini kendinden ayırma. Beraberinde götür, başkasına bırakma. Hepsini veremiyorsan, kendini de bir vâris yerine koy ve bir hisseyi de kendinle ahirete götür. Bunu da yapmazsan, bari farz olan zekâtını ver de, azapta kalma. Nükte: Herat şehrinin büyüğü Hâce Abdullah-i Ensârî (k.s.) buyuruyor ki: Dünyâyı seviyorsan, onu ver de, ahirette işine yarasın; sevmiyorsan ye de bitsin. Ferîdeddin-i Attâr (k.s.), Tezkiret-ül Evliya kitabında diyor ki; Cüneyd-i Bağdadî (k.s.), yedi yaşında idi. Mektepten gelince, babasını ağlıyor görüp sordu. Bugün zekât olarak, dayın Sırrî Sekatî (k.s.)’e birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah (c.c.) adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum dedi. Cüneyd (k.s.), babacığım, o parayı ver, ben götüreyim deyip, dayısına gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı sorunca, ben Cüneyd’im; dayıcığım, kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al dedi. Dayısı almam, deyince, Cüneyd (k.s.): “Adalet edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allahu Teâlâ için al” dedi. Sırrî (k.s.) “Babana ne emretti ve bana ne ihsan etti?” dedi. Cüneyd (k.s.): “Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı kabul etmek ve etmemek arasında serbest bırakmakla ihsan eyledi” dedi. Bu söz, Sırrî (k.s.)’in hoşuna gidip: “Oğlum, gümüşleri kabul etmeden önce, seni kabul ettim” dedi. Kapıyı açıp parayı aldı. (Muhammed Rebhami, Riyadü’n-Nasihin s.195) | |||
| MÜNÂFIKLAR HASTADIR-27 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 27 Jan 2026 | 00:03:22 | |
Hastalık, hakikî manâda bedene sonradan arız olup, bedeni layık olan itidâlden (normal durumdan) çıkarır. İşlerinde bozukluk gerektirir ve hatta ölüme kadar götürür. Hastalık, mecazî olarak, insanın kemâline halel getiren nefsânî arazlar için de kullanılır. Münafıkların kalbleri, hep riyasetten elden kaçırdıkları şeyler için üzüntülüdür. Efendimiz (s.a.v.)’in işlerinde sebât ettiğini gördükçe, gün be gün şanının yükseldiğini gördükçe, hased ettiler. Efendimiz (s.a.v.)’in işlerinin yükselmesi ve kadrinin yücelmesiyle Allâh (c.c.), onların gam ve üzüntülerini arttırdı. Nefislerini, küfür ve kötü itikâdların, bulaşıcı bir hastalık olarak kaplaması, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ne zulmetmeleri ve benzeri kötülüklerinden dolayı Allâh (c.c.), onlarda inzâr (korkutma, uyarma) ve tezkir (hatırlatma ve öğütlerin) kendilerine tesir etmeyeceğini ezelî ilmiyle bildiği için, bunların kalblerini mühürleyerek bu hastalıklarını arttırdı. Tekâlif-i Şeriyye’nin (dini emir ve yasakların) artması, vahyin tekrar edişi (sürekli inişi), yardım ve zafer Efendimiz (s.a.v.) ve mü’minlerin lehineydi. Çünkü vahyin inmesiyle şerî teklifler arttığı gibi, münâfıkların küfrünü de o derece arttırıyordu. Şehâdet kelimesini söylemek bile onlara zor geliyordu. Onlar, taattan sonra cinayetlere verilen cezalardır. Bununla ızdırâb üzerine ızdırâb ve şüphe üzerine şüpheleri arttı. Allâhü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurdular: "O hem küfretmiş hem de Allâh yolundan çevirmiş olanlar, diğerlerini de ifsâd ettikleri cihetle o azâp üstüne bir azâp ziyade etmişizdir." (Meryem s. 76) Müminlere dünyada hidayetlerinin artması vardır. Allâh, hidayeti kâbul edenlere, daha çok hidayet verir. Âhirette ise, fazîlet üzerine fazîlet vardır: "Çünkü Allâh kendilerine işledikleri âmellerin en güzeliyle ecir verecek, fazlından da ziyadesini bahşeyleyecektir ve Allâh dilediğine hesapsız rızık verir!" (Nur s. 38) (İsmail Hâkkı Bursevi, Rûhu’l-Beyân Tefsiri, c.1, s.223-224) | |||
| KOMŞULUK HAKKININ ÖNEMİ-26 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 26 Jan 2026 | 00:02:53 | |
Komşularımız, ev halkımızdan sonra yüzlerini en çok gördüğümüz kimselerdir. Bu sebeple onların dindar ve iyi ahlâklı kimseler olması arzu edilir. Fakat kendilerini seçmek elimizde olmadığı için komşularımızın gayri müslim ve kötü ahlâklı olmaları da mümkündür. Komşunun gayri müslim olması, bir müslümana, ona karşı komşuluk hakkını gözetmeme yetkisini vermez. Komşular bazan bir akrâba gibi birbiriyle içli dışlı oldukları için güzel geçinmeleri, birbiri hakkında iyi şeyler düşünüp mutlu olmalarını istemeleri, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmeleri, komşusu hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda komşusunun görüşünü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeleri başlıca komşuluk haklarıdır. Buna ilave olarak zaman zaman birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selamlaşmaları, yardıma çağırdıkları zaman hemen gitmeleri gibi iyi komşuluk esaslarını saymak mümkündür. Hz. Âişe (r.anha)’dan rivayetle bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım." Hz. Âişe (r.anha) komşuluk mesafesini açıklarken evin her cephesinden kırkar hânenin komşuluk hakkı bulunduğunu söylemiştir. Komşusuna güven vermemek, onu hep şüphe ve tedirginlik içinde bırakmak insana cenneti kaybettirecek kadar büyük bir günâhtır.Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yapacağı fenalıklardan komşusu güven içinde olmayan kimse cennete giremez" Nebi (s.a.v.)’in "Allâh’a ve âhiret gününe inanan bir kimse komşusuna eziyet etmesin, iyilik etsin" buyruğu, iyi mü’minin iyi komşu olduğunu göstermektedir. (İmam Nevevi , Riyâzü’s-Salihîn, C: 2 – S. 392) | |||
| AKŞAM VE YATSI NAMAZLARI ARASINDA KILINMASI GEREKLİ NAMAZLAR-25 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 25 Jan 2026 | 00:02:23 | |
Akşam ile yatsı arası öyle bir vakittir ki, bu sürenin içindeki saatlerde insanlar tamamıyla Râblerinden gafil ve habersiz olurlar. Bu sebepledir ki, tarikât şeyhleri bu gibi vakitlerde bu namazların kılınması için müridleri üzerinde baskı yaparlar. Bu namazların edâsı insan kalbine azâmetli bir nurun dolmasına sebep olur. Bu sebepledir ki, bu vakitlerde aşağıda sayıları belirtilmiş ve hadîslerdeki işaret edilen namazları kılmalısın. Allâh (c.c.) seni hidayetinde sabit kılsın. Hâkk Teâlâ, bu namazların kılınması hakkında Kur’ân-ı Kerim’de meâlen şöyle buyurmaktadır: "Güneşin zevâl vaktinde kayması ânından gecenin kararmasına kadar güzelce namaz kıl" (İsra s. 78) Şu hadîs-i şerif rivayet edilmiştir: Efendimiz (s.a.v): "Herhangi bir kimse akşam namazından sonra altı rekât namaz kılar ve bu rekâtlar arasında kötü söz söylemezse bu kılınan namaz 12 senelik ibâdete eşit olur." (İbni Mâce) Ayrıca "Akşam namazından sonra 20 rekât namaz kılan kişiye Hak Teâlâ (c.c.) Cennette bir ev yapar" (İbn Mâce) hadîsi rivayet edilmiştir. Abdullah bin Mes’ud (r.a.)’in akşam ile yatsı arasında kılınan namazları kastederek, "Gaflet saati ne kadar güzeldir!" deyip durduğu nakledilmiştir. Huzeyfe (r.a)’den şu hadîs rivayet edilmiştir: Huzeyfe (r.a) der ki: "Bir gün Efendimiz (s.a.v)’e giderek onunla birlikte akşam namazını kıldım, kendisi yatsı namazına kadar namaz kılmıştı." (Nesâi) (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.130-131) | |||
| İMAM-I AZAM’IN İLMİ VE ZÜHDÜ-24 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 24 Jan 2026 | 00:02:33 | |
Ebû Hanîfe (r.a.) ilim öğrenmekle meşgûl olmuş, bu konuda olanca gücünü sonuna kadar sarfetmiş ve nihayet başkalarının elde edemediği bir dereceye ulaşmıştır. Ebû Hanîfe (r.a.) bir gün Mansur’un huzuruna girer. Mansur’un yanında İsâ b. Musa vardır. Îsâ, Mansur’a "Bu şahıs, günümüzde dünya çapında bir âlimdir" der. Ebû Hanîfe (r.a.) rüyâsında Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kabrini açtığını görür. Rüyâsı Muhammed b. Sîrîn (r.a.)’e anlatılınca İbn Sîrîn (r.a.), "Bu rüyâyı gören kişi, daha önce hiç kimsenin elde edemediği bir ilmi elde edecek" der. Mis‘ar b. Kidam (r.âleyh) "Fıkıhta Ebû Hanîfe (r.a.), zühdde el-Hasen b. Sâlih hariç Kûfe’de hiç kimseyi kıskanmam" demiştir. Mis‘ar bir başka ifâdesinde "Yüce Allâh ile arasına Ebû Hanîfe (r.a.)’i koyan kimsenin korkmayacağını umarım ve o kimse kendi nefsi açısından ihtiyâtlı olmakta kusûr etmiş olmaz" demiştir. Fudayl b. Iyâz (rh.a) şöyle der: "Ebû Hanîfe (r.a.) fıkıh bilgini olup, bu ilim dalıyla meşhûr olmuş, takvâsıyla bilinen bir kimse idi. Zengin, kapısına gelen herkese bol bol vermekle meşhûr, gece-gündüz sabırla ilim öğrenen, dîni güzel yaşayan, çok susan, az konuşan bir kişi idi. Kendisine haram veya helâl konusunda bir mesele gelmedikçe konuşmazdı. Kendisi iyiliksever ve hakkı gösteren bir kimse idi. Sultânların mallarına iltifât etmezdi. Hâkkında sahîh hadîs bulunan bir mesele ile karşılaştığında sahabe ve tâbiînden bile rivayet edilse hadîse uyardı. Aksi takdirde kıyâsa başvurur ve kıyâsı güzel yapardı." (Muhammed Abdurreşid En-Nûmanî, | |||
| BÜYÜK MÜHENDİS TAKİYYÜDDİN RAŞİD-23 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 23 Jan 2026 | 00:03:15 | |
14 Haziran 1526 tarihinde Şam’da Türk kökenli bir ailenin içinde dünyaya geldi. İlk eğitimini babası Kadı Zeynüddin Maruf Efendi’den alan Takiyyüddin ilim tahsiline devam etmek için ailesi ile birlikte 1550’li yıllarda İstanbul’a geldi ve burada birçok önemli bilimsel toplantılara katıldı. Bu toplantılarda Semerkant gözlemevinin kurucularından Kutbettin Efendi, Takıyyüddin’in astronomiye merakını fark etti ve Takıyyüddin’i astronomiye yönlendirdi. Takıyyüddin 1585 yılında İstanbul’da vefat etti. Matematik, astronomi, trigonometri, fizik, optik, mekanik ve tıp alanında çeşitli eserleri ve çalışmaları vardır. Takıyyüddin’in sayesinde İstanbul’da 1575 tarihinde Tophane sırtlarında rasathane inşa edilmiştir. Bu tarihin önemi, o anda Avrupa’daki ilk gözlemevi olmasıdır. Gözlemevi 1575/1576 yıllarında faaliyete başlamıştır. 22 Ocak 1580 tarihinde kapatılmıştır. Yerin ve gezegenlerin hareketlerinde düzensizliklerin olduğunu hesaplamış ve günümüz değerlerine yakın değerler ölçmüştür. Takiyyüddin Osmanlı dünyasında yaygın kullanılan Uluğ Bey Zic’inin yerine geçebilecek yeni bir zic hazırlamak istemiştir. Buna göre bir rasat programı hazırlamıştır. Takiyyüddin’in Sidretü’l Münteha adlı eserinde Güneş eksentrisitesinin hesaplanmasına ilişkin çalışmasında "Üç Gözlem Noktası" yöntemini kullanarak, Kopernik’in 24", Tycho’nun 45" derece bulduğu değerlere daha doğruya yakın bir değer ile apsisler doğrusunun yıllık hareketini, 63" derece bulmuştur. Gerçek değer ise 61" derecedir. Takiyyüddin’i trigonometri üzerine yaptığı çalışmalarda sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantın tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır. Çağdaşı Kopernik çalışmalarında trigonometriden bahsetmemiştir. Osmanlı Medeniyetinin yetiştirdiği en önemli mühendislerden biri kâbul edilen Takiyyüddin, sayısız alet yapmıştır. Mekanik saatler, kaldıraçlar, kuyulardan su çekmeye yarayan aletler ve en önemlisi de astronomik rasatlar için tasarladığı sayısız araç ve gereç sayılabilir. (Hakan Ayvaz, Osmanlı Astronomisi ile Avrupa Astronomisinin Takıyyüddin Er-Rasıd ve Tycho Brahe Örnekleriyle Karşılaştırılması, s.51-69 | |||
| MİSVAK’IN SAĞLIK YÖNÜNDEN FAYDALARI-22 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 22 Jan 2026 | 00:03:00 | |
Peygamberimiz (s.a.v.)’in hiç terk etmedikleri sünnet-i seniyyelerinden olan ve hakkında “Ölümün dışında, misvak her derdin devâsıdır.” (Câmi‘u’ssağîr) buyurdukları misvak-ı şerifin insan sağlığı üzerindeki bazı olumlu etkileri şunlardır: Ağzı temizler, diş çürüklerine ve çeşitli hastalıklara neden olan mikropları öldürür. Yapılan araştırmalarda hastalıkların mühim bir kısmının ağızda meydana gelen mikroplardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Misvak kronikleşen akciğer hastalıklarının tedavisinde balgam söktürücü etki yapar. Misvakın kabuğunda bulunan Saponin iyi bir temizleyici maddedir. Öksürüğe ve solunum yolları hastalıklarına karşı faydalıdır. Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, misvakta tespit edilen saprofit gram negatif bakterilerinin faydalarından bahsedilmiştir. Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Misvakta bulunan glukozit isimli şeker, kalp ve damar hastalıklarına faydalıdır (Tükrük salınımını artırarak) midenin gıdaları hazmetmesini kolaylaştırır. Misvakta bulunan kalsiyum bağırsakta gıdanın daha iyi emilmesini sağlar. Misvak anti-ülserojendir. İshali önler. Misvak kabuğunda az miktarda bulunan mazı tozu bu görevi yerine getirir. İçeriğindeki steroller vasıtasıyla kolestrolü düzenler. Misvakın yapısında bulunan “steroller” ayrıca pankreası aktive edici özelliğe sahiptir. Zihni kuvvetlendirir. Sakinleştirici etkisi vardır. Misvak, kalsiyum ve fosforlu topraklarda bol yetişir yani misvakta fosfor bulunur. Fosfor beyni çalıştırır. Dişlerini devamlı misvaklayarak dişlerini beyazlatanlar, beyinlerine de berraklık ve zindelik sağlamış olurlar. Misvakta bulunan kalsiyum, potasyum gibi minerallerin de zihin için önemi vardır. Bu konuda Hz. Ali (r.a.): “Misvak kullanmak dimağı (beyni) kuvvetlendirir.” buyurmuşlardır. Beyin ile ilgili rahatsızlıklar olan sara (konvülzüyon) ve epilepsi tedavisinde misvak parçaları kaynatılarak burna damlatılmak suretiyle kullanılır. (Ömer Muhammed Öztürk, Misvak ve Hacamat s. 12-25) | |||
| İSLAMIN HER HÜKMÜ ADİLDİR-21 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 21 Jan 2026 | 00:02:19 | |
İslam’da çok eşliliğin belirli sınırlar içinde caiz olduğu, “Eğer yetimlerin hakkına riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.” (Nisâ s. 3) ayet-i kerimesi ile sabittir. Sahih-i Buhârî’de geçtiği üzere, Urve bin Zübeyr (r.a.), Hz. Âişe (r.anha) validemize bu ayetin neden indirildiğini sormuş, Hz. Âişe (r.anha)’da şu bilgiyi vermiştir: “Ey kardeşimin oğlu! Bazı yetimler, velilerinin gözetiminde ve terbiyesinde bulunur. Velileri, bu yetimlerin malına ve güzelliğine ilgi duyarak, onlarla olması gerekenden daha düşük bir mehir karşılığında evlenmeye kalkışırlar. İşte bu ayetle veliler, adaleti sağlamaya davet edilmiş; yetimlerle adil bir şekilde mehir belirlemeden evlenmekten men edilerek, kendileri için helal olan başka kadınlarla evlenmelerine izin verilmiştir.” Buradan anlaşılıyor ki, adil İslam hukukumuz, yetimlerin hakkına riayet etmeyen, dinî ve insani değerlere uygun olmayan davranışları erkeklere yasaklamış ve onları doğru bir yola yönlendirmiştir. Bu ilâhî emirleri yerine getiren bir Müslüman, hiçbir zaman kendi arzularına veya şahsi çıkarlarına göre hareket ederek himayesi altındaki yetimlerin haklarına ve hayat saadetine zarar veremez. Ancak meşrû sınırlar içinde hareket ederek, beğendiği kadınlarla adalete riayet etmek şartıyla dörde kadar evlenebilir. Bu hüküm, şer’î bir izinle sabit olduğu için, kimsenin bu uygulamaya itiraz etmeye hakkı yoktur. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 107) | |||
| ŞÂ’BAN AYININ FAZİLETLERİ-20 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 20 Jan 2026 | 00:02:59 | |
Hz. Âişe (r.anhâ) buyurmuştur ki: “Resûlullâh (s.a.v.)’in Ramazân Ayı’ndan başka hiçbir ayı baştan sona kadar oruçlu geçirdiğini görmedim. Şâ’ban Ayı’nda oruç tuttuğu kadar da başka hiçbir ayda oruç tuttuğunu görmedim. Şâ’ban Ayı’nı, pek az günleri müstesnâ, oruçlu geçirir, hattâ (bâzan) Şâ’ban Ayı’nda başından sonuna kadar oruç tutardı.” (Tirmizi) Mü’minler Şâ’ban Ayı’nda gâfil bulunmayıp, işlemiş olduğu günâhlara tevbe ve istiğfâr ederek, Ramazân Ayı’nı karşılamak için hazır olması ve Şa’ban ayında Allâhü Te’âlâ’ya yalvarması, bu ayın sâhibi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz vâsıtası ile Allâhü Te’âlâ’ya kavuşmağa çalışması lâzımdır. Bu şekilde kalbinin fesâdlığını ıslâh ve gönül hastalıklarına deva etmelidir. Tevbeyi yarına bırakmamalıdır. Zîra günler üçtür; Biri dündür, geçti. Diğeri amel günü olan bu gündür. Diğeri de, yarınki gündür, o ise emelden ibârettir. Çünkü yarına çıkıp çıkamayacağını bilmiyorsun. Geçen gün ibret, bugünkü gün ganîmet, yarın ise tehlikelidir. Bunun gibi aylar da üçtür. Biri Receb’dir ki, geçti. Geri dönmesi düşünülemez. Birisi Ramazân’dır, beklenmektedir. Ona kavuşup kavuşamayacağını bilemezsin. Şa’ban bu iki ayın arasında köprü gibidir. Bunun için, içinde bulunduğun Şa’ban Ayı’nda, tâat ve ibâdeti ganîmet ve büyük kazanç bilmen gerekir. (Gavs-ı A’zâm Abdülkâdir Geylânî (k.s.) Gunyetü’t-Tâlibîn, s.279-282) Şâ’ban-ı Şerîf’te okunacak duâ: “Allâhümme bârik lenâ fî şâ’ban ve belliğnâ ramazân vahtim lenâ bi’l-îmân ve yessir lenâ bi’l- Kur’ân.” (Bu duânın, sayı sınırı olmamakla berâber, Şâ’ban-ı Şerîf boyunca günde 100 defa okunması çok fazîletlidir.) Şa‘ban-ı Şerîf duâları: İlk on (10) gün: “Yâ latîfü celle şânüh” İkinci on (10) gün: “Yâ rezzâku celle şânüh” Son on (10) gün: “Yâ azîzü celle şânüh” (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.55) | |||
| BİR BATILININ GÖZÜNDEN OSMANLI-19 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 19 Jan 2026 | 00:02:44 | |
Osmanlılar deyince aklınıza neler geliyor? Istanbul'un silüetini süsleyen camiler mi yoksa ürkütücü Türkler veya Avrupa'nın hasta adamı gibi klişeler mi? Osmanlı imparatorluğu I. Dünya savaşı'ndan sonra yıkılmış olsa da kültürel mirası birçok yerde şaşırtıcı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Osmanlılar altı yüz yıldan fazla süren Avrupa. Asya ve afrika'yı kapsayan bir imparatorluktu. Osmanlı'da yetmiş iki farklı etnik grup yönetildi, en az on iki dil konuşuldu. İlk Osmanlı başkenti Bursa'nın toplumsal merkezi caminin etrafında şekillenmişti. Çarşılar okullar, hastaneler yaşlı bakım evleri. Hamamlar ve aşevleri halka ücretsiz hizmet veriyordu. Kilise ve sinagoglar da camilere yakındı. Osmanlı Devleti bir meri tokrasiydi. Yani bir çobanın oğlu bile yeteneğini kanıtlarsa sadrazamlığa kadar yükselebilirdi. Sultanlarsa birer kan dökücü bağnaz değil şiir yazan, üç dil konuşan, son derece eğitimli ve sofistike insanlardı. Osmanlı'nın başarıları bilimden edebiyata, mimariden müziğe kadar birçok alana yayıldı. Ancak Osmanlılar her zaman göçebe kökenlerine sadık kaldılar. Doğayla yan yana yaşamayı, onu sömürmemeyi bildiler. Dünyanın ilk hayvan hastanelerini kurdular. Başmimar Sinan, İstanbul'un görkemli Süleymaniye Camii'ni inşa ederken, kandil ve yağ lambalarından çıkan dumanın su filtresinden geçecek şekilde bir kubbe tasarladı. Filtrelenmiş is böcek kovucu özellikte yüksek kaliteli mürekkebe dönüştürüldü ve ince el yazmaları yazmak için kullanıldı. Temiz hava ise şehre bırakıldı. Bu 16. Yüzyıla özgü eşsiz bir geri dönüşüm yöntemiydi. Bugün kahvenizi yudumlarken, yoğurdunuzu yerken, bir Osmanlı kanepesinde dinlenirken Osmanlıları ve kültürel miraslarını hatırlayın. (Diana Darke) | |||
| MUSA (A.S.) ZAMANINDAKİ BAKARA HADİSESİ-18 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 18 Jan 2026 | 00:03:26 | |
Fâili meçhul,tartışmalara yol açan bir katl hâdisesi, Musa (a.s)’a arzedilmiş o da kimde bilgi varsa bize bildirsin diyerek halka seslenmiş, hiç kimsede bir bilgi bulunmadığı görülünce, Râbbinden sorup öğrenmesi istenilmişti. Bunun üzerine Yüce Allâh onlara bir inek boğazlamalarını emretmişti. Kur’ân’da şöyle açıklanır: "Bir zaman da Musa kavmine: Allâh size her halde bir inek boğazlamanızı emrediyor!" demişti. Onlar:"Bizi eğlence mi ediniyorsun?" demişti. Musa da:"Ben câhillerden olmaktan Allâh’a sığınırım!" demişti. (Onlar, öyle ise) bizim için Râbbine duâ et de onun ne olduğunu (kaç yaşında olacağını) bize iyice açıklasın." demişlerdi. (Musa):Allâh diyor ki: o, ne çok yaşlı ne de pek genç değil, ikisi ortası bir dinç (inek)tir.Artık emrolunduğunuz şeyi yapınız!" demişti. (Onlar, tekrar): Bizim için Râbb’ine duâ et de onun rengi nedir? bize tam açıklasın?" dediler.O da: (Râbb’im) diyor ki: O, bakanlara ferahlık verecek sapsarı bir inektir!" demişti.Onlar:Bizim için Râbb’ine duâ et de o nedir? Apaçık anlatsın bize.Çünkü bizce bir çok inekler birbirlerine benzerler.Allâh dilerse (istenilen ineği bulmaya) muvaffak oluruz." demişlerdi. (Musa): Râbbim buyuruyor ki: o, ne boyunduruğa koşulup arâzi sürecek, ne ekin sulayacak bir inek değildir, salmadır.Hiç alacası da yoktur." dedi. Onlar: “İşte şimdi hakikati getirdin (vasfını tam bildirdin) dediler.Bunun üzerine o ineği (bulup) boğazladılar ki az kaldı (bunu) yapmayacaklardı. Hani siz bir kimse öldürmüştünüz de onun (katili) hakkında birbirinizle atışmıştınız.Halbuki Allâh sizin gizleyecek olduğunuz şeyi açığa vurandı.Onun için biz ona (Öldürülen adama, boğazlanan ineğin) bir parçası ile vurunuz!" demiştik. İşte Allâh böylece ölüleri diriltir size ayetlerini gösterir. Gerekir ki aklınızı başınıza alasınız." (Bakara s. 67-73) Boğazlanan ineğin bir parçasıyla vurulunca maktul diriltildi. Musa (a.s.) kimin öldürdüğünü sordu. O da kimin öldürdüğünü haber verdikten sonra ölü haline döndü. (M.Asım Köksâl, Peygamberler Tarihi, s.83-84) | |||
| MİDENİN ÂFETLERİ-17 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 17 Jan 2026 | 00:02:25 | |
Ölü hayvan, hırsızlık malı, içki, domuz, vakıf malları ve bunlar gibi haram olan nesneleri yemek midenin âfetlerindendir. Oruç tutma kastı veya misafirden utanma meselesi yoksa fazla yemek, bedene zarar veren toprak, çamur ve benzeri şeyleri yemek ve içmek de mide âfetlerindendir. İçinde necis bulunan yılan eti ve kunduz gibi hayvanları tedavi için yeme hususunda görüş farkları olmuştur: Hastalık için bunlardan başka tedavi çaresi olmadığında caizdir, diyenlere karşılık, tedavi bunlara inhisar etmese bile şifâ oldukları biliniyorsa yenmeleri caizdir, diyenler de olmuştur. Fakat ihtiyata daha uygun olanı, bu gibi necis şeylerden mutlaka sakınmaktır. Sokaklarda halka karşı bir şeyler yemek, yolda yürürken bir şeyler çiğnemek, kabristanda yemek yemek, kahkahayla gülmek ve cenaze vuku bulan evde cenaze dolayısıyla hazırlanmış yemekten yemek mekruhtur. Sofrada kendi önüne gelen kısımdan değil de kabın ortasından veya başkasının önüne gelen kısımdan yemek mekruhtur. Ancak bir kaç çeşit yemek bulunursa o takdirde sofra ortasına el uzatılır. Ağızda arta kalan yemek kalıntılarını ve bir de sümük, tükrük ve balgamı kıble cihetine ve câmilerin içine atmak da mekruhtur. Bardağın kırık tarafından su içmek ve su içerken bardağa solumak da böyledir. Aşırı sıcak yemek yemek ve koklamak da mekruhtur. Fâsıkların, riyakârların ve emirlerin yemeğini yemek, zorla alındığı ve içinde hoş karşılanmayan bir şey olduğu bilinmiyorsa, haram değildir, belki müstehabdır. (Birgivi, Tarikatü’l-Muhammediyye Tercümesi, s. 445) | |||
| RESÛLÜ (S.A.V.)’E İTAAT, ALLÂH (C.C.)’A İTAATTİR-16 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 16 Jan 2026 | 00:02:55 | |
Allâhü Teâlâ, Resûlü (s.a.v.)’e olan itaatin, teslimiyetin ve bağlılığın bizzat kendisine yapılmış olacağını birçok ayetinde belirtmiştir. Hâkk Teâlâ buyurur ki: "Hayır! Râbbine andolsun ki, aralarında ihtilâf ettikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı, kalplerinde sıkıntı duymadan tamamen kâbul etmedikçe imân etmiş olmazlar." (Nisa s. 65) Ve yine Resûlullâh (s.a.v.)’in emrine tabi olmayı gerektiren bir delilde, Allâhü Teâlâ’nın şu ayet-i kerimesidir: "Resûlullâh’ın çağrısını, aranızda bazınızın bazınızı çağrısı gibi tutmayın. Allâh, içinizden başkalarını siper edinerek sıvışıp gidenleri çok iyi bilir. Resûlullâh’ın emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." (Nur s. 63) Allâhü Teâlâ, bir ayetinde daha buyurmaktadır ki: "Resûl size ne verdiyse onu alın. Size ne yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr s. 7) Bu Ayetler ve daha nice ayetler, Resûlullâh (s.a.v.)’in emrine tâbi olup ona itaatin gerekli olduğunu göstermektedir. Resûlullâh (s.a.v.)’in emri reddedilmez. Çünkü Allâhü Teâlâ, Resûlü (s.a.v.)’e itaat edilmesini farz kılmıştır. İmâm Beyhaki (rh.a) şöyle dedi: "Şayet sünnet dinde delil olmasaydı, Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisiyle berâber bulunanlara, dinlerini öğrettikten sonra vermiş olduğu hutbesinde şöyle buyurmazdı: "Burada bulunan kişiler, bulunmayanlara anlattıklarımı aktarsınlar. Umulur ki anlatılan şahıs burada dinleyenden daha anlayışlı ve kavrayışlı olabilir." Ve yine sünnet delil olmasaydı Resûlullâh (s.a.v.): "Allâhü Teâlâ bizden bir hadisi dinleyip de bunu başka bir kişiye anlatarak vazifesini yerine getirenin yüzünü parlatsın. Olur ki anlatılan kişi dinleyenden daha kavrayışlıdır." buyurmazdı. (İmâm Suyutî, Akidede Sünnetin Yeri, s. 11-14) | |||
| Mİ‘RÂC GECESİNDE KILINACAK NAMÂZ VE OKUNACAK DUÂ-15 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 15 Jan 2026 | 00:02:47 | |
Receb-i Şerîf’in yirmi yedinci gecesi on iki (12) rek‘atnamâz kılınır. Her iki rek‘atta bir selâm verilir. Her rek‘atta bir(1) Fâtiha ve on bir (11) İhlâs okunur. Namâzdan sonra yüz(100) defa Salevât-ı Şerîfe ve bir kere şu duâ okunur:“Allâhümme innî eselüke bi-müşâhedeti esrâri’lmuhibbîne ve bi’l- hılveti’lletî hassante bi-hâ seyyidi’lmürselîn. Hîne üsriyet bihî leyletü’s- sâbi’u ve’l-ışrûneen-terhame kalbiye’l- hazîne ve tücîbe da‘vetî yâ ekrame’lekramîn. Âmin!”RECEBİN YİRMİ YEDİNCİ GÜNÜ VE GECESİİBÂDETLERİHasan-ı Basrî (r.a.) anlatmıştır: “Abdullâh b. Abbâs (r.a.)Recebin yirmi yedinci günü sabahından i‘tibâren i‘tikâfa girerdi. O, öğle vaktine kadar namâz kılardı. Öğle namâzınıkıldıktan sonra biraz istirahât eder, sonra (dört rek‘at)namâza durur: Her rek‘atta; bir Fâtiha, üç Kadir sûresi(İnnâ enzelnâhu fî leyleti’l-kadr), elli (50) İhlâs sûresini (kulhüva’llâhu ahad), bir Felâk ve bir Nâs sûresini okuyarakkılardı. Sonra ikindi vaktine kadar duâ ederdi. İbn-i Abbâs(r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’in böyle yaptığını da söylerdi.”Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivâyet edilmiştir: Resûlullah(s.a.v.): Recebin yirmi yedinci günü oruç tutan kimseiçin, Hâkk Teâlâ, altmış ay oruç tutmuş sevâbını yazar.Ve o gün Nebî (s.a.v.) üzerine Cebrâil (a.s.)’ın AllâhüTeâlâ tarafından peygamberlik vazîfesini indirdiği ilkgündür.” buyurdular.Öyle ise bu gecede kazâ namazı olan biraz kazâ namazı veya nafile namaz kılmalı ve Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır.Günâhlarını düşünerek tevbe istiğfâra devam etmeli, Peygamber (s.a.v.)’e Salavât-ı Şerîfe’yi fazlaca getirmeli, zikir,tevhid, duâ ve niyazda bulunarak bu gecenin nurundan vefeyzinden istifade etmelidir.(Abdulkâdir Geylâni (k.s.), Gunyetü’t-Tâlibîn, s.272) | |||
| Mİ’RÂC’IN RÛH VE BEDENLE OLUŞU-14 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 14 Jan 2026 | 00:03:12 | |
İmâm-ı Râzi (rh.a.) diyor ki gerçeği araştıran zâtlar buyurmuşlar ki: Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Peygamber (s.a.v.)’in rûh vecesedi ile birlikte Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya alıpgötürdüğünün delîli Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîfler’dir.Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen:“Her türlü eksiklikten münezzeh olan Cenâb-ı Hakk,bir gece kulunu, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i alıp Mescid-iHarâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürdü.” (İsra s. 1) buyurulmuştur. Muhakkak ki Âyet’teki abd (kul) sözü, rûhla cismin birleşiminin adıdır. Bundan İsrâ’nın rûh ve bedenle birlikte olduğuanlaşılır.Buna diğer bir delîl de şudur. Meâlen: “Bir kulu namâzkılarken, (onu namâzdan) men eden (adam) gördün müsen?” (Alak s. 9-10) buyurulmuştur. Bu Âyet’teki abd (kul) sözünden maksad, cesedle rûhun toplamı olduğunda şübhe yoktur.Bir de, mealen: “(Bana) şu hakîkatte (vahyedilmiştir).Allâh’ın kulu O’na ibâdet için (namâza kalktığı zamân” (Cins.19) Âyet’inde buyurulan abd (kul) sözünden maksad, rûhla cesedin toplamı olduğunda şübhe yoktur.Bunun gibi “Esrâ bi-abdihî” şerefli sözü de bu mânâdadırve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in (Esra bi) yani, “Beni gece alıpgötürdüler ve seyrettirdiler” buyurduklarından da bu mânâanlaşılmaktadır. Olayın bu şekilde olduğu açıktır. Bunun aksinibildiren bir delîl yoktur.Bir de diyorlar ki Hz. Peygamber (s.a.v.), bu İsrâ haberinihalka bildirdiği zamân çok kimseler inanmadı. İmânı zayıf olankimselerden de niceleri eski dînlerine döndüler. Ahmak kimseler de inanmadılar. Eğer İsrâ olayı, rüyâda oldu diye bildirilseidi hiç inanmayan olur muydu. Gidişi de Burak’la olduğu bildirilmiştir. Burak ise cisimleri götürmek içindir. Doğrusunu bilenAllâh (c.c.)’dur.İbnü’l Münir, İsrâ’nın gece oluşu şundandır diyor: Gecenin hâli gündüze göre daha gizlidir. Mü’mînlerin görünmeyene îmân yönünden îmânları artsın diye ve kâfirlerin küfrüziyâdeleşsin diye gece oldu.(İmâm-ı Kastalânî, İlâhi Rahmet, c.2,s. 20-21) | |||
| DİN HAKKINDA SORULAN EN GÜZEL SORU-13 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 13 Jan 2026 | 00:02:35 | |
Ensardan, sahâbiye bir hatun olan Hz. Esma bintiYezid (r.anha), Resûlullâh (s.a.v.) huzuruna gelerek:"Ya Resûlullâh (s.a.v.), anam babam sana feda olsun, Müslüman hanımlar tarafından elçi olarak yanınıza geldim. Şüphesiz Allâhü Teâlâ sizi erkek ve kadınlara Peygamber olarak gönderdi. Bundan dolayı bizkadınlar topluluğu sana iman ettik. Allâh'a iman ettik.Fakat biz kadınlar evlerde koruma içinde ve örtülerimizde kapalı duruyoruz. Beylerimizi evlerinde bekliyoruz.Onların arzuları bizimle tamamlanıyor. Onların çocuklarını karnımızda taşıyoruz. Bütün bunlara rağmen birçoksevaplı işlerde, erkekler bizi geçiyorlar. Onlar Cuma namazına ve cemaatle namaz kılmaya katılıyor, hastalarıziyaret ediyorlar, cenazelere katılıyorlar. Hac üzerinehac yapıyorlar. Bütün bunlardan daha üstünü cihadediyorlar. Onlar hac, umre ya da cihad için gidince bizkadınlar onların mallarını koruyor, onlara elbise hazırlıyoruz. Onların çocuklarına bakıyoruz. Acaba biz onlarınsevabına ortak değil miyiz?"Resûlullâh (s.a.v.) bunu duyunca Sahabe Kirâm(r.a.e.)'e dönerek, "Siz din hakkında bu kadındandaha iyi soru soran birini duydunuz mu?" buyurdu.Sahabîler (r.a.e.) "Ya Resûlullâh (s.a.v.), biz bir kadınınböyle soru sorabileceğini hiç düşünemezdik." dediler.Ondan sonra Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Esma (r.anha)'yadönerek şöyle buyurdu: "Dikkatli dinleyip anla. Senigönderen kadınlara şöyle de "Kadının kendi kocasıyla iyi geçinmesi, onu memnun edecek şeyleriaraştırıp ona göre hareket etmesi (onların işlediği)bütün amellerin sevabına eşittir." Hz. Esma (r.anha)cevabı duyunca son derece sevinçli olarak geri döndü.(Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.124) | |||
| PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN KABR-İ ŞERİFİNİ ZİYARET EDERKEN OKUNACAK ZİKİRLER-10 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 12 Jan 2026 | 00:01:52 | |
Mescid-i Nebeviye veya başka bir mescide girerken okunan duâ ve salavat-ı şerifeyi birleştirerekşöyle duâ edilebilir:"Allâh’ın adıyla ve Resûlullâh’ınsünneti üzere. Râbbim! (Gireceğim yere) doğrulukve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerdende) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Bana yardımcı bir kuvvet ver. Allâh’ım! Hz. İbrahim ve ailesinesalat ve selam eylediğin gibi, Resûlullâh (s.a.v.) veailesine de salat ve selam eyle! Sen övgüye layıksın,şanı yüce olansın. Allâh’ım! Hz. İbrahim ve ailesinimübarek kıldığın gibi, Resûlullâh (s.a.v.) ve ailesini de mübarek kıl! Sen övgüye layıksın, şanı yüceolansın. Allâh’ım! Günâhlarımı bağışla. Bana rahmetkapılarını aç."Mescide girdiğinde iki rekât tahiyyetü’l-mescitnamazı kılar. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kabr-işerifinin yanma gelir ve şöyle selam verir: "Allâh’ınrahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allâh’ın Resulü!Allâh’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allâh’ınHabibi! Allâh’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun eyâlemlere rahmet olarak gönderilen! Allâh’ın rahmetive selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin efendisi!Allâh’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin sonuncusu! Allâh’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Nebi! Allâh’ın rahmeti ve selamı sana, aile efradına, tüm ashabına, ehl-i beyt’ineve diğer peygamberlere ve Allâh’ın salih kullarınaolsun! Ey Allâh’ın elçisi!"(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c. 4, s. 442-444) | |||
| MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARININ TIBBA KATKILARI-12 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 12 Jan 2026 | 00:02:24 | |
İslam düşüncesinde tıp ve tıbbî bilimler önemli biryer tutar. İslam beden ve çevre temizliğine olduğu kadar akıl ve ruh sağlığına da büyük önem atfetmiştir.İslam tıbbı Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında karşılaştığı çeşitli hastalıklara maddi ve manevi olarakyapılmasını önerdiği sözleriyle başlamıştır. Daha sonra bu sözler Tıbbu’n- Nebevî biçiminde kitaplaşmışve hadis kitapları içerisinde ayrı bir bölüm olarak yeredinmiştir.Tıp alanında Ebû Bekir er-Râzî (ö. 925), İbn Sînâ(ö.1037), Birunî (ö. 1061), İbnu’n-Nefis (ö.1288), Akşemseddin (ö.1459) gibi Müslüman bilim adamları vehekimler son derece önemli çalışmalarda bulunmuşlardır. Tıp bilim tarihinde önemli bir yer edinen Müslüman âlimlerden biri aynı zamanda filozof da olan elKindî (ö.866)’dir. O, dış fizikî etkenlerin, insanın ruh,hissiyat ve iç duygularında etki meydana getirdiğinitespit etmiş, bu etkiyi ölçme birimi olan psikofizyolojiyikurmuştur. Civanın zehirleyici özelliğini azaltarak yada tamamen yok ederek onu ilaç bileşiminde kullanantıp bilim adamı da yine Kindî olmuştur.Ameliyatlarda anesteziyi kullananlar da Müslümanhekimler olmuştur. Tıp tarihinde anesteziyi kullanan ilkhekim ise Sabit b. Kurrâ (ö.901)’dir. İslam tıbbı yaniMüslüman hekimlerin tıbbi hastalıklar ve tıp ilmi ileilgili bilgi birikimi ve çalışmaları Batı yahut Avrupa tıbbının oluşmasına temel teşkil etmiştir. Avrupa tıbbınıntemeli oluşturan bu çalışmalardan birisi de Zehrâvî (ö.1013)’nin Kitabu’t-Tasrif adındaki tıp ve cerrahi üzerine yazılmış otuz bölümden oluşan ansiklopedisidir.(Selim Özarslan, İslam Düşüncesi ve Müslüman Bilim İnsanları, s. 39-40) | |||
| ABDESTLİ OLMAYAN, KUR’AN OKUYABİLİR Mİ?-11 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 10 Jan 2026 | 00:01:52 | |
İslâm âlimleri abdestsiz ve cünüp olanların, hayız görenve yeni doğum yapan kadınların kalple ve dille Allâh (c.c.)’uzikredebilecekleri konusunda fikir birliği etmişlerdir. Burada "zikretmekten" maksat Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh,Elhâmdülillâh, Allâhü ekber demek, Resûlullâh (s.a.v.)’esalâtü selâm getirmek ve duâ etmektir.Cünüp olan, hayız gören ve yeni doğum yapan kadınların Kur’ân-ı Kerîm’den az veya çok bir bölümü, hatta birayetin bir kısmını okumaları haramdır.Abdullah ibni Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göreResûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Âdet gören kadınve cünüp olan kimse, Kur’ân-ı Kerîm’den bir şey okuyamaz."Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar, bir sıkıntı vefelâketle karşılaştıkları zaman aşağıdaki ayet-i kerîmeleriduâ niyetiyle okuyabilirler:"İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn. Bizim bütün varlığımız Allâh’ındır ve sonunda yine O’na döneceğiz."(Bakara s. 156)Onlar binite binerken şu ayet-i kerîmeyi duâ niyetiyleokuyabilirler: "Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ vemâkünnâ lehû mukrinîn. Bu biniti bizim hizmetimize veren Allâh her türlü kusurdan uzaktır. Yoksa bizim bunagücümüz yetmezdi." (Zuhruf s. 13)Duâ ederken de şu ayet-i kerîmeyi okuyabilirler:"Râbbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhireti haseneten ve kınâ azâben nâr. Allâhım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabındankoru." (Bakara s. 201)Cünüp olanlar ile hayız gören kadınlar Kur’an okumayıdüşünmeden, duâ niyetiyle veya böyle bir niyeti olmadan"bismillâh", "Elhamdülillâh" diyebilirler. Bunları Kur’an okumak niyetiyle söylerlerse günâhkâr olurlar. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.31-33) | |||
| ALLÂH (C.C.)’UN KULUNU ŞÜKRE MUVAFFÂK KILMASI-09 OCAK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 09 Jan 2026 | 00:03:22 | |
Dâvûd (a.s.)’ın şöyle dediği nakledilir: "Yâ Râbbi, Sananasıl şükretmiş olurum ki! Benim sana şükrüm de, ancak senin nimet vermenle tamamlanır. Bu nimet de beni bu şükremuvaffâk kılmandır.’’ Bunun üzerine Hâkk Teâlâ şöyle nidâetti: "Bana şükretmekten âciz olduğunu anladığına göre,takatin ve gücüne göre şükretmiş oldun,"Hz. Peygamber (s.a.v.)’den şöyle rivayet edilmiştir: "Allâhü Teâlâ, kuluna bir nimet verdiğinde, kulu"Elhâmdülillâh" der, de bunun üzerine Allâhü Teâlâ şöyle buyurur: Kuluma bakınız. Ben, ona kıymetsiz bir şeyverdim de o, bana değer biçilmez bir şey verdi." Bu hadisin izahı şudur: Cenâb-ı Hâkk, kuluna nimet verdiğinde,bu, o açken onu doyurması, susuzken ona su nasip etmesi,çıplakken onu giydirmesi gibi alışılagelmiş şeylerden biridir.Ama kul "Elhâmdülillâh" dediğinde bunun manası: Hamdedenlerden birisinin yaptığı her hâmd Allâh (c.c.)’a mahsusturve hâmdedenlerden birisinin yapmadığı fakat aklen yapılmasıgereken her hâmd de Allâh (c.c.)’a mahsustur.Arş’ın ve Kursî’nin meleklerinin, gök tabakalarında bulunanların, Hz. Âdem (a.s.)’den Hz. Peygamber (s.a.v.)’ekadar olan bütün peygamberlerin, velîlerin, âlimlerin, bütün mahlûkatın ve cennet ehlinin, "Bunların oradaki(cennetteki) duâları "Ya Allâh (c.c.), Seni tesbîh ederiz" sözüdür. Orada (birbirlerine sağlık temennileri veiltifatları) "selâm" (demeleridir) Duâlarının sonu da"Elhâmdülillâhirâbbilâlemin" dir" (Yûnus s. 10) diyecekleri bu vakte kadar yaptıkları bütün hâmdler, bu hâmde dahildir. Kulların ebedî olarak ve mütemadiyen yapacaklarıhâmdler sınırsızdır, işte bu sınırsız övgülerin tamamı, kulun"Elhâmdülillâhirâbbilâlemin" sözünün içinde bulunmaktadır. İşte bu sebebten ötürü, Cenâb-ı Allâh Hadîs-i Kudsîsinde:"Kuluma bakınız. Ben ona kıymetsiz tek bir nimet verdimde o, bana, sonsuz ve sınırsız şükürde bulundu" demiştir.(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.312) | |||
| ABDESTİN EDEPLERİ-08 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 08 Jan 2026 | 00:02:29 | |
Abdest alan kimse, yüzünü üç defa yıkadıktan sonrasakalını hilaller, fakat üç defadan fazla hilallemez. (İhramlı olan kişilerin durumu bu hususta farklı olup onların, sakallarını hilâllemeleri mekruhtur; zira bu, sakalkıllarının düşmesine sebep olur.)Eğer sakal sık olup altındaki deri görülmüyorsa, sakalın altındaki deriyi yıkamak farz değildir. Suyu, sakalınüzerinden geçirmek yeterlidir. Fakat eğer sakal seyrekolup altındaki deri görülüyorsa, sakalın altındaki deriyiyıkamak farzdır.Her bir uzvu, üzerinden su akıttıktan sonra ovalamakve böylece uzuvların güzelce ıslanmasını ve kuru hiçbiryer kalmamasını sağlamak sünnettir. (Özellikle de kışmevsiminde ovmaya ehemmiyet vermelidir, ta ki uzuvgüzelce ıslansın ve kuru bir yer kalmasın.)Abdest alan kimsenin, özürsüz olarak başkasındanyardım almaması, abdest esnasında dünya kelâmı konuşmaması, (Yani faydasız, mâlâyânî ve gereksiz şeyler konuşmamasıdır, gerekli olan bir şeyi söylemesindeise bir beis yoktur.) her bir uzvu yıkarken besmele çekmesi, suyu kullanma hususunda israfta ve ifratta bulunmaması, uzuvları üçten fazla yıkamaması, suyu yüzüneçarpmaması, suyu, üfürmek sûretiyle saçmaması, dudaklarını ve gözlerini sıkıca yummaması müstehaptır.Eğer dudakları ve gözleri sıkıca yumacak olursa dudakta veya göz kenarlarında kuru yer kalabilir ve böyleceabdest sahih olmaz.Abdest alan kimse yüzük ve benzeri şeyleri hareketettirir, ki böylece su, altına da ulaşsın. Eğer yüzük, altına su ulaşamayacak derecede sıkı olursa onu mutlakahareket ettirmek veya çıkarmak gerekli olur.(Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.55-56-57) | |||
| HZ. SA’D B. UBADE (R.A.)-07 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 07 Jan 2026 | 00:02:58 | |
Hazrec kabilesinin efendisidir. Ebu Sabit ile künyelenirdi. Cahiliyye’de yazı yazmasını bilirdi. Yüzücülüğüve ok atıcılığı iyiydi. Bu yüzden ona: “el-Kamil” denilirdi. O, babası ve çocukları cömertlikleriyle meşhur idiler.Onların bir yemekhaneleri vardı ve her gün kapısında:"Yağ ve et isteyen Düleym b. Harise’nin yemekhanesinegelsin.” diye seslenilirdi. Hz. Sa’d (r.a.)’ın yemek kabıPeygamber (s.a.v.)’in ve hanımlarının evine gönderilirdi.Akşam olunca suffe ashabından bir kişi, iki kişi veya birtopluluğu evine götürenler olurdu. Hz. Sad (r.a.) ise evine seksen kişi götürürdü. Hz. Sa’d (r.a.) şöyle dua ederdi: “Allâh’ım bana cömertlik yapabileceğim mal bağışla.Zira azı beni ıslah etmez.”İbn Abbas (r.a.)’ın rivayetine göre: “Resûlullâh(s.a.v.)’in her yerde iki sancağı vardı. Muhacirlerin sancağı Hz. Ali (r.a.)’da, Ensarın sancağı ise Hz. Sad b.Ubade (r.a.)’da idi.”Hz. Sa‘d (r.a.) hicretten sonra Hz. Peygamber’in yakın çevresinde bulundu ve önemli görevler üstlendi. 300kişilik askerî birlikle Medine’yi korumakla görevlendirildi.Bedir Savaşına çıkmak için hazırlandı. Fakat bir hayvantarafından ısırıldığı için katılamadı. Peygamber (s.a.v.):“(Bedire katılmak) için çok istekliydi” buyurdu. Rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı Bedir hariç bütün gazvelere iştirak etti. Bedir Savaşına yirmi deveyle destektebulundu. Bunu dikkate alan Hz. Peygamber (s.a.v.) savaşa katılamamasına rağmen kendisine ganimetten payverdi. Resûlullâh (s.a.v.) Kays b. Sa’d (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde: “Allâh’ım! Salat ve rahmetini Sad b. Ubade’nin ailesi üzerine kıl” buyurdu. Şamtaraflarında hicri 15 senesinde vefat etti.(İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.397) | |||
| YALAN SÖYLEMEK-06 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 06 Jan 2026 | 00:02:34 | |
Yalan günahların en büyüklerinden ve ayıpların ençirkinlerindendir. Ciddi de konuşsan, şaka da konuşsandilini yalana alıştırma. Şakayla yalan söylemek seniciddi konuşurken de yalan söylemeye götürür. Yalan,büyük günâhların aslı, esası ve anasıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Tirmizî'de geçen bir hadis-i şerifteşöyle buyuruyor. "Size doğru sözlü olmayı tavsiyeederim. Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennetegötürür. Bir kimse doğru sözlü olur ve doğruluktadevam ederse, o kimse Allâh indinde sıddık yazılır.Size yalandan da kaçınmayı tavsiye ederim. Yalaninsanı kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Birkimse yalan sözlü olur ve yalancılıkta devam ederse, o kimse de Allâh indinde yalancı yazılır."Yalan söyleyen biri olarak tanınırsan, güvenilirlik vedoğruluğun kaybolur. Kimse senin sözüne inanmaz. İnsanlar sana alaycı gözlerle, dalga geçerek ve aşağılayıcı şekilde bakarlar. Yalanın çirkinliğini anlamak istersen,başkalarının söylediği yalanlar, onlar hakkında kendiiçinde meydana gelen nefreti ve onların yaptıklarını nekadar kötü karşıladığını düşün.Sen yalan söylediğin zaman da başkalarının seniöyle gördüğünü bil. Sen kendi ayıp ve kusurlarını göremezsin. Ama aynı hataları başkası yaptığı zaman onunhatasını görebilirsin. Hataları başkasında gördüğünzaman onun ne kadar kötü bir şey olduğunu daha iyianlarsın.Senin başkasında gördüğün çirkinlikleri başkası dasende görürse, onlar da senin yaptıklarını işte öyle çirkin görürler. Öyleyse, çirkin işler yapıp da başkaları tarafından kötü bilinen bir kimse olmaya rıza gösterme.(İmam Gazalî, Bidayetu'l Hidaye, s.294-295) | |||
| MİZAHIN FAZLASI İYİ DEĞİLDİR-05 OCAK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 05 Jan 2026 | 00:02:56 | |
Ebû Davud'un Abdurrahman bin Ebû Leylâ (r.a.)'denyaptığı rivayete göre, Peygamber (s.a.v.) bir gece yolculuğu yapıyorlarmış, arkadaşlarından biri devesininüzerinde uyuya kalmış, bunu görenler bir kısmı uyuyanın yanındaki urganı çekip almışlar, adam korku içindeuyanmış. Buna muttali olan Resûlullâh (s.a.v.): "Bir Müslümana diğer bir müslümanı korkutmak helâl olmaz"buyurmuşlar. Mizahın fazlası iyi değildir, bu hususta nehiy yollu rivayetler vardır. Nitekim "Başkasının sözünehaklı, haksız itiraz etmek" bahsinde İbni Abbas (r.a.)'denrivayet edilen hadîs-i şerîfte buna işaret edilmişti.Evet, mizahın fazlası heybet ve vakarı düşürür, bâzıahval ve şahıslarda kinin doğmasına ve bir kısım kimselerde de kalbi öldüren gülmeye yol açar. Tirmizî'ninEbû Hüreyre (r.a.)'den yaptığı rivayete göre, Peygamber(s.a.v.) ashabına buyurdular ki: "Kim benden şu altıkelimeyi alır da onunla amel eder veya amel edecekolan kimseye öğretir?" Ebû Hüreyre (r.a.) "Ben, yâResulullâh!" dedim, diyor. Bunun üzerine Peygamber(s.a.v.) elimi tutarak o beş şeyi saydı: "Haram şeylerden sakın ki insanların en çok ibâdet edeni olasın.Allâh'ın sana ayırdığı rızka razı ol ki insanların enzengini sayılasın. Komşuna iyilik et ki kâmil mü'minolasın. Kendi nefsin için sevdiğin şeyi insanlar içinde sev ki dosdoğru Müslüman olasın. Bir de gülmeyiartırma, çünkü çok gülmek kalbi öldürür." Ebû Hureyre (r.a.)'den yaptığı rivayette, Peygamber(s.a.v.) buyurdular ki: "Şüphe yok ki kul bir kelime söyler, onu ancak meclistekiler gülsün diye söyler deo kelime sebebiyle yerle gök arasındaki mesafedendaha uzak bir düşüş düşer. Hem kişinin diliyle kayması, ayağıyla kaymasından çok beter olur."(İmam Birgivî, Tarikat-ı Muhammediye, s.400) | |||
| SÜNNETE YAPIŞMAK KURTULUŞUN ANAHTARIDIR-04 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 04 Jan 2026 | 00:02:47 | |
Tasavvuf yolunun büyükleri, Sünnet-i Seniyye’ye uymuş,takva yolunu tutmuşlardır. Sünnet-i Seniyye’ye uymakla vetakva yolunu seçmekle birlikte, eğer bu haller ve manevidurumlar ile şereflenirlerse, büyük ni’met bilirler. Eğer, buhallere ve manevi durumlara kavuşurlar, fakat sünnete yapışmakta ve azîmeti seçmekte gevşeklik olursa, bu hallerihiç beğenmezler ve böyle vecdi, yanî kendinden geçmeyiistemezler. Bu gevşekliği, felâketin başlangıcı bilirler. Çünkü,Hindistân’daki din adamlarından olan Cûkiyye ve Brehmenler ile eski Yunan filozofları da hakiki tecellî sanılan tecellîlereve misal alemindeki keşiflere ve Vahdet-i vücûd bilgilerinemâlik oldular. Fakat, rezîl ve rüsvâ olmaktan ve felâkete sürüklenmekten kurtulamadılar. Saâdetden mahrûm kalmaktan başka, ellerine bir şey geçmedi.Allahu Teâlâ’nın lütfû ve ihsânı ile, bu büyüklerin yoluna girdiğinize göre, onlar gibi olmanız lâzımdır. Onların yolundan kıl kadar ayrılmamalısınız. Ancak, böylece, onlarınyüksekliklerinden, bir şeylere kavuşabilirsiniz. Önce, Ehl-iSünnet vel-cemâ’at mezhebi âlimlerinin kitâplarında bildirilenlere uygun olarak, i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundansonra, farzları, vâcibleri, sünnetleri, müstehabları, helâlve harâmları, mekrûhları ve şüpheli olanları, Ehl-i Sünnetâlimlerinin fıkıh kitâplarından öğrenmeli ve yaptığınız işler,bu bilgiye uygun olmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra, sıraüçüncüsüne gelir ki, bu da, tasavvuf bilgileridir.Ehl-i Sünnet i’tikâdı ve fıkıh bilgilerine uygun işler, kuşuniki kanadı gibidir. Bu iki kanat sağlam olmadıkça, maddesiz,zamânsız âleme uçulamaz. Cenâb-ı Hakk Resûlullah (s.a.v.)Efendimiz’in mübarek sünnetlerini gözünün nuru bilenlerdeneylesin. Âmin. | |||
| PEYGAMBER (S.A.V.) EFENDİMİZ’İN ÜSTÜNLÜĞÜ VE O’NA SALAVÂTIN FAZÎLETİ-03 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 03 Jan 2026 | 00:03:09 | |
Resûlullâh (s.a.v.) buyuruyorlar ki: “Bir melek yanıma gelerek bana selâm verdikten sonra şöyle dedi: ‘Ben devamlıolarak seninle müşerref olmak için Allâh’ımdan müsaade istiyordum.’ Melek daha sonra şöyle dedi: ‘Ey Allâh’ınResûlü sana müjdeler olsun ki, Allâh’ın nezdinde sendendaha iyi bir hiç kimse yoktur.’”“Benimle kıyâmetin durumu (ha geldi, ha gelecek diye)yarış eden iki koşu atına benzer. Yine benimle sizin durumunuz, daha önce gönderilip düşman bu tarafa geliyordiye elbiselerini çıkararak işaret eden bir öncüye benzer.”“Kıyâmet günü bütün insanların efendisi, yer yarılarakkabrinden ilk çıkacak insanlara şefâât kabul edilecek yineben olacağım.” “Ben dört meziyetle insanlardan üstün kılındım; Cömertlikle, Cesurlukla, Zevcelerime karşı iyi davranmakla beden kuvvetiyle.”“Ey müminler bana salavât getiriniz ve tam manasıyladuâ ediniz. Sonra şöyle deyiniz: Allâhümme salli ala Muhammedin ve ala a’li Muhammed, ve barik ala Muhammed’inve alâ â’li Muhammedin kema bârakte a’la İbrahime ve, alââ’li İbrahim inneke hamidüm mecid. Allâh’ım, Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in ve aile efradının derecelerini yükselt vemakamlarını ali eyle. İbrahim (a.s.) ve aile efradına ihsan dabulunduğun fevzü bereketini, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve aileefradını da bağışla. Çünkü sen şüphesiz hamid ve mecitsin.”“Oturduğunuz meclislerinizi bana salavât getirmeklesüsleyiniz. Çünkü salavâtlarmız sizin için nur olacaktır.(Kıyâmet günü o nurun sayesinde sırat köprüsünden geçmeyi başaracaksınız.)” “Allâh (c.c.)’un öyle melekleri vardır ki, kendilerine (insanların) ibâdetlerini işitme duygusuverilmiştir. Kim bana salavât getirirse o melekler onu banaulaştırır. Rabbime yalvardım ki, bana salavât getiren kuluna on tane rahmetini ihsan eylesin.” “Ey müminler banasalavât getiriniz. Zira üzerime getirilen salavâtlar, günahlarınızın kirlerini temizleyen manevi bir alettir.” | |||
| ALLÂHÜ TEALA’YA HAMD-02 OCAK 2026-MEVLANA TAVİMİ | 02 Jan 2026 | 00:03:18 | |
Efendimiz (s.a.v.), bizlere işlerimize başlarken Allâh (c.c.)’ahamd ederek başlamamızı vasiyet etmişlerdir. Zira hamd etmek ihtiyacımızı arz etmeden önce sunduğumuz bir hediyehükmündedir.İnsanın şükrü dil ile Allâh (c.c.)’a hamd etmektir. Bir de, üzerinde bulunan nimetleri Allâh (c.c.)’dan bilip bunu itiraf etmektir.Muhammed b. Kâ’b el-Kurezî şöyle der: Süleyman (a.s.)’amilleti içinden birtakım insanlar geldiler ve şöyle dediler:“Sana öyle bir şey verildi ki, senden önce hiç kimseye verilmemişti.”Bunun üzerine Süleyman (a.s.) şöyle dedi:“Dört huy var ki, bunlar bir kimseye verilmiş ise, ona verilen,Dâvud soyuna verilenden hayırlıdır:”1. Allâh’tan korkmak.2. Zenginlikte ve fakirlikte orta hâlli olmak. İktisatlı davranmak.3. Öfke anında adalete riâyet etmek.4. Darlığa da genişliğe de razı olup Allâh (c.c.)’a hamd etmek.Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, bir kişinin mescide girip namazkıldığını, sonra, “Ey Allâh’ım! Beni mağfiret ve rahmetine kavuştur” diyerek duâ ettiğini duyar. O kişiye:“Ey namaz kılan kişi! Pek acele ettin, namazını kıldıktansonra oturup gereken usul ve edeple Allâh (c.c.)’e hamd-üsenâda bulunmanın ve bana da salât ve selâm getirmeninakabinde Allâh (c.c.)’a duâ etmiş olsaydın daha iyi olurdu.”buyurmuşlardır. O kişiden sonra başka bir kişi namaz kıldı. Sonra da oturup Allâh (c.c.)’a hamdda bulundu, Efendimiz (s.a.v.)’esalât ve selâm getirdi. Efendimiz (s.a.v.) o kişiye:“Ey namaz kılan kişi! Allâh (c.c.)’dan ne dilersen dile, Allâh(c.c.) duânı kabul ederek sana icâbet eder.” buyurdular.Allâh (c.c.)’a hamd ederken unutulmaması gereken enönemli unsurlardan birisi hamdın sadece verilen nimetler karşısında yapılmayacağıdır. Hamd her kulun üzerine düşen bir vazifedir. Bizlere bu dünyayı ve dolayısı ile kendine kul olma hakkıveren Allâh (c.c.)’a hamd etmek bir karşılık sonucu değildir. Ancak Allâh (c.c.) asla kulunun hamdını karşılıksız bırakmaz. | |||
| BESMELE VE FATİHA’NIN FAZÎLETİ-01 OCAK 2026-MEVLANA TAKVİMİ | 02 Jan 2026 | 00:03:17 | |
Allâh Resûlü (s.a.v.): “Besmele ile başlanmayan her işbereketsiz ve sonu kesiktir” (Müsned, c.2 s.259) buyurmuştur.Allâh (c.c.)’ya ve Resûlü (s.a.v.)’e inanan bir kimsenin Azîz veCelîl olan yüce Allâh’ın adına öncelik vermesi, en başta onugâye edinmesi gerekir. Bunun sağlanması da ancak, en baştaAllâh (c.c.)’ün adını anmak ve yapılması gereken işi bundansonra yapmakla mümkün olur.Fâtihâ Sûresi’ne de; “Rahmân ve Rahîm olan Allâh(c.c.)’ün adıyla başlanır.” Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyetleNebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kul; ‘Elhamdü lillâhi Rabbilâlemin’ (Hamd (senâ edilmek ve övülmek) âlemlerin RabbiAllâh’a mahsustur.), deyince Cenâb-ı Hakk, ‘Kulum banahamd etti (övdü)’ buyurur. Kul: ‘Er’Rahmânir-Rahim’ (ORahmân’dır, Rahim’dir) deyince Cenâb-ı Hakk, ‘Kulum benisena etti’ buyurur.Kul: ‘Mâliki yevmiddîn’ (Dîn (cezâ) ve hesap günününsahibidir.) deyince Cenâb-ı Hakk, ‘Kulum bana ta’zimdebulundu’ der. Kul: ‘İyyâke’na’budü ve iyyâke nesteîn (Ancak sana ibâdet/kulluk eder ve yalnız senden yardım bekleriz)’ deyince Cenâb-ı Hakk, ‘Bu benimle kulum arasındadır.Kulum için istediği verilecektir’ buyurur.Kul: ‘İhdinassirâtal-müstekîm. Sirâtallezîne en’amtealeyhim, gayril-mağdûbi aleyhim veled’daallin (Kendilerine lütuf ve ikrâmda bulunduğun kimselerin yoluna ilet.Gazâba uğramışların ve sapmışların (Yahudilerin ve hristiyanların) yoluna değil.)’ deyince Cenâb-ı Hakk, ‘İşte bukuluma aittir ve kulum için de istediği olacaktır.’” (Müslim)Fâtihâ Sûresi, Kur’ân’ın içindeki tüm manaları kapsadığıiçin bu sûreye Vâfiye “Fâtihâtü’l-Kitâb” denmiştir. Hadîs-i Şerîfte“Fâtihâ Sûresi, arşımın hazinelerinden bir hazine (kenz)dir.” (Feyzül Kadir) buyurulduğu için; “Kenz”, “Ölüm dışındaFâtihâtu’l-Kitab her derde şifâdır.” (Feyzül Kadir) ve “Kur’ân’ınbaşındaki Fâtihâ sûresi zehirlenmeye karşı şifâdır.” (Deylemi) buyurulduğu için de bu sûreye “Şifâ” denmiştir. | |||
| BATILILAŞMA VE YILBAŞI-31 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 31 Dec 2025 | 00:02:28 | |
Tanzimat Fermanı ile başlayan ve Jön Türk-ler tarafından yaygınlaştırılan batılılaşma (hris-tiyan kültürünü benimseme) taraftarlığı, mîlâdî takvimin kâbulü ile zirveye çıktı ve yılbaşı gece-lerini kutlama adı altında hristiyan kültürü ülke-mizde hızla yaygınlaştırılmaya çalışıldı.Yılbaşı adı altında hristiyan kültürünü yay-gınlaştırmak için başta radyo ve medya olmak üzere bütün devlet kurumları seferber oldu. Üst düzey memurlara eşleri ile birlikte balolara gel-meleri için baskı yapıldı ve halk ayağına giyecek çarık bulamazken, su gibi alkollü içkiler tüketildi ve memur hanımları yabancı erkeklere sarılıp dans etmeye zorlandı. Kuşkusuz içkide, kumar-da patlama oldu ve zavallı gençler önce alkol, sonra esrar bağımlısı oldu. Ar damarı patlayıp hayâ kalkınca, çıplaklık hızla yayıldı ve cinsel dengeler bozuldu. Gayr-i meşrû cinsel ilişkiler çoğalınca kutsal aile yuvaları sarsıldı ve sokağa terk edilen ço-cuklar zamanla devletin başına belâ oldu. İslâmî konular hakkında âyet, hadis var mı diye araştı-ranlar, hristiyanların peri masallarına aldanıp vit-rinlerini noel baba denilen ucûbe giysili putlarla süsledi. Ancak, çağdaşlaşma ve muâsır medeni-yetle özdeşleşmeyi bilim ve teknoloji yerine içki masalarında ve noel baba yortularında arayan-ların ve ezânı değiştirip camileri ahır, samanlık yapanların, Allâh (c.c.)’un takdir ettiği vakit ge-lince ve korkunç ölüm meleği Azrâil (a.s.) yaka-larına yapışınca, canlarını Azrâil (a.s.)’a teslim etmenin ve “ilkel” kefeni giyip mezar denilen yeraltındaki karanlık bir çukura gömülmelerinin dışında hiçbir seçenekleri kalmadı. Peygambe-rimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Kim İslâm’da kötü bir çığır açarsa, ona bunun günâhı vardır. Ayrıca o çığırda yürüyenlerin günâhından da payı vardır. Hem de onların günâhından hiçbir şey eksilmez.” (Müslim-Nesâî) (Ahmet Tomor, www.ihvanlar.net) | |||
| MÜKELLEFTEN GÜÇLÜK VE SIKINTI KALDIRILMIŞTIR-30 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 30 Dec 2025 | 00:02:52 | |
Mükelleften güçlük ve sıkıntı kaldırılmıştır. Bu-nun iki gerekçesi vardır. 1. Mükellefin teklif yolunda ilerlemeden kesilmesi, ibâdetleri sevmemesi ve yü-kümlülükten nefret etmesi endişesi. 2. Kula yönelik çeşitli yükümlülüklerin çok ve bir anda bulunması durumunda onları gereği gibi yerine getirememesi endişesi. Meselâ, mükellefin ailesine, çocuklarına bakması ve bunların yanında çeşitli yükümlülüklerle karşılaşması gibi. Mümkündür ki bazı işlerle meş-guliyet, diğer yükümlülüklerin ihmâlini doğuracaktır. Bazen de aşırı bir gayretle bütün yükümlülükleri yerine getirmeye çalışacak, fakat buna güç yetire-meyecek ve bu kez hiçbirisini tam olarak yapamaya-cak, hepsi de yarım yamalak kalacaktır.Yüce Allâh bu kutlu şeriatı, hoşgörü ve kolaylık esasları üzerine kurulu hanîflikle göndermiş, kulların kalbini ona karşı nefret duygularından korumuş ve onu mükelleflere sevdirmiştir. Eğer onlar hoşgörü ve kolaylık esaslarına ters düşecek şekilde âmel et-selerdi, o zaman yükümlü oldukları hususlarda işe yarar âmel ortaya koyamazlardı. Bu konuda ayeti kerimede: “Bilin ki, içinizde Allâh’ın peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uy-muş olsaydı, şüphesiz sıkıntıya düşerdiniz; ama Allâh size imânı sevdirmiş, onu gönüllerinize gü-zel göstermiş; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve baş-kaldırmayı size iğrenç göstermiştir.” (Hucurât s. 7) buyrulur. Bu ayette Yüce Allâh, kolaylaştırmak ve hoş göstermek suretiyle imânı bize sevdirdiğini, onu bu şekilde ve karşılığında mükâfat vereceği va’diyle bizim kalplerimizde süslediğini bildirmektedir.Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Âmel-lerden güç yetirebileceğiniz şeyleri yapmaya çalışın. Çünkü siz usanmadıkça, Yüce Allâh asla sevâp vermekten usanmayacaktır.” (Müslim) Ra-mazan gecelerinin ihyâ edilmesi ile ilgili olarak da: “Allâh (c.c.)’a hâmdden sonra; ey insanlar! Bana sizin durumunuz gizli değildir. Sizin iştiyâkınızı biliyorum. Ama gece namazının (teravih) üzerini-ze farz kılınmasından ve sizin de ona güç yetire-memenizden korktum” (Buhari) buyurmuştur. (Şatıbi, el-Muvâfakât; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.2, s.136-137) | |||
| MÜ’MÎNLER’İN HİDAYET VE RAHMETE ERMESİ-29 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 29 Dec 2025 | 00:02:19 | |
Allâhü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey insanlar! Râbbinizden size bir öğüt ve kâlblerde olana bir şifâ, ina-nanlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunus s. 57) Ayette geçen “ Mev’ize ve va’z” sözün-den maksat; Kur’ân’dır. Va’z; korkutmakla birlikte men etmektir. Va’z; kendisi için kal-bin rikkat, geleceği şeylerde hayrı hatırlat-maktır. Veya ıslaha döndürmektedir.Beyzâ-vi (r.âleyh) ise şöyle diyor: “O; körü, çirkin şeylerden men edici; ilmi, hikmeti cem edici yani birleştirici bir kitaptır. Ve yine göğüsler-deki şüphelere ve su-i itikada, kötü inanış-lara şifâ olduğu için de hikmetleri kendisin-de toplayan bir kitaptır.Su-i itikad demek; şüpheli olan, hakdan meyleden, sapan akideler ve helâk edici melekeler gibi şeylerdir. Ayette göğsün zik-rinden maksad, hakkında Hâzin’den nakle göre: “Göğüs kalbin mevzii ve onun kılıfı-dır. O insanın bedenindeki en aziz yerdir.” Mü’minlere hidayet ve rahmet olmasına ge-lince: Onlar Kur’an’a sarılmakla her hayra ve umduklarına nail olup, hoşlarına gitme-yen her şeyden de necat buldular, kurtulu-şa erdiler.Ayetten çıkan netice şudur: Kur’an’a sa-rılan, ona uyan kimse; şiddet, korku ve aza-bı icâb eden her şeyden korunur, muhafaza olunur ve her nimete, sevab ve rahmete kavuşur.Kur’an’a sarılmak ise Resûlullâh (s.a.v.)’e tam tabi olmaktan ve 24 saatimizi O (s.a.v)’e göre düzenlemekten ibarettir. (Ebu Said Hadimi, Berika-Tarîkat-ı Muhammediyye Şerhi, c.1, s.132-138) | |||
| PEYGAMBERLERİN TEVHİD MÜCADELESİ-28 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 28 Dec 2025 | 00:02:10 | |
Bütün peygamberler ve özellikle; İdris , Nuh, Hûd, Salih, İbrahim, Şuayb, Musa, İl-yas ve İsa (a.s.e.) gönderildikleri kavimleri, putperestlikten kurtarmaya ve bir olan Al-lâh (c.c.)’a imân ve ibadet ettirmeye olanca çabalarını harcamışlar; hatta, bu yolda can verenler bile olmuş ancak ne yazık ki, umu-lan mutlu sonuca ulaşılamamıştır.Her yerinden küfür ve şirk fışkıran, dînî, ahlâkî, ictimâî bunalımlar ve bozukluklar içinde çalkalanan koskoca bir putperestlik dünyasıyla tek başına uğraşmak ve sonuç almak vazifesi, âhir zaman Peygamberi (s.a.v.)’e kalmıştır.Hz. Peygamber (s.a.v.); merkezden, muhîta doğru açılan dalga dâireleri gibi Mekke ve çevresinden başlayarak, za-manları aşarak kıyâmete kadar insanları Allâh (c.c.)’un doğru yoluna, önce hikmet ve güzel öğütlerle davet etmek, davetini kâbul edenleri, cennet nimetleri ile müj-delemek, davetini kâbul etmeyenleri, ce-hennem azâbıyla korkutup uyarmak sonra da fitne ve fesat ortadan kalkıncaya, Din tamamıyla Allâh (c.c.)’un oluncaya kadar, İslâm Dini, bütün dinlere üstün gelinceye dek, Peygamberimiz (s.a.v)’in deyişi ile: “İnsanlara Lailâhe illallâh (Allâh’tan başka ilah yoktur), Muhammedün Resû-lullâh (Muhammed, Allâh’ın Resûlüdür) dedirtinceye kadar savaşmak” gibi çok ağır ve şerefli bir vazifeyi yüklenmiştir.Allâh (c.c.) O (s.a.v.)’in şefaatinden ve sözlerinden istifade etmeyi nasib eylesin. (M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, s.24) | |||
| YİĞİT SAHABÎ TALHA BİN UBEYDİLLÂH (R.A.)-27 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 27 Dec 2025 | 00:02:25 | |
Talha bin Ubeydillâh (r.a.) İslâm’a ilk giren sekiz kişiden biridir. Ticâret için gittiği Bus-râ’da gördüğü bir râhipten Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in peygamber olacağını duydu. Mekke’ye dönünce Hz. Ebû Bekir (r.a.)’le gö-rüştü ve onun vâsıtasıyla müslüman oldu. Hz. Talha (r.a.), Hz. Zübeyr (r.a.) gibi Cen-net’le müjdelenen on kişiden biridir. Zengin olduğu için sadece canıyla değil, malıyla da İslâm’a hizmet etti. Onun bu cömertliği sebe-biyle Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz kendisini hayırlı Talha, cömert Talha, bereketli Talha anlamında “Talhatü’l-hayr”, “Talhatü’l-cûd”, “Talhatü’l-feyyâz” diye övdü.Hz. Talha (r.a.) Uhud Gazvesi’nde, Efen-dimiz (s.a.v.)’in kayanın üzerine çıkması için onun kadem-i şerîfine omuz verdi. Resûlullâh (s.a.v.) bunun üzerine, “Talha, Cennet’i hak etti” buyurdu. O gün Hz. Talha (r.a.), sadece Resûlullâh (s.a.v.)’in taşın üzerine çıkmasına yardım etmedi. Bu savaşta kâfirler Peygam-ber (s.a.v.) Efendimiz’e iyice yaklaştığında, canlarını ortaya atarak onu koruyan birkaç yiğitten biri de Hz. Talha (r.a.) idi. Resûl-i Ek-rem (s.a.v.)’e savrulan bir kılıçtan onu koluy-la koruduğu için çolak kaldı. O gün kâfirlerle savaşırken ve Allâh’ın Resûlü (s.a.v.)’i düş-manların hücumundan korurken, vücuduna seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok darbesi aldı. Canını, Peygamber (s.a.v.) uğrunda fedâ etmeye hazır olduğunu gösterdi. Bu sebeple Cennet’e girmeyi hak etti.Talha bin Ubeydillah (r.a.), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’den otuz sekiz hadis rivayet etmiştir. Allâh (c.c.) kendisinden râzı olsun.(İmâm Tirmizî, Şemâil-i Şerîf, c.1, s.391-393) | |||
| İMÂNINIZI YENİLEYİNİZ-26 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 26 Dec 2025 | 00:02:21 | |
Peygamber (s.a.v.) “Âhir zamânda imânı muhâfaza etmek, kor ateşi elde tutmak ka-dar zor olacak. Kişi sabah evden imânlı çı-kacak; akşam eve imânsız gelecek, akşam imânlı yatacak; sabah imânsız kalkacak.” diye buyurdular. İnsanın en kıymetli cevheri imânıdır. Bunu çok iyi korumak gerekir. Pey-gamberimiz (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Elbisenin eskidiği gibi imân da yıpranır. Yenilenmesi için Allâh (c.c.)’dan isteyiniz.”“Benden sonra karanlık gece parçaları gibi fitneler ortalığı kaplayacaktır. İnsan o zamânda mü’min olarak sabahlar, akşama kâfir olur. Dinlerini dünyanın fâni olan az bir metâına satarlar.”Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz her zamân şu duâyı okurlardı: “Ey büyük Al-lâh’ım! Kalpleri çeviren ancak sensin. Kalbimi dininde sâbit kıl...” Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.) bu duâyı işitince sorarlardı: “Ya Resû-lullâh! Sen de dönmekten korkuyor musun?” Allâh Resûlü (s.a.v.) şu cevâbı verdi: “Mekr-i ilâhiden beni kim temin eder? Çünkü, ha-dîs-i kudsîde: “İnsanların kalbi Rahmânın kudretindedir. Kalpleri dilediği gibi çevirir” buyurulmuştur. Bu bakımdan îmân tazele-meye ihtiyâç vardır.”Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “İmânı-nızı yenileyiniz (tazeleyiniz)” diye buyurduk-larında Ashâb-ı Kirâm (r.a.e.): “Yâ Resûlallâh! İmânımızı nasıl yenileyelim?” diye sordular. Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Lâ ilâhe illallâh sözünü çoğaltınız” İmân ve nikâh tazelemek için yapılacak duâ şudur: “Al-lâhümme innî ürîdü en üceddidel îmâne ve’n-nikâha tecdîden bikavli lâ ilâhe illallâh muhammedün Resûlullâhi” (Abdurrauf El Münavî, Feyzü’l Kadîr, c.3, s.345) | |||
| REGÂİB GECESİ VE NAMÂZI-25 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 25 Dec 2025 | 00:02:50 | |
Ramazân-ı Şerîf’in karşılayıcısı durumunda olan mübârek aylardan Receb ayının ilk Cum’a gecesine Regâib gecesi denir. Bu geceye Regâib gecesi denmesinin asıl sebebi şudur: Bu gecede Peygamberimiz (s.a.v.)’e hâs bazı manevî ihsânlar gerçekleşmiştir ki olmasıdır ki bunun şükür ifâdesi olarak Peygamberimiz (s.a.v.) on iki rek’at namâz kılmışlardır.Resûlullah (s.a.v.): “Bir kimse Receb’in ilk perşembe gününü oruç tutup, o günün gece-sinde (akşam ile yatsı arasında) iki rek’atta bir selâm vererek on iki rek’at namâz kılsa şöyle ki: Her rek’atta bir Fâtiha, üç Kadîr sûresi, on iki İhlâs sûresi okumak sûretiyle namâzdan sonra “Allâhümme salli alâ Muhammedîn nebîyyi’l- ümmiyyi ve alâ âlihî ve sellim” diyerek benim üzerime yetmiş defa salevât-ı şerîfe getirdikten sonra secdeye varsa, secdede (70) defa “Süb-bûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbü’l- melâiketi ve’r-rûh” dedikten sonra secdeden başını kal-dırsa, oturduğu yerde 70 defa “Rabbi’ğfir ve’r-ham vafu vetekerrem ve-tecâvez ammâ ta’lemü inneke ente’l- e’azzü’l- ekram” dedikten sonra ikinci defa secde edip secdede iken birinci defa secdede ne okumuşsa aynen onları tekrar eder bitiminde ise secdede Allâh (c.c.)’den isteye-ceklerini ister, duâ ve niyâzını yaparsa, Hâkk Teâlâ da onun ihtiyâçlarını, dilek ve temennile-rini kabûl eder.” buyurmuşlardır.Bu namâzı kılanlar hakkında Resûlullah (s.a.v.) şu mübârek sözlerini beyân buyurmuşlardır: “Nef-sim kudret elinde olan Allâhü Te’âlâ’ya kasem ederim ki herhangi bir erkek ve kadın ta’rif edi-len bu namâzı kılarsa, Yüce Allâh bütün günâh-larını bağışlar; günâhları denizin köpüğü ve kum taneleri de dağların ağırlığı ve ağaçların yaprakları kadar çok olsa bile. Bundan başka, kıyâmet günü âilesinden yedi yüz kişi hakkında şefâat hakkı verilir, müjdeler olsun ki sen her türlü sıkıntılardan kurtuldun, rahatı buldun, de-nilir.” (Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetü’t Talibin, s.37) | |||
| REGAİB GECESİNİN FAZÎLETİ-24 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 24 Dec 2025 | 00:02:35 | |
Bu gece pek mübârek bir gecedir. Allâhü Te’âlâ’nın ilâhi ihsân ve manevî hediyelerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi, sa-mimi kalble Allah (c.c.)’a yönelenlerin affedilme-lerinin çokça ümit edilmesi ve mü’mînlerin sa-mimiyet ve arzuyla Allâhü Teâlâ’ya yönelmeleri sebebiyle bu geceye Regâib denilmiştir.”Bu gece Resûlullah (s.a.v.) için salat-ü selâm getirmek, O (s.a.v.)’in varlığıyla iftihâr ettiğimizin en temel göstergesidir. Ayrıca sıkıntıda olan tüm Müslümanlara duâ edilmesi tavsiye edilir. Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Receb’in ilk Cuma gecesini ihyâ edene Allâhü Teâlâ kabir azâbı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, yedi kimseyi affetmez ve duâlarını kabul etmez:Faiz alan veya veren, müslümanları aşa-ğı gören, anasına babasına eziyet edip kar-şı gelen çocuk; müslüman olan ve şerîate, dîne uyan kocasını dinlemeyen kadın, şarkı ve çalgıcılığı sanat edinenler, livâta ve zina edenler, beş vakit namazı kılmayanlar.”Yine rivâyet edildi ki: “Receb’in ilk Cuma gecesinin (Regaib’in) üçte biri geçince, bü-tün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfâr ederler.”Regâib Gecesi pek mübârek bir gece oldu-ğundan bu geceden gaflet etmeyerek, ibâdet ve taatle, zikir ve fikirle, tevbe ve istiğfâr ile, salât-ü selâmla, duâ ve niyâzla geçirmelidir. Günâhları-nı göz önüne getirerek ve son istiğfârı imiş gibi kalb, kalıp ve dili birleştirerek gönülden tevbe ve istiğfâra devam etmelidir.Peygamberimiz (s.a.v.): “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâların geri dönüşü yok-tur” buyurmuştur. Bu gecelerden bir tanesinin de Receb’in ilk Cumâ gecesi olduğunu beyân etmiştir. (Yâsin Yayınevi, Fazîletleriyle Gün ve Geceler, s.206-207) | |||
| KUR’ÂN KALPLERDE BULUNAN HER ŞEYE ŞİFADIR-23 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 23 Dec 2025 | 00:02:34 | |
Eğer Kur’ân’ın bütün mânâları tamamlan-mış olmasaydı, o zaman ona böyle denmesi doğru olmazdı. Daha buna benzer, Kur’ân’ın hidayet, kalplerde bulunan her şeye şifa oldu-ğunu belirten ayetler bulunmaktadır. Kalplerde bulunan her şeye şifâ olabilmesi için, onun her şeyin açıklamasını, çözümünü içermesi gerek-lidir. Bunu bildiren hadisler ve selefe ait sözler de vardır. Meselâ Hz. Peygamber (s.a.v.) şöy-le buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu Kur’ân, Al-lâh (c.c.)’un ipidir. O apaçık nurdur, faydalı şifâdır. Kendisine tutunan kimse için o, bir korunaktır. O, kendisine tâbi olan için bir kurtuluştur. Ona uyan eğrilmez ki, doğrul-tulsun; sapmaz ki azarlansın. Onun hayret edilecek yönleri bitmez, çokça tekrarla-maktan dolayı eskimez.” (Dârimî)Kur’ân’ın mutlak surette Allâh (c.c.)’un ipi, faydalı şifâ olması, onun her yönden tam oldu-ğunun delilidir. Benzeri bir hadis Hz. Ali (r.a.) vasıtasıyla da rivayet edilmiştir. İbn Mesûd (r.a.)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Her ziya-fet veren, verdiği ziyafete gelinmesini se-ver. Allâh (c.c.)’un ziyafeti de Kur’ân’dır” (Dârimî) Hz. Âişe (r.anhâ)’ya Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ahlâkının nasıl olduğunu sorarlar. Cevâbında: “Onun ahlâkı Kur’ân’dı” (Buhârî) der. Onun bu sözünü Kur’ân da: “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem s. 4) ayeti ile tasdik eder. Katâde (r.a.): “Kur’ân ile hem-hâl olan kimse ondan ya bir ziyadelik ya da bir noksanlık ile ayrılır” demiş ve arkasından: “Kur’ân’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zâlimlerin ise sadece kaybını artırır” (İsrâ s. 82) ayetini okumuştur. (Şatıbi, el-Muvâfakât; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.3, s.355-356) | |||
| ÖLÜM, MÜ’MİNE ARMAĞAN KAFİRE AZAPTIR-22 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 22 Dec 2025 | 00:03:06 | |
Biz, sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Sanki şöyle söylenmiştir: “Biz, inkarcı milletleri helak ederiz. Azabın inmesi anında peygamberlerimizle onlara iman edenleri kurta-rırız. İşte böylece iman edenleri, her türlü sıkıntı ve azaptan kurtarmak bizim üzerimize haktır.” (Yunus s. 103) Bu cümlede, ayrıca söylemeye ihtiyaç olmadığını bildirmek için, peygamberlerin kurtarıl-masından söz edilmemiştir.Âyette dikkatler özellikle şu hususa çekilmiştir: Hiç şüphesiz kurtuluşun biricik şartı imandır. Bütün milletler için geçerli olan Allâh (c.c.)’un kanunu bu-dur. Gerçekten Allâh (c.c.) geçmiş peygamberleri ve onlara iman eden müminleri kurtardığı ve onlara vâdettiği şeyleri yerine getirdiği gibi, Rasûl-i Ek-rem (s.a.v.) ve onunla beraber olan Ashab-ı Kiram (r.a.e.)’i de kurtardı ve onlara vâdettiklerini gerçek-leştirdi. Şeriat ve onunla amel devam ettiği sürece, Yüce Allâh kıyamete kadar gelecek bütün inanan-ları, kâfirlerin elinden ve şerlerinden kurtaracaktır. Kurtuluşun asgarisi ölümdür. Çünkü ölüm, mü’mine verilen bir armağandır. Resûlullâh (s.a.v.)’in, bir cenazeye rastladığın-da şöyle buyurduğuna dikkat etmez misin: “Bu cenaze ya istirahat ediyor veya ondan dolayı istirahat olunuyor.” Hadisteki istirahat eden: sâ-lih kişidir, dünyanın zorluğundan kurtulur, ruhanî mükâfatlarla berzah âleminde dinlenir. Bu, nimetle-rin yarısıdır. İstirahat olunansa, fâsık kişidir. Çünkü onun ölümüyle insanlar dinlenir. Eziyetinden kurtu-lurlar. Kendisi, berzah âleminde ruhanî azapla karşı karşıya gelir. Bu da cehennem azabının yarısıdır. İbâdetin en faziletlisi, genişliği beklemektir. Çünkü bu bekleyişte, kalbin istirahatı ve sabrın mükâfatı vardır. Sıkıntıya düşen mü’min, kendisini sıkıntıya koyanın Allâh (c.c.) olduğunu ve o sıkıntıyı Allâh (c.c.)’dan başka kimsenin gideremeyeceğini bilir. İşte bu inanç, sıkıntının acısını hafifletir, sabretmeyi kolaylaştırır. Böylece feryadı bıra-kır, gönlünde huzur hisseder.(İsmail Hakkı Bursevi, Ruh’ul Beyân Tefsiri, c.4, s.95-97) | |||
| MÜBÂREK “ÜÇ AYLAR”DA OKUNACAK DUÂLAR-21 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 21 Dec 2025 | 00:02:31 | |
Receb-i Şerîf’te Okunacak Duâ:Bi’smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîmAllâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’bân ve belliğnâ Ramazân vahtim lenâ bi’l-îmân ve yessir lenâ bi’l- Kur’ân.(Bu duânın, sayı sınırlaması olmamakla berâber, Receb-i Şerîf boyunca günde 100 def’a okunması fazî-letlidir.)Receb-i Şerîf Duâları:İlk on (10) gün: “Sübhâna’llâhi’l- hayyil- gayyûm”İkinci on (10) gün: “Sübhâna’llâhi’l- ehadi’s- sa-med”Son on (10) gün: “Sübhâna’llâhi’l- ğafûri’r- rahîm”Şa’bân-ı Şerîf’te Okunacak Duâ:Allâhümme bârik lenâ fî Şa’bân ve belliğnâ Ramazân vahtim lenâ bi’l-îmân ve yessir lenâ bi’l- Kur’ân. (Bu duânın, sayı sınırlaması olmamakla berâber, Şa’bân-ı Şerîf boyunca günde 100 def’a okun-masında fazîlet vardır.)Şa’ban-ı Şerîf Duâları:İlk on (10) gün: “Yâ latîfü celle şânüh”İkinci on (10) gün: “Yâ rezzâku celle şânüh”Son on (10) gün: “Yâ azîzü celle şânüh”Ramazân-ı Şerîf’te Okunacak Duâlar:İlk on (10) gün: “Yâ erhame’r- râhimîn”İkinci on (10) gün: “Yâ ğaffârü’z- zünûb”Son on (10) gün: “Yâ ‘atîka’r- rikâb”1. Îkâz: Bu duâlar günde en az yüz (100) def’a okunmalıdır.2. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf’in herhangi bir gecesi Fe-tih Sûresi okunursa, o sene içindeki kötülük, belâ ve musîbetlerden bi-izni’llâhi Te’âlâ muhâfaza olunur.3. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf’in yirmi üçüncü (23.) ge-cesi Sûre-i Ankebût ve Sûre-i Rûm okunur.4. Îkâz: Ramazân-ı Şerîf’in herhangi bir gününde 363 (üç yüz altmış üç) İhlâs-ı Şerîf okunur. (Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.42) | |||
| RECEB-İ ŞERÎF’İN FAZİLETİ-20 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 20 Dec 2025 | 00:02:48 | |
Mûsâ bin İmrân (r.a.)’ın bildirdiği bir Hadîs-i Şerîf’te: ‘‘Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayın-da bir gün Oruç tutana Allâhü Te’âlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.’’ buyuruldu. (Asbahânî, et-Terğib (1847), İbn Hacer Askalanî, Tebymu’l Aceb Bima Verade Fi Şehri Recep, s.33)Mâzenî, Hüseyin bin Alî (r.a.)’dan bildirir: “Re-ceb ayında oruç tutunuz. Zîrâ Receb Allâhü Te’âlâ’dan tevbedir.” Selmân-ı Fârisî (r.a.)’ın bil-dirdiği Hadîs-i Şerîf’te: “Bir kimse Receb ayında bir gün Oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl Oruç tutmuş, bin köle âzâd etmiş gibi sevâba kavu-şur. Ve bir kimse Receb-i Şerîf’te az bir şey sa-daka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevâb alır. Bedenindeki her kılı için bin sevâb yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günâhı yok olur. Her günkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin umre sevâbı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücre-de bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûrîler bulunur.”İhlâs Sûresi’ni günde 11 def’a okumak Tevhîd (la ilâhe illallâh), istiğfâr ve salevât-ı şerîfeyi ihmâl etmemek lâzımdır. Abdullâh b. Zübeyr (r.a.)’dan rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf’te: “Bir kimse, Re-ceb ayında (şehrü’l-esem olan) bir Mü’mini bir sıkıntıdan kurtarsa, Allâhü Te’âlâ o kimseye Firdevs’te gözünün görebileceği yükseklikte bir saray verir. Receb’e ikrâm ve hürmet ediniz. Zîrâ Allâhü Te’âlâ da size bin çeşit kerâmetle ik-râm, ihsân eder.” buyrulmaktadır. Bir ihtiyâr, Nebî (s.a.v.)’in Receb Ayı’nın fazîleti hakkındaki beyânla-rından sonra: “Yâ Resûlallâh (s.a.v.)! Ben ihtiyârım, Receb ayının hepsini tutamam.” dediğinde: “Sen Receb’in evvel günü, ortası ve âhir günü oruçlu ol, cümlesini oruç tutmuş gibi olursun.” buyur-muşlardır.Receb Ayı’nda iki fazîletli gece vardır. Bu ge-celere kandil denir. Receb-i Şerîf’in ilk Cumâ Ge-cesi’ne Regâib Gecesi, yirmi yedinci gecesine de Mi’râc Gecesi denir. (Hz. Gavs-ı A’zâm Seyyid Abdülkâdir-i Geylanî (k.s.), Gunyetü’t Talibîn) | |||
| BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE İBN-İ HEYSEM-19 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 19 Dec 2025 | 00:02:21 | |
Bilimsel yöntem sayesinde, kozmozdan kuantum, ilmin her alanında büyük buluş-lar yapıldı. Peki bilimsel yöntemi kim buldu derseniz akla Isaac Newton gelir. Galileo ve Descartes diyenler olur. Bilim tarihçilerine so-rarsanız onlar Roger Bacon diyecektir. Ancak konu ile ilgili detaylı araştırma yapanlar, bilim-sel metodun icadını, Roger Bacon’ı da New-ton’u da etkileyen, onlardan 250 yıl önce ya-şamış müslüman bilim adamı İbn-i Heysem’e (965-1040) götürecektir.Bilimsel yöntemin kurucusu İbn-i Heysem şöyle der: “Öğrendiklerini hep eleştiriye tâbi tutacaksın. Yani incelemelerinde, tahkikatında kendi bildiklerinden şüphe edeceksin. Ancak bu sayede önyargı tuzağına düşmekten kur-tulursun.” Ve devam ediyor: “Araştıran kişinin amacı hakikati öğrenmektir. Bunun için öğre-neceklerinin tümünü düşman (yanlış, eksik) göreceksin. Her yönden onu karşına alıp, ona taarruz edeceksin. Bilgiyi ancak bu şekilde fethederek, onu hakikate dönüştürebilirsin.” Heysem’in geliştirdiği bilimsel yöntemin temelinde, yargıları ve bilgileri eleştirmek ve sonuçlar çıkarırken son derece dikkatli olmak vardır. Bildiklerini tekrar tekrar şüphe eleğin-den geçirmek gerekiyor. Burada şüphe ile ilgili Hz. Ali (k.v.)’nin bir sözü aklımıza geliyor. O diyor ki: “Şüphe ikidir. Birinci tür şüphe marazî (şizofrenik) şüphedir. Makbul değildir. Makbul olan, bildiklerini eksik ve yanlış görmekten doğan ikinci tür şüphedir. Seni derin ve etraflı öğrenmeye götürür.”Sadece İbn-i Heysem değil, İbn-i Haldun, Harezmî, er-Razi gibi daha birçok bilim ada-mının bilimsel yöntem tarifine katkıları oldu. Bu zatlar bilim tarihini değiştiren kişilerdir. (Prof. Dr. Osman Çakmak, Zafer Dergisi, 549. Sayı, Eylül 2022) | |||
| HZ. UTBE BİN GAZVAN (R.A.) HUTBESİ-18 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 18 Dec 2025 | 00:02:35 | |
Hz. Utbe bin Gazvan (r.a.) ilk müslümanlar-dan olup Ashab-ı Kiram (r.a.e.) büyüklerinden-dir. Başta Bedir olmak üzere Resûlullâh (s.a.v.) ile birlikte birçok savaşa katıldı. Meşhur bir okçu olup bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gös-terdi. Hz. Ömer (r.a.) döneminde pek çok fetih hareketinde görev aldıktan sonra Basra valisi olarak görevlendirildi. Basra valisi olduğu dö-nemde bir hutbe irad etti. Burada Allâh’a hamd-ü senâlarda bulunduktan sonra şunları söyledi:“Ey insanlar! Dünya bizleri terkedeceğini haber vererek bize sırtını dönüp uzaklaşmaya başlamıştır. Bizim için geride bir su kabının içe-risinde kalıpta sahibinin içmeye çalıştığı birkaç damla kadar bir şey bırakmıştır. Şüphe yok ki bu fâni dünyadan sonu olmayan bir yurda gö-çeceksiniz. O halde oraya elinizde bulunanların en hayırlılarıyla gitmeye çalışınız. Çünkü bize söylendiğine göre cehennem o kadar derinmiş ki atılan bir taş yetmiş senede dibine ulaşamaz-mış. Allâh (c.c.)’a yemin ederim ki bu ucu bucağı bulunmayan boşluk bir gün insanlar tarafından doldurulacaktır. Buna çok mu şaşıyorsunuz? Yine bize söylendiğine göre cennet kapıla-rından her birinin yanları arasında kırk senelik bir mesafe varmış. Buna rağmen gün gelecek bu kapıların önünde büyük bir izdiham yaşana-caktır. Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanında kalan yedi kişiden biriydim. Yiyeceğimiz ağaç-ların yapraklarından ibaretti ve bu yüzden du-daklarımız yara içerisinde kalmıştı. Bir gün bir hırka buldum. İkiye bölerek bir parçasını kendi-me ayırdım, diğerini ise Hz. Sa’d b. Mâlik (r.a.)’a verdim. Bunları kendimize elbise edindik. Bu-günse her birimiz bir memleketin valisiyiz. Nef-simde ve gözümde büyük, Allâh (c.c.) katında küçük olmaktan Allâh (c.c.)’a sığınırım.” (M. Yusuf Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe, c.4, s.217) | |||
| MEVLANA’NIN DAVETİ-17 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 17 Dec 2025 | 00:02:36 | |
Çağdaş akımlar, pozitivist, materyalist, ateist rüzgârlar bizi “yerimizden” etti. Kafamızı karış-tırdı. Gözümüze kulağımıza perde indirdi. Kitap okuyamaz, sohbet dinleyemez olduk. Küresel-leşme fırtınası, uluslararası sermaye tayfunu bizi çok yabancı sahillere götürüp bıraktı. Evsiz, barksız, yolsuz yurtsuz kaldık. İşte Mevlânâ… İnsan ile aşk arasındaki du-varları yıktığı için arayış içinde olanlar, okumak ve dinlemek isteyenler onun feryadını duymakta ve o sese doğru koşmaktadırlar. Ancak, insa-noğlu, vazgeçemediği bazı insanları olduğu gibi değil de kendi gözlüğüyle tanımak ve tanıtmak ister. Mevlânâ da bunlardan biridir. Onun Allah (c.c.) Nebi (s.a.v.) merkezli düşüncesi saptırıla-rak ve sulandırılarak hümanizm, sekülerizm ve modernizm üçgenine oturtulmuştur. Mevlânâ kendisini böyle anlayanlara Mesnevî’nin ilk mıs-ralarında cevap vermektedir: “Herkes kendi zan-nına göre beni dost edindi. İçimdeki esrarı kimse araştırmadı.”Mevlânâ’ya bir “bütün” olarak bakamadığı-mız, onun “esrar”ına vakıf olamadığımız için espri ve nükteleri kavrayamayan çocuklar gibi davranıyoruz. İnsanoğlunu Allah ve din ile ta-nıştıran varlık peygamberlerdir, yani insanlardır. Peygamberlerin mirasçıları, takipçileri de âlim ve âriflerdir. Dolayısıyla çağımız insanlarının Mevlânâ, İbn Arabî, Yunus Emre gibi insanların delâlet ve aracılığıyla hakikatle buluşmasında anormal bir durum yoktur.Bu insanları sevenler bir müddet sonra bu in-sanların maşuklarını da sevmeye başlayacaktır. Çünkü Mevlânâ’nın “Kur’ân’ın kulu-kölesiyim” ifadesiyle “Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum” tespitiyle karşılaşacaklardır. Şunu da ilâve edelim: İslâm’ın değil de Mevlânâ’nın öne çıkışında Batı’ya sunulan veya Batı’nın anladığı “İslâm imajı”nın da hissesi vardır. (Prof. Mustafa Kara, Zuhur Dergisi) | |||
| MEZHEP OLMADAN DİN ANLAŞILAMAZ-16 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 16 Dec 2025 | 00:02:22 | |
Mezhep, kısaca hayatı vahyin gösterdiği istikamette yaşayabilmek için, bir başka ifa-deyle vahyi hakkı verilmiş bir anlama faaliye-tinin konusu yapabilmek için gerekli usul ve ilkelerin adıdır. Bunun kolay bir iş olmadığı, dahası, masa başı ve münferit birtakım faaliyetlerle yapılamayacağı, anlamamız gereken ilk husustur. Bu itibarla bir kimsenin, eline al-dığı bir Kur’an mealiyle yahut Hadis kitabıyla doğrudan amel etmeye kalkışması, züccaciye dükkânına dalan filin yol açtığından farklı bir manzara doğurmayacaktır. Zira mesele sade-ce okuma yazma bilmekle ve Kur’an ve Hadis metnine vâkıf olmakla sınırlandırılamayacak kadar hayatî ve hassastır.Kur’an ve Sünnet nasslarının yapısı, bu iki kaynağın birbirleriyle ilişkisi, kaynağını bunlardan alan diğer usul umdeleri bu nokta-da merkezî öneme sahip hususlardır.Allâhü Teâlâ’nın ve Resulü (s.a.v)’in bizden nasıl bir hayat istediğini sahih bir şekilde anlayabilmek için, vahyin nüzûlüne ve Sünnet’in vürûduna kimi zaman sebep teşkil etmiş, kimi zaman doğrudan şahit olmuş bulunan Sahabe (r.a.e.) neslinin tutumu da behemehal dikkate alınmak durumundadır. Daha önce de değişik vesileler-le vurguladığım gibi, Peygamber (s.a.v.)’i terk-i dünya etmiş bir ümmetin, Peygamber (s.a.v)’e arkadaşlık, yoldaşlık etmiş ilk ve tek kuşağının olaylar karşısındaki tutum ve tavrında, o Pey-gamber (s.a.v)’in etkisinin bulunmayacağını söylemek herhangi bir kasıt söz konusu değilse cahillikten başka bir şeyin ifadesi olamaz! Kısacası Kur’an ve Sünnet’in bizden ne istediğini tam anlamıyla kavrayabilmek için, önce-likle belli bir usule ihtiyaç vardır. İşte mezhep bize bu usulü ve bu usul doğrultusunda ortaya konulmuş pratiği veren biricik sistemdir. (Ebubekir Sifil, 2010) | |||
| DESTÎNE HÂTUN-15 ARALIK 2025-MEVLANA TAKVİMİ | 15 Dec 2025 | 00:02:38 | |
17.yüzyılda Konya’da yetişen evliyâ hanım-lardandır. Mevleviye tarîkatının büyüklerindendir. Babası, Mevleviye tarîkatının ileri gelenlerin-den Şeyh Muhammed olup, soyu Hz. Mevlâna (k.s.)’a dayanır.Doğmadan önce annesi rüyâsında Şeyh Dîvânî’nin kendisine süslü bir bilezik taktığını, ayrıca bir bilezik daha verip; “Bu da doğacak kızınızın.” dediklerini gördü. Rüyâsını ertesi gün anlatınca, babası doğacak kız çocuğuna, “Ona Destîne (Kola takılan bilezik) ismi konmasına işâret vardır” diye yorumladı. Destîne Hâtun ba-basından; tefsîr, hadîs ve medreselerde okutulan bütün ilimleri öğrendi ve Mesnevî’yi incelikleri ile okudu. Zamânının büyük bir kısmını, Hz. Mev-lâna (k.s.)’un türbesinde hanımlar için yapılan bölümde ibâdet, zikir ve murâkâbe ile geçirirdi.Allâh (c.c.) korkusu ile göz yaşları dökerdi. Onun bu hallerini gören hanımlar; “Kendinize çok eziyet ediyorsunuz. Birazcık bedeninizin ra-hatını düşünseniz olmaz mı?” dediklerinde, onla-ra; “Bunlarsız olmaz. Binicinin serkeş, dikbaşlı, itâatsız ata yumuşaklık yapması onun serkeşliği-ni arttırır.” diye cevap verirdi.Bir kere yanına gelenler bir tek post üzerine oturduğunu ve üzerinde eski bir elbise olduğunu gördüler. “Bedeninizi rahat tutacak birkaç elbise ile birkaç yaygı alsak.” dediklerinde; “Biz postu, Allâhü Teâlâ’nın yolunda ayağımızın altına koy-duk. Üstelik bu, Allâh (c.c.) yolunda kurban olan koyunun postudur. O binlerce güzel elbiseden daha iyidir.” buyurarak dervişlerin post üzerine oturmalarının sırrını da beyân etmişlerdir.Kendisi bütün dünyevî alâka ve düşünceler-den sıyrılıp, odasında ömrünün sonuna kadar uzlet ve yalnızlık hâlinde kaldı. 80 senelik ömrü-nü hep Allâhü Teâlâ ile berâber bulunarak, âhire-ti düşünüp hazırlık yaparak geçirdi. Allâh (c.c.), bizleri şefaatlerine nail etsin. Amin. (Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân, c.1, s.246) | |||