Explore every episode of the podcast Kerem Önder
| Title | Pub. Date | Duration | |
|---|---|---|---|
| "Günahları artsın diye mühlet veriyorum!" - Ali İmran 178 tefsiri / Kerem Önder | 22 Aug 2024 | 00:45:47 | |
“İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” Ali imran 178 Sözlükte “mühlet vermek, hedefine ulaşması için kişiyi yaptığı işte serbest bırakmak, istediği gibi otlaması için atın bağını uzun tutmak” anlamlarına gelen imlâ kelimesi, burada kâfirlerin dünyada iradelerini serbestçe kullanabilmeleri için kendilerine fırsat verildiğini ifade etmektedir. Bu, Allah’ın bütün insanlık için koymuş olduğu değişmez kanunudur (sünnetullah). İnsanlar bu dünyada kendi hür iradeleriyle tercihte bulunurlar, diledikleri gibi yaşarlar. Ancak yüce Allah burada inkârlarına rağmen kâfirlere böyle bir fırsat vererek onları serbest bırakmasının kendileri için hayırlı bir şey olduğunu sanmamaları gerektiğini, onlara sadece günahlarının artması için mühlet verdiğini, dolayısıyla bunun sevinilecek veya övünülecek bir şey olmadığını haber vermekte ve bu suretle onları uyarmaktadır. Çünkü insan kuvvetli bir imana, güzel bir ahlâka ve iyi bir amele sahip ise işte o zaman yüce Allah’ın ona verdiği fırsat, uzun ömür ve bol servet faydalı olur. Oysa inkârcılarda iman ve imana dayalı güzel amel yoktur. Bu sebeple onların ömürlerinin uzun, servetlerinin çok olması günahlarını artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Günahları artıkça da azapları şiddetlenecektir. Bu sebeple yüce Allah onlar için alçaltıcı bir azap hazırlanmış olduğunu bildirmektedir. “Bu mühlet verme, zamanı uzatmadan ibarettir. Şüphe yok ki bu da Hak Teâlâ´nın fiillerindendir. Âyet, bu mühlet verişin, bir hayır olmadığını açıkça beyân etmektedir. Bu da, Allah Teâlâ´nın hayr ile şerrin yaratıcısı olduğuna delâlet etmektedir. Hak Teâlâ, bu mühlet verişten maksadın, onların günahlarını, azgınlıklarını ve haddi aşmalarını artırmaları olduğunu açıkça beyân etmektedir. Bu da, küfrün ve isyanın da Allah´ın irâdesi ile olduğunu gösterir. Bu âyet, Cenâb-ı Hakk´ın bu dünyada kâfirin ömrünü uzatmasını ve onu çeşitli muradlanna ulaştırmasının bir nimet olmadığına delâlet eder. Çünkü Allah Teâlâ, bunlardan hiçbirinin o kâfir için hayır olmadığını açıkça bildirmektedir. Bunun böyle olduğunu akıl da gösterir. Zira birisine zehirli bir hurma tatlısı ikram eden kimsenin, bu ikramı bir nimet verme sayılamaz. Bundan dolayı, Allah´ın kâfire dünyevî nimetler vermesinin maksadı, âhiret cezasını (artırma) olunca, bunlardan hiçbiri gerçekte nimet olamaz. Allah Teâlâ´nın, kâfirlere birçok nimetler verdiğini ifâde eden âyetlere gelince, bütün bu âyetler, o şeylerin zahiren nimet oluşuna hamledilmiştir. Bu âyet ile, o gibi âyetlerin arası ancak, "o nimetler zahiren nimet olup, gerçekte bir belâ ve gazab sebebidirler" denilerek bulunur.” Razi | |||
| Allah'ın hakkı mı üstün, anne baba hakkı mı? – Mektubat 127, 128 / Kerem Önder | 21 Aug 2024 | 00:42:49 | |
Bu mektûb, molla Safer Ahmed-i Rûmîye yazılmışdır. Anaya babaya hizmet, her ne kadar sevâb ise de, hakîkî matlûba kavuşmak yanında, boşuna uğraşmak olur. Hattâ günâh olduğu bildirilmekdedir: Kıymetli mektûbunuz geldi. Buraya gelemediğinizin sebebini yazıyorsunuz. Doğrudur. Şimdiye kadar yapdığınızdan dahâ da çok yapınız. Lâzım olan hizmeti tâm yapamadığınızı düşününüz. Ahkâf sûresinin onbeşinci âyetinde, (İnsanlara, analarına babalarına ihsân etmelerini söyledik) buyuruldu. Lokmân sûresinin ondördüncü âyetinde, (Bana ve anana babana şükr et!) buyuruldu. Böyle olmakla berâber, bütün bu iyi işler, hakîkî varlığa kavuşmak yanında boş, fâidesiz kalırlar. Sülûk konaklarını geçmek yanında lüzûmsuz, boş şeylerdir. (Ebrârın iyilik olarak yapdıkları, mukarrebler yanında günâh olur) sözünü işitmişsinizdir. Fârisî beyt tercemesi: Her ne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka, Hepsi câna zehrdir, şeker gibi de olsa! Allahü teâlânın hakkı, bütün mahlûkların haklarından dahâ önce gelir. Onların haklarını gözetmek de, Onun emri iledir. Yoksa, Onun hizmetini bırakıp da, başkalarına hizmet etmek kimin elinden gelebilir? Bunun için, başkalarına hizmet etmek, Ona olan hizmetlerden biri olur. Fekat, hizmetler arasında çok fark vardır. Tarlayı sürenler ve ekini biçenler de, pâdişâhlara hizmet etmekdedir. Fekat, serâyda olanların yapdıkları hizmetlerin şerefi başkadır. Bunların yanında, tarlayı sürmek ve ekini biçmek gibi şeyler söylemek, suç bile olur. Her işin karşılığı, o işin kıymetine göre ölçülür. Tarla sürenler, sabâhdan akşama kadar ter içinde çalışır. Buna karşılık, az birşey alır. Mukarrebler ya’nî sultâna yakın olanlar ise, her sâatde yüzlerce lira alırlar. Böyle olmakla berâber, bunların bu paralarda hiç gözleri yokdur. Gözleri, gönülleri hep sultândadır. Aralarındaki farkı düşününüz! Ferrûh Hüseyn, oldukça ilerlemekdedir. Onun için üzülmeyiniz! Dahâ ne yazayım. Vesselâm.” 128. mektup Bu mektûb, hâce Mukîme yazılmışdır. Çok yükseklere erişmeği istemelidir. Ele geçenle doymamak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Kıymetli hâce Muhammed Mukîm! Bu uzakda kalmış olanları unutmayınız! Hattâ, uzakda sanmayınız! Hadîs-i şerîfde, (İnsan, sevdiği ile birlikdedir) buyuruldu. Bu yolun ucu çok uzundur. Aranılan sevgili, çok yüksekdir. Gücümüz, uğraşmamız ise, sonsuz olarak azdır. Erişilen konaklar, aranılanı andıran serâb gibidir. Allah korusun! Bu konakları, yolun sonu sanmakdan, yabancıları aranılan sevgili sanmakdan ve anlaşılabilen şeyleri, anlaşılamıyan sanarak, yarı yolda kalmakdan Allahü teâlâya sığınırız! Çok yüksekleri aramalı, ele geçenlere bağlanıp kalmamalıdır. Verâların verâsını, ötelerin ötesini aramalıdır. Böyle bir istek, böyle çok çalışmak, ancak vazîfe alınan büyüğün “kaddesallahü sirrehül’azîz” teveccühü, dilemesi ile elde edilebilir. Onun teveccühü de, mürîdinin ona olan sevgisi, bağlılığı kadar olur. Bu ise, Allahü teâlânın öyle bir ni’metidir ki, dilediğine verir. Onun ihsânı pekçokdur. Bir lokantada yemek çeşidi ne kadar fazlaysa kalite lezzet o kadar az olur. Çeşidi az olanın kalitesi fazladır. Korkularının üstüne git! Agresif ol ve yüzleş onlarla. Sert saldır! Vücudunda bir yer tutulup ağrıdığında, masör kişi o bölgeye sert bir masaj yapar, ödeme dönüşmüş olan kas yapını yumuşatır ve ağrı biter. Önce astar çekiyo kızlar, Üstüne alçıpan döşüyor! Bu nası makyaj? Şeriatın şahıtlık etmedıgı her hakıkat zındıklıktır! Ebû Zer (radıyallahü anh) hazretleri rivayet eder: Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Kabe'nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni görünce: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki, onlar zarardadır" buyurdu. Ben: "Yâ Resulallah, anam babam sana feda olsun, onlar kimlerdir?" dedim. | |||
| Abdülkadir Geylani Sohbetleri 13 - 2. Kısım / Kerem Önder | 14 May 2024 | 00:49:22 | |
Ey evlâd! Afiyet, afiyeti aramamaktır. Afiyeti arayan, afiyeti bulmamıştır. Zengin, zenginliği aramaz. Zenginliği fakirler arar. Şifa aramak hastalar içindir. Şifa, şifayı aramamaktadır. Bütün şifa, Hakk’a teslim olmaktadır. Sebepleri bir yana at. Kalbini temizle. Putlar varsa çıkar. Her derdin dermanı vardır. Onu bulmak icap eder. Şifaların en büyüğü, Allah’ın tevhididir. O’nu birlemek iman sahibinin vazifesidir. Tevhid, yalnız dille olmaz, kalple de olmalı... Tevhid ve zühd dille ve dış varlıkla olmaz. Akıllı ol. Yapmacıkları bırak. Hevese kapılma. Bir iş yapmak için, câhil hareketleri terk et. Bulunduğun hâl, yapmacık ve hevesten ibarettir. Riyakârlık da var. Nifak (içi başka dışı başka) hâli de mevcut. Bütün gücünün hedefi halkın sana tapması oluyor; onların yararını bekliyorsun. Şunu bil ki, halka bir adım atsan; Hakk’tan uzak kalırsın. Sen Hakk'ı aradığını söylüyorsun; halbuki, halkı arıyorsun. - Ben Mekke’ye gidiyorum, deyip Horasan yolunu tutana benziyorsun. Tabiî, Horasan'a yakın oldukça Mekke'den uzak kalırsın. İç âleminin temiz olduğunu söylüyorsun; fakat onlardan hem korkuyor hem de bir şeyler bekliyorsun. Dıştan her kötü şeyi bırakmış gibisin, içten ise ona karışma yollarını arıyorsun. İçin halk sevgisi ile dolu; dıştan Hakk'ı sevdiğini anlatıyorsun. Bu hâller, dil gürültüsü ile olmaz. Salih olan o muvahhid kullar, diğer kullara örnektir. Onların her birinin hâli başkadır. Onların bir kısmı dışından dünyayı bırakır. Bir kısmı içinden bırakır. Bu hâlleri, onlara zarar doğurmaz. Her biri kendi hâline göre iş eder. Hak Teâlâ'nın kudsî varlığından başkasını göremezler. Bunların kalbi saf ve temizdir. Bu âleme kavuşan, dünya mülkünü kazanmış olur. Kahraman odur. Bahadır odur. İslâm dininin dış emirleri insanın dışını süsler. İçe hitap eden gerekleri ise, ruhu nurlandırır; tevhid ve marifet iç âlemi temiz eden gereklerden sayılır. Karşımda duran! Dediler ve diyoruz, şeklindeki sözlerini açıkla, ne demek istiyorsun?.. Bu sözün ne getirebilir?.. Bir şeyin haram olduğunu söylüyorsun. Ama, durmadan yapmaktasın. Bir şeyin helâl olduğunu söylerken yapmıyorsun. Sende sadece bir iştiha var. Başka bir şey yok. Peygamber (S.A.) efendimiz şöyle buyururlar: - «Cahile bir defa yazıklar olsun, âlime yedi defa...» Cahile bir defa... sebebi, bilgisiz kalışı. Âlime yedi defa... sebebi, o bildiği ile iş tutmayışı... İlmin bereketi ondan uzaktır; yalnız vebalini yüklenmiştir. Öğren, sonra amel et. Sonra halkı bir yana at, Hak’la ol. Hak sevgisini kalbine yerleştir. Hak'la olma arzusu ve O’nun sevgisi sende ciddî bir hâl alınca, Mevlâ seni kendine yaklaştırır. Kendi öz varlığına iletir; orada yok eder. Sonra O dilerse seni halka teşhir eder, arzu buyurursa halk arasına katar. Dünyalık nasiplerini bol bol almak için her varlığı sana iletir. Rüzgârları sana emirle gelir. O’nun bilgisi seni kuşatmıştır. İşlerine halk da muttali olur. Bunlar kendi varlığını bıraktığın anda gelir. O'nunla halka karışırsın; seninle değil... Nefsin şomluğu (uğursuzluğu) ölür. Tabiat zararlı hâlini yitirir. Her şey sana bol gelir. Nefis, heva ve tabiat onlardan kısmet alamaz. Kalbin daima Hak'la olur. Şu kalp Hakk’a yakın olmadıkça felah bulamaz. Hak Azizdir, Celildir. Evveli, âhiri yoktur. Boşuna sıkışma, zavallı içi bozuk, yanında hayır diye bir şey yoktur. Dediğim hâllerden sende bulunmaz. Sen, ekmeğin ve katığın kölesisin. Helvaya kulsun. Emrinde bulunduğun efendinin ve atın bendesisin. Doğru olan kalp, halkı bir yana atar, Hakk’a doğru yolculuğa başlar. Yollarda bir şeyler görse, selâm verir, geçer. İlmiyle âmil olanlar, Peygamber (S.A.) efendimizin vârisleridir. Geçmişteki büyüklerin vekilleridir. Arta kalan halk ise onlara yardımcıdır. Onlarla iş yaparlar. Dinin gereklerini onların vasıtası ile yerine getirirler. Onlara iyiliği, kötülüğü söylerler. Cümle halk o sevgili kulların emrine hazır bekler. O büyük insanlar, kıyamet günü peygamberlerin yanında bulunur. Rabları tarafından peygamberlere ne verildi ise onlara da verilir. | |||
| Edepsizlik, amelleri siler! / Kerem Önder | 15 Sep 2022 | 00:59:29 | |
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir." (Hucûrat 2) Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca, tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| TEVHİD - Kadim Bilgelik Bilim Festivali - Zoom / Kerem Önder | 15 Sep 2022 | 00:39:06 | |
TEVHİD - Kadim Bilgelik Bilim Festivali - Zoom / Kerem Önder #evrim #tevhid #burçlar #vesvese Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Son Peygambere uyan, bütün Peygamberlere uymuş olur! / Kerem Önder | 21 Aug 2022 | 00:55:40 | |
Son Peygambere uyan, bütün Peygamberlere uymuş olur! 79. Mektup - Son Peygambere uyan, bütün Peygamberlere uymuş olur! Bu mektûb, yine Cebbârî hâna yazılmış olup, bu parlak dînin geçmiş dinlerin herbirini bir araya getirmiş olduğunu ve bu dîne uymak, bütün dinlere uymak olacağını bildirmekdedir: “Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın getirdiği parlak dîne uymak ve bu doğru yolda ilerlemek, böylece rızâsına, sevgisine kavuşmak nasîb eylesin! Çünki, Allahü teâlâ, bütün ismlerinin ve sıfatlarının kemâllerini, üstünlüklerini, en sevgili kulu ve resûlü olan Muhammed aleyhisselâmda toplamışdır. Bütün bu üstünlükler, kula yakışacak şekilde onda görünmekdedir. Ona indirilmiş olan kitâb, ya’nî Kurân-ı kerîm, bütün Peygamberlere “aleyhimüsselâm” indirilmiş olan kitâbların hepsinin hulâsasıdır. Hepsinde bildirilmiş olanlar, bunda da vardır. Bu büyük Peygambere “aleyhissalâtü vesselâm” verilmiş olan din de geçmiş dinlerin hepsinin süzülmüş kaymağı gibidir. Hak olan, doğru olan bu dînin bildirdiği her iş, geçmiş dinlerde bildirilen amellerden, işlerden seçilmiş, alınmışdır. Ayrıca meleklerin işlerinden de seçilmiş alınmış bulunmakdadır. Meselâ, meleklerden bir kısmına rükü’ etmek emr olunmuşdur. Birçoklarına secde etmek, başka meleklere de kıyâm, ya’nî ayakda ibâdet etmeleri emredilmişdir. Bunun gibi, geçmiş ümmetlerden ba’zısına yalnız sabâh nemâzı emr edilmişdi. Başkalarına, başka vaktlerin nemâzı emr olunmuşdu. Geçmiş ümmetlerin ve mukarreb meleklerin ibâdetlerinden, amellerinden süzülenleri, seçilenleri, bu dinde emr olundu. Bunun için, bu dîni tasdîk etmek, inanmak ve bu dînin emrlerine uymak, geçmiş bütün dinleri tasdîk etmek ve hepsine uymak olur. Demek oluyor ki, bu dîni tasdîk edenler, ümmetlerin en hayrlısı, en iyileri olur. Bu dîne inanmıyan, beğenmiyen, buna uymak istemiyen de geçmiş dinlerin hepsine inanmamış, hiçbirine uymamış olur. Bunun gibi, insanların en üstünü, iyilerin seçilmişi olan Muhammed aleyhisselâma inanmıyan, o büyük Peygambere dil uzatan bir kimse, Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının kemâllerine, üstünlüklerine inanmamış olur. Resûlullaha “aleyhissalâtü vesselâm” inanmak, Onun üstünlüğünü anlamak da, bütün kemâlleri anlamak ve inanmak olur. Demek ki, bu yüce Peygambere inanmıyan, onun getirdiği dîni beğenmeyen kimse, ümmetlerin, insanların en kötüsü, en aşağısıdır. Bunun içindir ki, Tevbe sûresinin doksanyedinci âyetinde meâlen, “Bedevî Araplar, kafirlik ve münafıklıkta daha ileridedirler; Allah’ın resulüne indirdiklerinin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar...” buyuruldu. Fârisî iki beyt tercemesi: Arabistânda doğan, Muhammed “aleyhisselâm”, Dünyâ ve âhiretin efendisi odur hemân! Toprak altında kalsın, ezilsin, batsın her zemân, Onun kapısında toz, toprak olmak istemiyen! Bütün ni’metleri, iyilikleri gönderen Allahü teâlâya hamd olsun ki, sizin bu islâmiyyeti ve onun sâhibini sevdiğiniz, iyice inandığınız ve uygunsuz davranışlarınıza pişmân olduğunuz görülmekdedir. Allahü teâlâ bu uyanıklığınızı artdırsın! Âmîn. Allahü teâlâya hamd ve şükr olsun ki, bu islâmiyyete ve islâmiyyetin sâhibine “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” güzel i’tikâd ve güzel düşünce, güzel şeklde sizde görülmekde ve dâimâ uygunsuz hareketlerinize pişmân olmak elinize geçmekdedir. Allahü teâlâ dahâ çoğunu nasîb eylesin. İkinci olarak şunu da ricâ edeyim ki, düâcınızın bu mektûbunu size getiren Şeyh Mustafâ, Kâdî Şerîhin soyundandır. O temiz sülâlenin çocukları bu memleketde saygı gören büyüklerden olmuşlardır. Maddî bakımdan da râhat yaşamışlardır. Adı geçen şeyh Mustafânın maâşı yokdur. Bu yüzden asker olmak yolundadır. Senedler ve emrler de yanındadır. Umulur ki, sizin vâsıtanızla, bu sıkıntıdan kurtulup, cem’iyyete kavuşur. Dahâ fazla yazıp başınızı ağrıtmıyayım. Kendisini sadr-ı a’zama o şeklde ısmarlayınız ki işi olsun ve ... | |||
| İçe yolculuk... - Mektubât Sohbetleri, 78. Mektup / Kerem Önder | 21 Aug 2022 | 00:49:35 | |
İçe yolculuk... - Mektubât Sohbetleri, 78. Mektup Bu mektûb, yine Cebbârî hâna yazılmışdır. Sefer der Vatan ve seyr-i âfâkî ve enfüsî bildirilmekdedir: Allahü teâlâ, doğru olan bu islâmiyyetin caddesinde ilerlemek ihsân eylesin! Dehli ve Egre yolculuğundan geri döneli birkaç gün oldu. Alışdığımız vatanda yine yerleşdik. (Vatanı sevmek îmândandır) sözünde bildirilen sevgi, kendini gösterdi. Vatana kavuşdukdan sonra, yolculuk olursa, vatan içinde olur. (Sefer der Vatan) Nakşibendiyye büyüklerinin “kaddesallahü teâlâ esrârehüm” temel sözlerinden biridir. Bu tarîkatde bu seferi, dahâ başlangıcda tatdırırlar. Nihâyeti başlangıcda yerleşdirdikleri buradan belli olur. Bu yolun yolcularından dilediklerini (Meczûb-i sâlik) yaparlar. İnsanın dışında ilerletirler. (Seyr-i âfâkî) denilen bu dış yolculuk bitdikden sonra (Seyr-i enfüsî) denilen insanın içindeki yolculuğa başlatırlar. (Sefer der Vatan), bu ikinci yolculuk demekdir. Fârisî mısra’ tercemesi: Bu büyük ni’meti, bakalım kime verirler? Arabî beyt tercemesi: Ni’mete kavuşanlara âfiyet olsun, Zevallı fakîr âşık, birkaç damlayla doysun. Bu büyük ni’mete kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisine “aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti efdalühâ ve minettehıyyâti ekmelühâ” uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emrlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu ni’metin kokusunu bile duyamaz. İslâmiyyetden kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede ahvâl ve mevâcid hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyâda ve âhıretde rezîl olmağa sürükler. Allahü teâlânın sevgili Peygamberine “aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ” ayak uydurmayan bir kimse, felâketlerden kurtulamaz. Birkaç günlük dünyâ hayâtını, Hak teâlânın râzı olduğu şeyleri yapmakla geçirmelidir. Bir kimsenin işlerinden, onun sâhibi râzı olmazsa, onun yaşaması nasıl olur? Hak teâlâ, onun büyük, küçük her yapdığını bilmekde ve görmekdedir. Hâzırdır ve nâzırdır. Utanmak lâzımdır. Eğer bir kimsenin, onun çirkin ve kötü işlerini gördüğünü anlasa, onun gördüğü yerde bozuk birşey yapmaz. Ayblarını, kusûrlarını onun gördüğünü istemez. Müslimânlara ne oldu ki, Hak teâlânın hâzır olduğunu bilerek, Onun beğenmediği şeyleri yapmakdan sıkılmıyorlar? Bu nasıl müslimânlıkdır? Hak teâlâya, kendi kusûrlarını gören bir kimse kadar kıymet vermiyorlar. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuk olmasından Allahü teâlâya sığınırız. Hadîs-i şerîfde, (Lâ ilâhe illallah diyerek îmânınızı tâzeleyiniz!) buyuruldu. Şânı, şerefi çok büyük olan bu sözle her ân, îmânı tâzelemeli. Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tevbe etmeli, Ona yalvarmalıdır! Belki, tevbe etmek için başka zemân ele geçmez. Hadîs-i şerîfde, (Sonra yaparım diyenler helâk oldu) buyuruldu. Ya’nî, iyi işleri gecikdirenler, bu günün işini yarına bırakanlar aldandı, ziyân etdi. Boş zemânı kıymetlendirmelidir. Bu zemânlarda, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmalıdır. Tevbe yapabilmek, Hak teâlânın büyük ni’metlerinden biridir. Hak teâlâdan, her ân bu ni’meti istemelidir. İslâmiyyeti iyi bilen ve hakîkat âleminden haberi olan Allah adamlarından yardım beklemeli, bunlardan imdâd istemelidir. Böylece, Hak teâlânın lütfuna kavuşarak, Onun mukaddes tarafına çekilir. Ona karşı baş kaldıramaz olur. İslâmiyyetden kıl ucu kadar ayrılık bulundukça, kendini tehlükede bilmelidir. Bu ayrılıkların, uygunsuzlukların hepsini yok etmelidir. Fârisî beyt tercemesi: Kurtulurum sanma sakın, ey Sa’dî hoca! Muhammed aleyhisselâma uymadıkca. Ehlüllah, ya’nî Allah adamlarına karşı gelmekden çok sakınmalıdır. Hele arada pîrlik ve rehberlik bağı varsa ve ondan istifâde yolu açılmış ise, onun ufak bir şeyini beğenmemek, öldürücü zehr olur. Dahâ çok yazmağa lüzûm yok sanırım. Bu birkaç kelime de, aramızdaki muhabbet ve ihlâs dolayısı ile yazıldı. Sizi usandırmıyacağımızı sanırım. ... | |||
| En kolay din: ATEİZM / Kerem Önder | 21 Aug 2022 | 00:50:11 | |
En kolay din: ATEİZM - Kerem Önder Bebeğin oluşum süreci başlı başına bir mucize Bir bebek ortalama 50 cm boyunda 3 kilo ağırlığında doğar Yıllar içinde bu bebek 170 cm boya 70 kiloya ulaştığını düşünelim Bebek sanki çok yumuşak bir plastikten yapılmış bir balon ve hava basılıyor istisnasız herşeyi orantılı olarak büyüyor Örneğin tırnakları orantılı olarak büyümese bebek tırnakları gibi küçücük kalsa ortaya ucube bir görüntü çıkar Mesela ayak kemikleri ile et kas ve deri tabakaları orantılı büyümese ya kemik açığa çıkar ya da kemiğin tutmadığı et yığınları ortaya çıkar. Başka bir örnek damarlarımız sinirlerimiz, büyük atar veya toplar damarlarımız vücut ile orantılı büyümese ölürüz. Kulak burun dil diş vesaire her şey Sonuç olarak sanki BİR GÜÇ çok yumuşak plastikten bir balon şişirir gibi bizim her yerimizi orantılı bir şekilde büyütüyor ve ayrıca kemik kan sinir damar deriyi vesaire orantılı büyütmekte balon şişirmeye benzemez Alimlerden biri, çölde deve çobanını gördü, dedi ki Allah'ın var olduğunu nasıl bilirsin? Çoban dedi ki, kumun üzerinde deve izlerini görürsem bilirim ki ordan deve geçmiştir. Dünyaya baktığımda bir yaratıcının izlerini görüyorum. Dünyadaki hiç kimse her şeyi bilemez. Herkes bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Bildiğiniz doğru ilimleri hakkıyla yaşar ve insanlara karşılıksız öğretirseniz, Allah da size bilmediğiniz bilgileri öğretecektir. "Bildiklerinizle amel ederseniz, bilmediklerinizi Allah size öğretir." (Aclunî; Keşfü'l hafâ, h.no: 2542) "Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız, O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir..." (Enfal 29) Her şeyi bilmek zorunda değilsin ama bildiğin kadarını anlatmak zorundasın. Ebu Hureyre’nin her şeyi öğrendikten sonra mı anlatalım sorusu… İnsanlar okumuyor, dinlemiyor ve düşünmüyor! Çalıştırmamaktan sebep, beyinler paslandı ve tembelleşti artık. Şu durumda, birine anlatacağın dini bir hakikati olabildiğince basitleştirmen gerekiyor. Eğer basit bir şekilde açıklayamıyorsan, yeterince anlayamamışsın demektir! Bir daha oku, bir daha dinle, üzerinde düşün ve daha açık anlat. "Söz, etkisiz ise ya dinleyenin kalbi kararmıştır veya söyleyen, söylediğini yaşamıyordur." Mevlâna Celaleddin (rahmetullahi aleyh) Şu halde asıl ispatlanması istenecek olan iddia, İnkâr düşüncesidir. Aklın düşünme kurallarından biri olarak bir şeyin varlığını ispat kolaydır, bir iki karîne ve delil ile kanaat getirilir. Mesela, Hindistan cevizi ağacının var olduğunu iddia eden bir kimse "meyveleri süt konserveleri gibi olan bu ağaç yeryüzünde vardır. Bunun delili de işte bazı meyvelerini taşıyan şu daldır." diye göstermekle davasını ispat eder. Fakat dün-yada böyle bir ağacın bulunmadığını iddia eden kimse, yeryüzünü karış karış dolaşıp bulunmadığını tespit etmediği müddetçe iddiasını ispatlayamaz ve iddiası aklen geçerli olamaz. Karış karış dolaşmak ise, imkânsız denecek derecede zordur. Onun içindir ki, bir mantık kuralı olarak "Mutlak yokluk (nefy) ispatlanamaz" denilmiştir. Mesela ahreti inkâr da böyledir. Geçmiş ve gelecek bütün zamanları elekten geçirmeden, aklen geçerli olmak kaydıyla, hiç kimse çıkıp "ahiret hayatı yoktur" diyemez. Objektif, dış dünya hakkında hüküm veremez. Onun en fazla yapabileceği iş kendi sübjektif köşesinde "Bana göre yoktur, ben inanmıyorum" demekten ibarettir. اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ “Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” Tur 35 Ateizm de bir din’dir! Tanrısı, Evren; Peygamberi, Darwin; Kitabı, Türlerin Kökeni; Mucizesi de Tesadüf’tür... Samiri'nin buzağısı gibi, kendi ellerinle yaptığın bir tanrıya egoya tapıyorsun Ateist! Akıl nerede? ... | |||
| Dinde aşırı gidenler! / Kerem Önder | 21 Aug 2022 | 00:54:06 | |
Dinde aşırı gidenler! مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى “Biz bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.” (Tâhâ 2) يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ “Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.” Bakara 185 Allah’ın kulları için kolaylaştırdığı dini, kulların Allah adına zorlaştırma yetkisi yoktur. Peygamber Efendimiz dini tebliğde daima kolaylık yolunu tutmuş ve ashâbına da bunu sıkça tavsiye etmiştir. “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” (Buhârî, İlim 11; Müslim, Cihâd 5) emri onun ana prensibi idi. Dine davet için gönderdiği görevlilere bunu daima hatırlatırdı. “Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi” (Müslim, Talak 29) Bu âyet, yeryüzünde İslâm’ı tebliğ görevi yapanlara da Allah katından bir tesellidir. Hz. Ömer’in müslüman oluşunun hemen öncesinde indirilmişti. Ömer’in müslüman olması, bu sûrenin ilk âyetlerini okumasıyla gerçekleşti. Hz. Peygamber (s.a.s) teheccüd namazlarında bir ayağı üzerinde duruyordu. Cenâb-ı Hak ona, iki ayağı üzerinde durmasını emretti. Hz. Peygamber (s.a.s), ayakları şişinceye kadar gece namazı kılmıştı. Bunun üzerine Cebrail (a.s) ona, "{Biraz da) nefsine (zaman) bırak. Çünkü onun da, senin üzerinde bir hakkı var" dedi. Buna göre ayetin manası, "Biz, Kur´ân´ı sana, hep ibadet ede ede nefsini helak etmen ve ona büyük bir meşakkat vermen için indirmedik. Sen ancak dosdoğru, lekesiz ve hoşgörülü bir din ile gönderildin" şeklinde olur. Bazı alimler de şöyle demişlerdir: "Bu ayetten muradın, "Kendine eziyet etme ve nefsine, şu kâfirlerin küfrüne üzülerek, azâb etme. Şüphesiz ki Biz, Kur´ân´ı sana, ancak onunla öğüt veresin (uyarasın) diye indirdik. Binâenaleyh kim iman eder ve kendisini düzeltirse, kendisi içindir. Kim de inkâr ederse, onun inkârı seni hüzünlendirmesin. Sana düşen ancak tebliğ etmektir" manası olması muhtemeldir. Bu, "Onlar mümin olmayacaklar diye neredeyse kendine kıyacaksın" (Şuara, 3) ve "Onların sözleri seni hüzünİendirmesin" (Yûnus. 76) ayetlerinde anlatıldığı gibidir. Ayet, "Şüphesiz ki sen, kavminin küfründen ötürü kınanacak değilsin" manasınadır. Bu, "Onların üzerine musallat (bir adam) değilsin"(Gâşiye,22) ve "Sen onlar üzerine (görevli) bir vekil değilsin"{En´am, ıo?) ayetlerinde olduğu gibidir. Yani, "Sen onlara tebliğ ettikten sonra, onları küfürlerinden sorumlu değilsin, günahlarından dolayı sorgulanmazsın" demektir. Kurtuluşun Yolu, Şu 5 Farza Uymakladır: Farz-ı evvel: İlim Farz-ı sânî: İ'tikâd Farz-ı sâlis: Amel Farz-ı râbi': İhlâs Farz-ı hâmis: Beyne'l-havf ve'r-recâ (ümit ile korku arasında) olmak Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e benim "Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım" dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak: "Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?" dedi. "Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah'ın Resûlü" dedim. "İyi ama, dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazan oruç tut, bazan ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer" buyurdu. Ben: "Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm" dedim. "Öyleyse, dedi, bir gün oruç tut, iki gün ye" Ben tekrar "Bundan başkasına da güç yetiririm" dedim. "Öyleyse, dedi, bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Dâvud aleyhisselam'ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur -veya en efdal oruçtur." Ben yine: "Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bundan efdali yoktur" buyurdu. (Buhârî, Savm 54, 55, 56, 57, 58,59, Teheccük 7, 19, Enbiya 37, Fedâilu'l-kur'ân 34, Nikâh 89, Edeb 84, İsti'zan 38; Müslim, Sıyâm 181-194, (1159); Ebu Dâvud, Sıyâm 53, (2425); Nesâî, Sıyâm 76, (4, 209-210); Tirmizî, Savm 57, (770) | |||
| Kendi kendine tapınmak! - Mektubat, 77. Mektup / Kerem Önder | 13 Jul 2022 | 00:51:32 | |
Kendi kendine tapınmak! - Mektubat, 77. Mektup / Kerem Önder
Süâl: O Serverin “aleyhissalâtü vesselâm” yoluna uyanlardan birçoğu, o Serverin vilâyetine kavuşamıyor. Başka bir Peygamberin makâmı altında bulunuyor. Onun vilâyetine kavuşuyor. Bu nasıl oluyor? Cevâb: Peygamberimizin “aleyhissalâtü vesselâm” yolu, bütün yolları kendinde toplamışdır. Ona indirilmiş olan kitâb, gökden inmiş kitâbların hepsini içine almışdır. Bundan dolayı , bu dîne uymak, bütün dinlere uymak olur. Sâlik, yaradılışında hangi Peygambere “salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma’în” uygun oldu ise, onun vilâyetini alır. Şunu da bildirelim ki, Onun vilâyeti “aleyhissalâtü vesselâm” bütün Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” vilâyetlerini kendinde toplamışdır. Onların vilâyetlerinden birine kavuşmak, bu vilâyetin parçalarından bir parçaya kavuşmak olur. Bu vilâyetin kendisine ya’nî o vilâyetlerin toplamına kavuşamamak, Resûlullaha tâm uyamamakdan ileri gelmekdedir. Tâm uyamamanın dereceleri vardır. Bunun için, elde edilen vilâyetler de, başka başka olur. Tâm uymak ele geçerse, bu vilâyetin kendine kavuşulur. Başka bir Peygamberin “salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma’în” dînine uyan bir kimsede, vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye hâsıl olsaydı, yukardaki süâl sorulabilirdi. Hâlbuki, böyle birşey olmamışdır. ... | |||
| Bizim ellerimizle rezil olsunlar! / Kerem Önder | 13 Jul 2022 | 01:00:14 | |
Bizim ellerimizle rezil olsunlar! / Kerem Önder . قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.” (Tevbe 14) . وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ “Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Tevbe 15 “Birinci bahis: Yapılan bu iş meşru olduğu halde Allah, bunu "azab" diye ifade etmiştir. Çünkü Allah Teâlâ kâfirlere azab edecektir. Binâenaleyh O, isterse o azabı bu dünyada peşin olarak verir, isterse ahirete bırakır. Savaşın faydalarından İkincisi, Cenâb-ı Hakk´ın "Onlan rüsvay etsin" buyruğunun anlattığı husustur. Bu, "Allah onların başına öylesine bir zillet ve hakirlik verir ki, kendilerini mü´minlerin ellerinde kahrolmuş, zefîl ve rezil-rüsvay bulurlar" demektir. Üçüncü fayda, Hak Teâlâ´nın "Size, onlara karşı nusret versin" ayetinin ifade ettiği husustur. Bunun manası şudur: "Kahredilmeleri yüzünden, onların rezil ve rüsvay olmaları gerçekleşince, onlara karşı kahir ve üstün olmaları sebebi ile, müslümanlar için de yardım ve muzafferiyet meydana gelmiştir." Malumdur ki, düşmanından uzun bir süre eziyet çeken bir kimseye, Allah, o düşmanına karşı en güzel bir şekilde güç-kuvvet verince, onun bundan duyduğu şükür ve ferahlık çok büyük olur. Bu, onun kalbinin kuvvetlenmesine ve azminin artmasına bir sebep teşkil eder. Bir kimse şöyle diyebilir: "Cenâb-ı Hakk´ın, "Mü´minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın" ifadesi, Allah´ın gayzdan doğan eleme şifa verdiğini ifade eder. Binâenaleyh bu, gayzı gidermenin ta kendisidir. O halde ayetteki, ´Ve kalblerinden gayzı gidersin" tabiri, bir tekrardır." Buna şöyle cevap verilir: Allah Teâlâ, bu fethin (Mekke Fethi´nin) onlara nasib ve müyesser olacağını va´adetmişti. Bundan dolayı onlar, bunun ne zaman olacağını beklemekten ötürü bir sıkıntı içinde idiler. Nitekim, "İntizâr (beklemek), kırmızı ölümdür" denilir. İşte Cenâb-ı Allah, onların kalblerinde, bu beklemeden doğan zahmet ve sıkıntıyı gidermiş, ferahlık vermiştir. Ayet-i kerime, mucizeye delalet etmektedir. Çünkü Cenâb-ı Hak, bu hallerin meydana geleceğini (önceden) haber vermiştir. Bu haller de, ayetteki habere uygun olarak meydana gelmiştir. Böylece bu, gaybtan haber verme olmuştur. Gaybden haber verme ise bir mucizedir. Bu ayet-i kerime, sahabenin, Allah´ın ilminde (katında) hakiki bir iman ile mü´min olduklarına delâlet eder. Çünkü bu ayet, onların kalbterinin, dinden (İslam´dan) ötürü, gayz ve hamiyyet duygusu ile dopdolu olduğuna, İslam dininin yücelip yayılması için büyük bir arzu ve istek duyduklarına delâlet eder. Böyle haller ise ancak mü´minlerin kalblerinde bulunur. Bil ki Hak Teâlâ´nın, bunları böyle sıfatlarla vasfetmiş olması, onların merhametli ve şefkatli olmalarına mani değildir. Nitekim Cenâb-ı Hak onları, "Onlar müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı ise onurlu ve zorludur" (Mâide, 54) ve "Onlar, kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler" (Fetın, 29) ... | |||
| Evin reisi neden erkek? / Kerem Önder | 12 Jul 2022 | 00:56:08 | |
Evin reisi neden erkek? / Kerem Önder . وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَبُعُولَتُهُنَّ . اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحًاۜ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟ "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara 228) İslâm’dan önceki birçok dinde ve kültürde kadın cinsinin hem insan olarak hem de haklar ve ödevler bakımından erkeğe nisbetle ikinci sınıf bir varlık olarak kabul edildiği bilinmektedir. Câhiliye Arapları’nda da kadının durumu farklı değildi; ana, eş, kardeş ve çocuklar olarak kızlar ve kadınların hakları erkeklerin istek ve keyiflerine bırakılmıştı; dilediklerini verir, dilediklerini alırlardı. Hz. Ömer bu tarihî gerçeği şöyle dile getirmiştir: “Câhiliye devrinde biz kadınları bir şey saymaz, hesaba katmazdık; bu durum Allah Teâlâ’nın onlar hakkında âyetler indirmesine ve kendilerine birtakım haklar vermesine kadar devam etti...” (Müslim, “Talâk”, 31 vd.) İstisnalar bir yana bırakılınca genel olarak erkeklerin, genel olarak kadınlardan bir derecelik hak fazlalığı nedir ve neye dayanmaktadır? Bu soruya cevap arayan eski müfessir ve müctehidler dayanak olarak erkeğin fizik gücünü, üstün aklını ve güçlü iradesini ileri sürmüşlerdir. Erkeğin fizik gücünün kadınınkinden fazla olduğunda şüphe bulunmadığından buna dayalı bulunan hak ve ödev farklılıkları da tabiidir. Erkeğin aklının daha fazla olduğu iddiası “Aklı ve dini eksik olanlar içinden, sizden fazla, akıl sahiplerine hâkim (galip) olanları görmedim!..” meâlindeki hadise dayandırılmıştır (Müslim, “Îmân”, 132). Halbuki bu hadisin söyleniş amacı kadınlarla erkekler arasındaki akıl farkını açıklamak değildir. Ayrıca burada geçen “akıl eksikliği”nden maksadın ne olduğu hanımlar tarafından Hz. Peygamber’e sorulmuş; akıl eksikliği, “şahitlikte bir erkeğe karşılık iki kadın şahit istenmesi”; din eksikliği ise “hayız halinde namaz kılmamak ve oruç tutmamak” olarak tanımlanmıştır. Kadınlar, aybaşı halinde iken menedildikleri için namazlarını kılmazlar, oruçlarını da –sonradan kazâ etmek üzere– tutmazlar. Bunun olumsuz mânada din eksikliği ile bir ilgisi olamaz. Buradaki “din”le bu kelimenin “yükümlülük” anlamının kastedildiği, dolayısıyla din eksikliğinin de “yükümlülükten muaf tutulma” anlamında kullanıldığı açıktır. Hadisin mâna ve maksadı bir vâkıayı dile getirdikten sonra buna dayanarak “Böyle olduğunuz, böyle yaptığınız halde yine de erkekleri etkiliyor ve kandırabiliyorsunuz. Bu özellik ve kabiliyetinizi kötüye kullanmayın” şeklinde bir uyarıda bulunmaktan ibarettir | |||
| Allah ile Peygamberlerin arasını ayıranlar: Hadis İnkarcıları / Kerem Önder | 29 Jun 2022 | 01:03:59 | |
Allah ile Peygamberlerin arasını ayıranlar: Hadis İnkarcıları / Kerem Önder . اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلًاۙ “Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya.” (Nisâ 15 . اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا “İşte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” 151 . وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟ “Allah’a ve peygamberlerine iman edip onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte Allah onlara mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır ve sonsuz rahmet sahibidir.” 152 “Onların bâtıl yollarından birincisi, peygamberlerin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmamalarıdır. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Allah´ı ve peygamberlerini inkâr edenler..." buyurmuştur. Çünkü yahudiler, Hz. Musa ile Tevrat´a inanır, Hz. İsa ile İncil´i inkâr ederler. Hristiyanlar ise, Hz. İsa ile İncil´e inanır, Hz. Muhammed ile Kur´an´ı inkâr ederler ve "Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler..." Yani onlar, Allah´a iman ile peygamberlerine imanı biribirinden ayırmak isterler "ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol tutmayı murad ederler.” Yani, hepsine birden iman ile hepsini birden inkâr arası orta bir yol tutmayı isterler. O yol da peygamberlerin bir kısmına iman edip, bir kısmını inkâr etmektir.” Razi “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler” müşrikler, ateistler ve benzerleridir; ... ... ... | |||
| Abdülkadir Geylani Sohbetleri 13 / Kerem Önder | 04 May 2024 | 00:39:05 | |
“Ey evlâd! Âhireti dünyadan öne al; böyle yap, ikisini birden kazanırsın. Dünyayı âhiretten öne alacak olursan ikisini de kaybedersin. Ve bu, sana bir ceza olur. Emir almadan nasıl dünya ile uğraşırsın?.. Dünya ile kalbini meşgul etmezsen, Allah sana yardımcı olur. Başarı ihsanı sana gelir. Bir şey alacak olursan içinde bereket bulunur. İman sahibi hem dünyası hem de âhireti için çalışır; dünyası ile yalnız sözle olur. İhtiyacı kadar bağlanır ve o kadar alır. Kanaat sahibidir. Bir yolcu ne kadar azık alabilirse, o da o kadar alır. Çok almaz, çünkü yolculuğa mâni olacağına inanır. Cahilin, bilgi yoksulu adamın, bütün derdi dünyadır. Bilgi sahibinin, bütün cehdi öbür âlemdir; sonra Mevlâ... ama bu hepsinden üstün... Önünde bulunan bir parça ekmek, nasıl yeniyor ve nereden geliyor? Nefsin, ona nasıl bakıyor?.. Onu almak için gayret sarf ediyor mu?.. Vermeyecek olsan seni yıkıyor mu? Bunlara dikkat et. Nefsini kırmaya güçlü olmalısın. Hak canibine onu böyle vardırman kabil olur. Şah birdir; güçlüğü bir olan verir, fayda yine O'ndan gelir; hareket ettiren ve durduran O’dur. Sana sataşacak biri varsa yine O'ndan gelir. Emrinde çalışana O gönderir; veren, alan yine O varlıktır. Yaratan ve doyuran Allah, Azizdir, Celildir. O ezelî ve ebedî bir varlıktır. Yaratılmışlardan önce O'nun varlığı vardı. Babanızdan ve ananızdan, güvendiğiniz zenginlerin varlığından önce O gelir. Yer ve semanın, ayrıca onların üstünde ve boşluğunda olan her şeyin yaratanı O'dur. «O'na benzeyen yoktur; bizzat gören ve işiten O'dur.» (Şura/11) Ey okuyucu, yalnız beni oku, yer ve gök ehlini bir yana at. Yalnız beni gör, böylece bilgini almış olursun. Bildiği ile amel edene Hak tarafından kapı açılır. Bu kapı kalp yönünden açılır; Hakk'a oradan varılır. Bu, bildiği ile iş tutanın hâlidir. Dedikodu ile gününü gün eden, bu hâlden mahrumdur. Sen böyle yaptıkça, bilgini dünya uğruna harcadıkça, eline bir şey girmez. Dıştan iyi görünse bile, içi bozuk olur. Allah, kullarından herhangi birine hayır dilerse bilgi verir; bu bilgiden sonra amel ve ihlâs nasib eder; iyilik verir, kendine yaklaştırır, irfan nasib eder, kalp bilgilerini öğretir, sırları çözdürür. Bunu yalnız o kula yapar. Bu hâlde başkasının iştiraki yoktur. Artık o kul sevilmiştir. Musa peygamber gibi yalnız Hak varlığın malı olur. Hak Teâlâ, Musa peygambere şöyle buyurdu: «Seni zatım için seçtim.» (Taha/41) Yâni, benden başkası seni meşgul edemez. Şehvet duyguları, geçici tatlar ve zevkler seni benden alamaz. Yer ve gök benim katımda söz sahibi olamazlar. Cennet seni doyuramaz; ateş seni korkutamaz. Mülkün sende kıymeti yoktur; yokluk seni düşündüremez. Hiçbir bağ seni, benden çekemez. Benden başkası seni meşgul edemez. Herhangi bir şekil seni eğlendiremez ve bana perde olamaz. Hiçbir yaratığın bende hakkı yoktur. Tabiî istek ve şahsî duygular burada yer alamaz. | |||
| Yükselenlerin yolu: Verâ - Mektûbât, 76. Mektup / Kerem Önder | 06 Jun 2022 | 00:56:35 | |
Yükselenlerin yolu: Verâ - Mektûbât, 76. Mektup / Kerem Önder Takvâdan üstün makam: Verâ - Mektûbât, 76. Mektup Bu mektûb, Kılınç hâna gönderilmiş olup, terakkî, vera’ ve takvâ ile olur. Mubâhların fazlasını terk etmelidir. Hiç olmazsa, harâmlardan sakınıp, mubâhları azaltmalıdır. Harâmlardan sakınmak, iki türlü olduğu bildirilmekdedir: “Allahü teâlâ, sizi her üzüntüden korusun. İnsanların en üstününün “sallallahü aleyhi ve sellem” hurmeti için, her kusûrdan muhâfaza buyursun! Sûre-i Haşrin yedinci âyetinde meâlen, (Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.) buyuruldu. Görülüyor ki, dünyâda felâketlerden, âhıretde azâbdan kurtulmak için, iki şey lâzımdır: Emrlere sarılmak, yasaklardan sakınmak! Bu ikisinden, en büyüğü, dahâ lüzûmlusu, ikincisidir ki, (Vera’) ve (Takvâ) denir. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanında, birisinin çok ibâdet etdiğini, çok uğraşdığını söylediler. Birisinin de yasak edilen şeylerden, çok sakındığını söylediklerinde, (Hiçbirşey, vera’ gibi olamaz!) buyurdu. Ya’nî, yasaklardan sakınmak, dahâ kıymetlidir buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde de, (Dîninizin direği vera’dır) buyurdu. İnsanların meleklerden dahâ üstün olabilmesi, vera’ sâyesindedir ve terakkî etmeleri, yükselmeleri bu sâyededir. Melekler de emrlere itâ’at etmekdedir. Hâlbuki melekler, terakkî edemiyor. O hâlde, vera’a sarılmak ve takvâ üzere olmak, herşeyden dahâ lüzûmludur. İslâmiyyetde en kıymetli şey takvâdır. Dînin temeli takvâdır. Vera’ ve takvâ, harâmlardan kaçınmak demekdir. Harâmlardan temâmen kaçınabilmek için, mubâhların fazlasından kaçınmalıdır. Mubâhları, lâzım olduğu kadar, kullanmalıdır. Bir insan, mubâh, ya’nî islâmiyyetin izn verdiği şeylerden, her istediğini yapar, taşkınca mubâh işlerse, şübheli şeyleri yapmağa başlar. Şübheliler ise, harâm olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvân gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, birgün uçuruma düşebilir. Vera’ ve takvâyı tâm yapabilmek için, mubâhları lâzım olduğu kadar kullanmalı, zarûret mikdârını aşmamalıdır. Bu kadarını kullanırken de, kulluk vazîfelerini yapabilmek için kullanmağa niyyet etmelidir. Böyle niyyet etmeden, az kullanmak da, günâh olur. Azı da çoğu gibi zararlı olur. Mubâhların fazlasından temâmen kaçınabilmek, her vakt ve hele bu zemânda, hemen hemen mümkin değildir. Hiç olmazsa, harâmlardan kaçınmalı, mubâhların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmağa çalışmalıdır. Mubâhlar, lüzûmundan fazla işlendikde, pişmân olup tevbe etmelidir. Bu işleri, harâm işlemeğe başlangıç bilmelidir. Allahü teâlâya sığınmalı ve yalvarmalıdır. Bu pişmânlık, tevbe ve yalvarmak, belki mubâhların fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin âfetinden, zararından korur. Büyüklerden biri buyuruyor ki, (Günâh işleyenlerin, boynunu bükmesi, bana, ibâdet edenlerin göğsünü kabartmasından dahâ iyi geliyor). Harâmlardan kaçınmak da iki dürlüdür: Birinci kısmı, yalnız Allahü teâlânın haklarına dokunan günâhlardan kaçınmakdır. İkinci kısmı, insanların, mahlûkların hakları da bulunan günâhlardan kaçınmakdır. İkinci kısmı, dahâ mühimdir. ....... | |||
| Allah bana yakın mı? / Kerem Önder | 30 May 2022 | 01:03:20 | |
Allah bana yakın mı? / Kerem Önder وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” Kâf 16 اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ “Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.” Kaf 17 Hak Teâlâ, "Andolsun insanı Biz yarattık. Nefsİnİn ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz" buyurunca, bu, Allah Teâlâ´ya hiçbir şeyin saklı kalmadığına ve O´nun kalblerdekini bile bildiğine bir işaret olmuş olur. Ayetteki, "Biz ona şah damarından daha yakınız" badesi de, Allah´ın ilminin mükemmel oluşunu anlatan bir ifadedir. "Verîd", içinden kanın geçtiği ve bedenin herbir parçasına ulaştığı damar demektir. Allah Teâlâ, işte insana, ilmi ile, bundan daha yakındır. Çünkü o damarı etin örtmesi mümkündür. Ama Allah´ın ilmini hiçbir şey kapayıp perdeleyemez. Şöyle de denilebilir: Biz, bu husustaki kudretimiz yegâne oluşu ile, insana şah damarından daha yakınız. Onun hakkındaki işlerimiz, hükümlerimiz, tıpkı kanının damarlarında akışı gibi, akar ve geçerlidir Refakatteki Melekler Burada, mükellefin (İnsanın) başıboş bırakılmamış olduğuna bir işaret vardır. İmdi biz diyoruz ki: Allah Teâlâ, iki melekten insanın fiil ve sözlerini aldığı vakit, kula, kulun olan damarlarından daha yakın olmuş olur. Buna göre mana, "o iki meleğe, kulun yaptıklarından herhangi birşey saklı kaldığında, kulun halini muhafaza ve kaydetmemiz daha mükemmel ve tam olur" şeklinde olur. Şöyle de denebilir: "Telakki istikbal (karşılama) manasına gelir. Nitekim, Arapça´da, "Falanca, falan süvarileri telakki etti (karşıladı)" denir. Bu izaha göre, ayetin manası şöyle olur: "Onu o iki melek telakki ettiğinde (karşılayıp-aldığında), o kimsenin sağında ve solunda oturan vardır." Buna göre, "Telakki edenler", kulun ruhunu ölüm meleğinden teslim alan iki melek olmuş olur. Bunlardan birisi, sâlihlerin ruhlarını kabirlerinden alır ve o ruhları, neşr (diriliş) gününe kadar, ona sevinç ve sürür verecek yerlerde dolaştırır. Diğeri de kötü kimselerin ruhlarını kabirlerinden alır ve haşr (diriliş) gününe kadar, onları, üzüntü ve sıkıntı veren yerlerde dolaştırır. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, "O İki melek karşılayıp, insanın bu iki sınıftan hangisinden olduğunu sordukları vakit, ölen o insanın yanında, yani sağında ve solunda oturanlar vardır" buyurmuştur. Bu, "iki melek gelir. Ölen o insanın yanında da, onun amellerini yazan iki diğer melek vardır. Gelenler, o ikisine, bunun hangi cinsten olduğunu sorarlar. Eğer o, sâlihlerdense, sürür meleği onun ruhunu alır ve sevinçli olarak diğer meleğe döner. O melek ise, kendi aldığından ötürü mesrur olmamıştır. Eğer bu adam fâsît-kötü kimselerdense, onun ruhunu da azab meleği alır ve diğerine mahzun olarak döner. O melek ise, kendi aldığından mahzun olmamıştır. Anlattığımız bu hususu, 21. ayetteki "saik" ve "şehîd" ifadeleri de destekler. Buna göre şehîd (müşâhid olan), orada oturan melekler, saik (sevkedip götüren) de, insanın ruhunu ölüm meleğinden alıp, insan yeniden dirilinceye kadar, ruhunun olması gereken yere götüren melekler demektir: Bu mana, bu husustaki iki izahın en meşhuru ve en kolay anlaşılanıdır. Bir kimsenin, "Falancanın sağında oturdum" ifadesinde, o kişiye bir saygı ve ondan çekinme sebebiyle, ondan biraz uzak durmaması vardır. “Biz ona sah damarından daha yakınız” yani bedeninin organlarına ve cüzlerine yayılan damarlarından daha yakınız. Halbuki melek ondan ayrıdır (mesafelidir). Dolayısıyla bizim onu bilmemiz... | |||
| Gizli fısıldaşmalar? / Kerem Önder | 14 May 2022 | 00:53:57 | |
Gizli fısıldaşmalar? / Kerem Önder يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىؕ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذٖٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Mücadele 9) اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَٓارِّهِمْ شَيْـٔاً اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ “O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar verebilecek değildir. Öyle ise mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”(Mücadele 10) “Bil ki, buradaki, "Ey iman edenler" hitabının muhatabının kim olduğu hususunda iki görüş vardır. Çünkü, bundan önce geçen, "Men edildikleri o şeye dönmekte olanları görmedin m/?" (Mücadele, 8) ayetini Yahudilere hamledersek, bu hitabı da, "Ey dilleriyle iman edenler." anlamında olmak üzere, münafıklara hamlederiz. Eğer o ayeti, Yahudi-Münafık bütün kâfirlere hamledersek, bu hitabı da mü´minlere hamlederiz. Bu böyledir, çünkü Allah Teâlâ, yahudi ve münafıkları, günah, düşmanlık ve peygambere isyan konusunda fısıldaştıkları için kınayınca, Hz. Peygamber (s.a.s)´in mü´min olan ashabını, onların yollarının benzeri bir yola girmekten nehyetmeyi, bunun peşinden getirdi ve "Günahı, yani, onlara has olan çirkin şeyleri, düşmanlığı, yani başkasına zulmetmeye götüren şeyleri ve peygambere isyanı, yani ona muhalif olan şeyi fısıldaşmayın.." buyurdu. Ve mü´minlere, "İyiliği, yani düşmanlığın zıddı olan şeyi ve takvayı, yani taatleri yapıp masiyetleri terketmek gibi, insanı günahtan koruyan şeyi fısıldasın..." diye emretti. Bil ki, bir topluluk, ne zaman bu özellikte olan şeyi fısıldaşırsa, o onların kötülükteki fısıldanmaları azalır. Çünkü, İmanı böyle bir şeye sevkeden şey, onu bunu açıkça söylemeye de sevkeder. Bunun anlamı, "Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak, bir sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı yahutta insanların arasını düzeltmeyi emredenlerin (fısıldaşması) müstesna"(Nisa) ayetine yakındır. Yine, insanın bu fısıldaşmadaki metodu ve gayesi bilinirse, hiç kimse onun fısıldaşmasından eziyyet duymaz. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Ancak, kendisi huzurunda toplanacağınız Allah´tan ittikâ edin..." buyurmuştur. Bu, "Allah´ın sizi hesaba çekeceği ve karşılıkları vereceği yerde toplanacaksınız..." demektir. Yoksa, Allah için mekân söz konusu değildir. Necvâ kelimesinin başındaki eliflâm´ın istiğrak - şümul, kapsamlılık için olması mümkün değildir. Çünkü, Allah´tan ve Allah için olanları vardır. Aksine, buradaki en-Necvâ´dan murat, daha önce geçmiş olan muayyen bir fısıldaşmadır. O da, günah ve günah hususunda ftsıldaşmadır. Buna göre ayetin anlamı, "Şeytan, onları, mü´minlerin üzüntüsüne yol açacak olan böyle bir fısıldaşmaya yönelmeye sevkeder. Çünkü, mü´minler, onların fısıidaştıklarını gördükleri zaman, "Biz bu münafıkları ancak, onlara, savaşa çıkmış olan akraba ve kardeşlerimizin öldürüp hezimete uğratıldıklarına dair bir haber ulaştığında böyle görürüz..." diyorlar, onların akıllarına bu geliyor ve bundan dolayı üzülüyorlardı. ....... | |||
| Neden engelliler? / Kerem Önder | 14 May 2022 | 00:58:49 | |
Neden engelliler? / Kerem Önder وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِؕ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَۙ “Biz sizi biraz korku ve açlıkla, biraz mal ve can ve ürün eksikliğiyle sınayacağız. Müjdele o sabredenleri!” (Bakara 155)
هُوَ الَّذٖي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ “O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Ali İmran 6 وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُؕ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُؕ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur…” Kasas 68 Sırttı kambur, ayağı topal, sağır, dilsiz, âmâ zihinsel engelli ve benzeri kişileri “imalat hatası” olarak görmek ve nitelemek çok ciddi bir iman eksikliğini öne çıkarıyor. Her şeyden önce hiçbir varlık, hiçbir insan “imalat hatası” değildir ve olamaz. Çünkü mülkün sahibi O’dur. O istediğini, istediği biçimde yaratır. Takdir O’na aittir, hüküm O’nundur. Dilerse yaratır, dilerse yaratmaz. Dilerse verir, dilerse alır, dilerse hiç vermez. Allah’a kim söz geçirebilir? Peygamberler bile bir şey yapamaz. Onlar da kendilerine verilene razı olur. Yakub Aleyhisselam uzun bir süre âmâ kalmıştı, Musa Aleyhisselamın dili hafif peltekti, Eyyub Aleyhisselam yıllarca çok ağır hastalık içinde yaşamıştı. Peygamberlerin hemen hepsi değişik eziyet ve meşakkate maruz bırakılmış, yüzlercesi katledilmişti. Meselenin önemli bir yönüَde; Allah hiçbir kuluna haksızlık etmez, hiçbir kuluna zulmetmez. Kur’an diyorَki: “Allah hiç kimseye zerre kadar olsun haksızlık etmez. İyiliği ise kat kat arttırır, kendi katından da büyük bir ödül verir.” (Nisa, 4/40) ... ... ... | |||
| Peygambersiz Din Olur mu? (şiir) / Kerem Önder | 17 Apr 2022 | 00:01:38 | |
Kerem Önder Hocamızın mealcilere yazdığı şiir... | |||
| Allah'ın ipine sımsıkı sarıl! / Kerem Önder | 17 Apr 2022 | 01:00:42 | |
Allah'ın ipine sımsıkı sarıl! / Kerem Önder يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.” Âli İmran 102 وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ “Bil ki Allahü teâlâ bundan önceki âyette, mü'minleri, kâfirlerin saptırmalarına ve desiselerine karşı uyarınca, bu âyette de onlara, hertürlü taatın ve bütün hayırların toplanıp birleştiği şeyleri emretmiştir. Onlara önce "Allah'tan İttikâ edin." sözüyle takvayı; "Allah'ın İpine sanlınız" sözüyle Allah'ın dinine sımsıkı sarılmayı ve üçüncü olarak da, "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız" sözüyle de, Allah'ın nimetlerini anmayı emretmiştir. Bu tertibin hikmeti şudur: İnsanın fiilleri mutlaka ya korku veyahut bir arzuya bağlıdır. Korku unsuru, arzu (istek) unsurundan daha önce gelir. Çünkü bir zararı savuşturmak, bir menfaati elde etmekten daha önce ve önemlidir. Binâenaleyh, "Allah'tan nasıl ittikâ etmek lazımsa, öyle korkun" âyeti, Allah'ın ikâbından korkutmaya bir işarettir. Sonra Cenâb-ı Hak bu korkuyu, Allah'ın dinine sarılıp sımsıkı tutunma emrine bir vesile saymıştır. Daha sonra arzu unsurunu getirmiştir ki bu, "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın..." âyetinin ifâde ettiği husustur. Buna göre Cenâb-ı Allah sanki şöyle demektedir: "Allah'ın cezasından korkmak şunu gerektirir, nimetlerinin çokluğu da bunu gerektirir. Bil ki Allahü Teâlâ müslümanlara, yasaklanmış şeylerden ittika edip sakınmalarını emredince, bütün tâat ve hayırların aslı durumunda olan şeyi, yani Allah'ın ipine sımsıkı sarılmayı emretmiştir. Bil ki, ince bir yol üzerinde yürüyen herkesin, ayağının kaymasından korkulur. Fakat o kimse bu yolun iki tarafında iki ucundan güzel ve sıkı şekilde bağlanmış olan bir ipe sıkıca tutunduğunda, korkudan emin olur. Şüphe yok ki Hak yolu, ince bir yoldur. Birçok insanın bu yolda ayağı kaymıştır. Ama, Allah'ın delillerine ve apaçık beyânlarına sımsıkı tutunan kimseler, bundan emin olmuşlardır. Binâenaleyh buradaki "ip" kelimesinden murad, din yolunda hakka, hakikata o vasıta ile ulaşılması mümkün olan her şeydir. Bunun pekçok çeşidi vardır. Müfessirlerden her biri de, bunlardan birisini zikretmişlerdir. Meselâ İbn Abbas (radıyallahü anh), "Burada Allah'ın ipinden murad, "Ahdimi yerine getirin, ben de size karşı olan ahdimi yerine getireyim" (Bakara, 40) âyetinde bahsedilen "ahd"dir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Allah'ın ipine ve insanların ipine, yani ahdine sığınma durumu müstesna" (Âl-i imrân. 112) buyurmuştur. İşte Cenâb-ı Hak bu âyette "ahd" (ip) diye isimlendirmiştir. Çünkü ahd, dilediği herhangi biryere giderken, duyacağı korkuyu izâle eder ve böylece, kendisine tutunan kimseden korkunun zail olup gittiği bir ip gibi olmuş olur" demiştir. Bunun, Kur'ân olduğu da söylenmiştir. Hazret-i Ali'nin Hazret-i Peygamber'den rivayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamber, "İyi bilin ki, yakında fitne çıkacak" demiştir. Bunun üzerine. "Ondan nasıl kurtulunur?" denilince, O, "Çıkış yolu, Allah'ın Kitabıdır. O'nda, sizden öncekilerin kıssası; sizden sonrakilerin haberi ve aranızdaki meselelerin hükmü ve çözümü mevcuttur. O, Allah'ın sağlam ipidir" Tirmizi, Fezâilü'l-Kur'ân, 14 (5/172); Dirimi, 2/435. buyurmuştur. ... ... ... | |||
| Ramazan ve oruç hakkında sorular - İftar programı / Kerem Önder | 13 Apr 2022 | 01:16:35 | |
Ramazan ve oruç hakkında sorular - İftar programı / Kerem Önder Ramazan bereketi Berat tv Murat zurnacı Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| En hayırlı ümmet! / Kerem Önder | 11 Apr 2022 | 01:03:57 | |
En hayırlı ümmet! / Kerem Önder كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” Ali İmran 110 "Sizler, sizden önce gelmiş geçmiş ümmetler içinde, en hayırlı ümmet olarak anılıyor idiniz." Bu, Hak teâlâ'nın tıpkı, "Onlar, kâfirlere karşı çetin ve sert, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rükû ediciler ve secde ediciler olarak görürsün. Onlar Allah'tan lütuf ve rızâ taleb ederler. Secde İzinden olan nişanları, yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur" (Fetih, 29) âyetinde ifâde ettiği gibidir. Yani, "Marufu emredip, münkerden nehyeden ve Allah'a iman edenler olmanız hasebiyle siz, en hayırlı ümmet haline geldiniz, dönüştünüz" demektir. Sonra Cenâb-ı Hak, "Eğer, ehl-i kitab da iman etseydi kendileri için elbette hayırlı olurdu" buyurmuştur. Yani, "Bu hasletleriniz sebebiyle en hayırlı ümmet olma vasfını kazandığınız gibi, Ehl-i Kitâb da iman etmiş olsaydı, bu en hayırlı olma vasfı, onlar için de söz konusu olurdu" demektir. Allah en iyi bilendir. "Ehl-i Kitab, başkanlık sevgisinden ve avamın kendilerine tabî olmasından hoşlandıklarından dolayı, dinlerini İslam dinine tercih etmişlerdir. Eğer onlar iman etseler, âhirette elde edecekleri büyük mükâfaatın yanısıra, dünyada iken de arzuladıkları riyaset (baş olma arzusu) da kendileri için bulunur ve böylece de bu, kendileri için yetindikleri o halden daha hayırlı olurdu." ... | |||
| Çıplaklık onursuzluğu! / Kerem Önder | 22 Feb 2022 | 01:03:40 | |
Çıplaklık onursuzluğu! / Kerem Önder فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُ۫رِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدٖينَ “Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” (A’raf 20) وَقَاسَمَهُمَٓا اِنّٖي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحٖينَۙ “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.” (A’raf 21) Şeytanın kariyer başlangıcı, iki insanı çıplaklaştırma ve onurlarını kırma gayretiyle olmuştur. Bugünse herkes çıplaklığı bir tercih ve övgü alma gayretiyle yapıyor. Vesvese “aynı şeyleri tekrar tekrar fısıldama” anlamına gelir ve daha çok ayartıcı, tahrik edici sözler veya psikolojik telkinler, yönlendirmeler için kullanılır. Burada İblîs’in, “Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı” diyerek Âdem ve Havvâ’yı ayartması, onları günah işlemeye teşvik etmesi hakkında kullanılmıştır (Taberî, VIII, 140; Râzî, XIV, 45; İbn Âşûr, VIII/2, s. 56-57) “Birinci soru: Hazret-i Adem (aleyhisselâm) cennette, İblis ise oradan çıkarılmış olduğu halde, Hazret-i Adem'e nasıl vesvese vermiştir? Cevap: Hasan el-Basrî şöyle demektedir: "O İblis, Cenâb-ı Hakk'ın ona vermiş olduğu yükselme kuvvetiyle, yerden semaya ve cennete vesvese verebiliyordu." İkinci soru: "Adem (aleyhisselâm), kendisiyle İblis arasındaki düşmanlığı biliyordu. O halde, ne diye onun sözünü kabul etti?" Cevap: İblis, defalarca Hazret-i Adem'le karşılaştı ve onu pekçok yollarla ağaçtan yeme konusunda özendirmeye çalıştı. İşte bu hoş göstermeye devam edildiği ve bunun peşi bırakılmadığı için, o İblis'in sözü Adem'e tesir etti. Katâde şöyle demiştir: İblis onlara karşı, Allah adına yemin ederek onları aldatmıştır. Allah'a inanan bir kimse bazan aldanabilir. Ayetteki, "Şüphesiz ki ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim" ifadesi "İblis onlara şöyle dedi: "Ben sizden önce yaratıldım ve sizlerin bilemediği pek çok maslahat (menfaat) ve mefsedet (zarar) hallerini daha iyi biliyorum. Benim sözüme uyun ki, ben de sizi doğruya ileteyim" manasındadır. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Ayetteki bu ifade, "Onları, yemin ederek aldattı" manasındadır. Adem (aleyhisselâm), hiçbir kimsenin, Allah adına yalan yere yemin edemiyeceğini zannediyordu." İbn Ömer (radıyallahü anh) de, rivayete göre, kölesinin ibadet ettiğini ve güzelce namaz kıldığını görünce, o köleyi azad ederdi. Bu sebeple köleleri, azad edilme arzusuyla hep böyle yaparlardı. Bundan dolayı ona, "Onlar seni aldatıyorlar" denildiği zaman, o şöyle dedi: "Kim bizi Allah adına aldatırsa, biz de Allah için aldatılmış oluruz." İş yerinde "iş kıyafeti" denilen elbiseyi sorgusuz akşama kadar giyen kişiler, iş ALLAH'ın tesettür emrine gelince, "ben özgürüm ne istersem giyerim" diyor Vücudümüzda her yerde sinirler varken sadece üç yerde sinir yoktur KIL SAÇ ve TIRNAK Tırnağın hemen başladığı ette saçın hemen başladığı ette kılın hemen başladığı ette sinir vardır ama tırnak saç ve kılda yoktur. Eğer tırnak saç ve kılda sinir olsaydı ne yapacaktık uzayınca nasıl kesecektik asla kesemezdik ayrıca öyle uzayan siniri olan bir doku ile nasıl yaşanırdı. İmam Ali Rıza ve insana hizmet aşkı. BİR SESİ SUSTURMAK İÇİN SENİN BAŞKA BİR SES ÇIKARMAN VE SIKÇA TEKRARLAMAN LAZIM | |||
| Ailen bile senden kaçacak! | 20 Feb 2022 | 00:58:45 | |
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىؕ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىؕ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذٖينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَؕ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِهٖؕ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ “Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.” Fâtır 18 “Peygamber, şayet bu tebliğinde yalancı olmuş olsaydı, sizin, onun günahını yüklenmeyeceğinizi bile bile, günahkâr olmuş olurdu. Binâenaleyh o, böyle bir şeyden korunur ve ittikâ eder". Allahü teâlâ ise, sizin ibadetlerinize muhtaç değildir. O halde düşünün ve sapmanız halinde hiç kimsenin sizin günahınızı yüklenmeyeceğini bilin. Bu, sizin önderlerinizin "Yolumuza uyunuz, biz sizin günahlarınızı taşırız" demeleri gibi değildir" demektir. Cenâb-ı Hak, bu hususta, "bu, akrabası da olsa" kaydına yer vermiştir ki bu, "O çağrılan şahıs, akrabası dahi olsa onu yüklenmez" demektir. Bir önceki ifade hakkında "O, onun yükünü, ya meselâ, düşmanını ağır bir yükün altında gören bir hasım, veyahut da tasımlamayan bir yükün altında olan bir yabancı kimseyi gören başka bir yabancı gibi, kendisiyle ilgisi ve alâkası olmadığı için taşımamıştır" denebilir. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "bu, akrabası da olsa" buyurmuştur ki bu, "Nefsin, o yükü taşıyabilecek güçlü ve günahkâr bir nefis olması; her ikisinin de ağır bir yük altında ezilmesi gibi, o yükü taşımaya yöneltecek bütün sebepler bulunsa bile..." demektir. Yardımcı olacak nefsin güçlü ve yük taşıyabilir olması, berikinin de, yük altında ezilmesi ve yardım istemesi gibi... Çünkü, talepte bulunmak, acımayı celbeden. Şayet, kendisinden yardım talep edilen, edenin yakını olursa, bu durumda bunu karşılamamak, ancak bir engelden dolayı olur ki, bu da her nefsin ağır bir yük altında bulunmasıdır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, hiçbir günahkâr nefsin, bir başkasının günahını yüklenemeyeceğini beyan edince, sevabın, bu sevabı işleyenlere fayda vereceğini beyan etmek üzere "Kim temizlenirse, sırf kendi faydasına temizlenmiş olur" buyurmuştur ki, bu, "Onun bu tezkiyesi, kendi lehinedir" demektir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Nihayet varış Allah'adır" buyurmuştur. Bu, "temizlenen kimsenin bu temizlenmesinin fayda ve neticesi, dünyada görülmese bile, herkesin varışı Allah'adır, lika (haşr) gününde, beka yurdunda, Allah'ın nezdinde ortaya çıkacaktır. Günahkâr kimsenin işlediği günahın cezası, dünyada ortaya çıkmasa bile, ahirette ortaya çıkacaktır. Çünkü nihaî varış, Allah'adır" demektir.” Razi Tefsir “Güneşin görevi ışık saçmaktır. Yarasalar rahatsız oluyor diye güneş, bu görevinden vazgeçecek değil ya?" Şems-i Tebrizi (rahmetullahi aleyh) YERÇEKİMİ KUVVETİ BİLE BANA DİKKAT KESİLİN BENİ TEFEKKÜR EDİN ÇÜNKÜ BEN HAKKI GÖSTERMEYE DELİLLERDEN BİR DELİLİM DİYE HAYKIRIYOR ÇÜNKÜ RABBİM YERÇEKİMİ KUVVETİNİ BİRAZ FAZLA YAPSAYDI AYAKLARIMIZI OYNATAMAZDIK HAYAT OLMAZDI YİNE RABBİM YERÇEKİMİ KUVVETİNİ BİRAZ AZ YAPSA DENGEDE KALAMAZ DENGEMİZİ SAĞLAYAMAZ YİNE HAYAT OLMAZDI RABBİM YERÇEKİMİNİ ÇOK HASSAS BİR DENGEDE KURMUŞ “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1) Sahabelerden İkrime —Allah O'ndan râzı olsun — şöyle diyor: “Kıyamet günü ana-baba evlâdını yakalayarak kendisine;... | |||
| Hz. Musa ve yılan âsâ! / Kerem önder | 08 Apr 2024 | 00:43:10 | |
Kadir gecesi “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?” Taha 17 “Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.” Taha 18 “Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.” 19 “Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!” 20 “Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.” Taha 21 “Asânı yere at!” Mûsâ atıp da onu yılan gibi kımıldanır görünce arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Allah dedi ki:) “Ey Mûsâ! Korkma, benim huzurumda peygamberler korkmaz.” Neml 10 Musa (موىس (adı açık olarak 124 defa geçer. Bir defa "Allah ile konuşan" olarak ima edilir. İbrahim (إبراهيم (adı açık olarak 69 defa geçer. "Allah'ın dostu" olarak ima edilmiştir “Allah Teâlâ, bu iki şeye işaret edince, onlardan herbirini, kesin bir mucize ve net akli bir delil kıldı ve o asayı, cansızlıktan, kerim olma (canlı olma) haline taşıdı. Binâenaleyh tek bir nazarla, bir cansız varlık, canlı bir varlık haline, katı bir cisim (olan el de), nurâni - latif bir varlık haline dönüştüğüne göre, Allah, üçyüz altmış gün, kulunun kalbine nazar ettiğinde, onun kalbinin ölüm demek olan isyandan, taat saadetine ve marifet nuruna dönüşmesinde şaşılacak ne var? O asâ, Hz. Musa´nın sağ elinde idi. Sağ elde oluşunun bereketi sayesinde o, bir ejderhaya, ve bir bürhân haline önüşmüştür. Mü´minin kalbi de "Rahman´ın iki parmağı arasındadır." Binâenaleyh Hz. Musa (a.s)´ın sağ eli için böyle bir bereket tahakkuk ettiğine göre, mü´minin kalbinin, Rahman´ın iki parmağı arasında oluşunun bereketi sayesinde, masiyet (günah) karanlığından, kulluk nûrûna geçmesinde şaşılacak ne var? Önemsiz birşeyden, çok kıymetli birşey meydana getirmek isteyen kimse onu eline alıp, etrafındakilere göstererek: "Bu nedir?" der. Onlar da: "O, falanca şeydir" derler. Daha sonra bu kimse, o şeyin en belirgin vasfını belirledikten sonra, onlara, "Bundan şunu şunu alın" der. Binâenaleyh Allah Teâlâ´da o asanın, meselâ yılana dönüşmesi; denize vurulmasıyla denizin yarılması; taşa vurulmasıyla, taştan kaynakların fışkırması gibi, o kıymetli mucizeleri ortaya koymak istediği için, asayı önce Hz. Musa´ya sorup, sanki ona "Ey Musa, şu elindeki şeyin gerçeğinin ne olduğunu ve ne zararı ne faydası olan bir ağaç olduğunu biliyor musun?" dedi ve daha sonra da onu büyük bir ejderhaya çevirdi. İşte böylece Allah Teâlâ, bu şekilde, insanların akıllarını, kudretinin mükemmelliğine ve azametinin sonsuzluğuna çevirdi. Çünkü O, insanlar nazarında en basit olan birşeyden, en büyük mucizeleri ortaya koymuştur. Cenâb-ı Hak, Hz. Musa (a.s)´a önce ilahi kelâmı ile konuşup, o da bundan dolayı dehşete korkuya kapılınca, onun bu dehşet ve hayretini giderip, onu teskin etmek için, onunla nsanların konuştuğu sözlerle konuştu. Bunun hikmeti şudur: Hz. Musa {a,s), Allah´ın huzurunda dehşete kapılınca, Aziz olan Allah, onun bu dehşetini gidermek istedi ve ona kolayca cevab vereceği asasını sordu. İşte mü´minin durumu da böyle olur. Haşrolup Rabbisinin huzuruna vardığında, dehşet ve korkuya düşecek ve utanma hissi, konuşmasına engel olacaktır. İşte o zaman Allah Teâlâ ona, dünyada iken çok iyi bildiği şeyi, yani tevhidi sorar. Buna cevap verebilince, o ürkekliği ve korkusu zail olur. Bu sorunun faydası, Hz. Musa´yı, ejderhaya çevirildiğinde o asadan korkmaması İçin, onun bir ağaç olduğunu iyice anlatmaktır. "Namaz kılan, Rabbi ile fısıldaşır" “Rahim Rab´den sözlü bir selâm (vardır o mü’minlere)” Hz. Musa (a.s) "Benim asam" deyince, Allah Teâlâ, "Onu yere bırak" dedi. O da, Allah´ın dışında kalan herbir şeye iltifat edip, değer vermenin Allah´dan alıkoyacağını ve o şeyin adeta kendisini öldürüp yok edecek bir yılan gibi olduğunu anlasın diye, o asâ, attığında birden koşup duran (hızla hareket eden) bir yılan oluverdi. İşte bundan ötürü, Hz. İbrahim (a.s): "Alemlerin Rabbi müstesna, onlann hepsi benim düşmanım" dedi (Şuâra, 77) | |||
| Sen kafir olmadıkça onlar senden razı olmayacak! / Kerem Önder | 06 Jan 2022 | 01:00:58 | |
Sen kafir olmadıkça onlar senden razı olmayacak! / Kerem Önder وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْؕ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىؕ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذٖي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ ﴿١٢٠﴾٠ “Sen dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost ne bir yardımcı vardır.” (Bakara 120) "Millet" din demektir. Sonra Cenâb-ı Hak, Allah'ın hidayetinin kişileri İslama götüren gerçek buyurmuştur. "Hidayet" ismiyle adlandırılabilecek tek şey Allah'ın hidayetidir. Bu, hidayetin hepsidir. Onun dışında hidayet yoktur. Ehl-i Kitab'ın uymaya davet ettikleri şey hidayet olmayıp, aksine hevâ-yü hevestir. Sen, Allah'ın şu sözüne baksana: Katî delillerle doğruluğu bilinen dine dâir, "ilim sana geldikten sonra", onların "heva" ve bid'at olan görüşlerine uyarsan, seni koruyacak ve seni müdafaa edecek, "Allah'dan başka hiçbir dostun ve yardımcın olmaz." Aksine ona taate devam edip, O'nun ipine sımsıkı sarıldığın zaman insanlardan seni koruyacak olan Allah'dır. Alimler ayetin bazı şeylere delalet ettiğini söylemişlerdir. 1) Allah'ın bir kuluna, yapmayacağını bildiği bir iş hususunda, va'îdde bulunması caizdir. Çünkü ayetten alınan bazı şeylere delâlet ettiğini söylemişlerdir: misalde, Allah, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yahudî ve hristiyanların hevâ-vü heveslerine uymayacağını biliyordu. Bununla beraber, onu bundan dolayı tehdid etmiştir. Bunun bir benzeri de Allah'ın, "Eğer müşrik olursan amellerin boşa gider" (Zûmer, 65) ayetidir. Peygamberi bu fiilden menedenin veya meneden şeylerden birinin bu tehdit olması ihtimalinden dolayı, bu tehdidin yapılması yerinde olmuştur. 2) Allah'ın, "İlimden sana geldikten sonra.." ifâdesi, tehdidin ancak delil getirmeden sonra caiz olacağını gösterir. Bu doğru olunca, tehdidin ancak kudretten (güç yetirmeden) sonra olması daha uygundur. Bu sebeple, teklif-i mâla yutâkı (güç yetirilemeyen şeyle mükellef tutmak) caiz görenlerin iddiası geçersizdir. 3) Bu ayette, hevâ-ü hevese uymanın ancak bâtıl birşey olduğuna delil vardır. İşte bu yönden ayet, taklidin bâtıl olduğuna delâlet eder. 4) Ayette, azabı haketmiş kimselerin şefaatçisinin olmadığına delil vardır. Çünkü hevasına uyduğunda bir şefaatçi ve yardımcı bulabilecek olsaydı, Peygamber öncelikle bulurdu. Bu son görüş zayıftır. Çünkü Ehl-i Kitab'ın nevalarına uymak küfürdür. Bize göre ise, küfür için şefaat yoktur.” Razi, Tefsir Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Tam gün zikir! / Kerem Önder | 27 Dec 2021 | 00:46:50 | |
جُنُوبِكُمْ ۚ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَٰبًا مَّوْقُوتًا "Namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır." (Nisa 103) Burada bahsedilen "zikir"den murad, namazdır. Yani, "At koşturup kılıç sallamakla meşgul iken ayakta olarak; ok atmakla meşgul iken oturarak; çokça yaralanıp, böylece de yere düştüğünüzde, yan üstü yatarak namazlarınızı kılınız. Siz, harb sona erdiğinde, sükun ve emniyet içinde bulunduğunuzda ise, "namazlarınızı dosdoğru kılın ve koşar vaziyette kılmış olduğunuz namazları kaza ediniz..." demektir. Bu mana, namaz vakti girdiğinde, koşar vaziyette iken savaşan kimseye, namazın farz kılınmış olması; savaşan kimseler emniyet ve sükun haline ulaştıklarında da daha önce kılmış oldukları namazı kaza etmelerinin gerekli olduğu şeklindeki Şafiî'nin görüşüne delaleti açıktır. Allahü teâlâ, "Namazlara ve orta namaza devam edin" (Bakara 238) buyurmuştur. Bu ifadedeki "namazlar" kelimesi, (en azından) üç namazın farz olduğuna delalet eder; "Ve orta namaza..." ifadesi ise, orta namazın o üç namazdan biri olmasına manidir. Aksi takdirde bu, (lüzumsuz) bir tekrar olmuş olurdu. Binâenaleyh namazların sayısının üçten fazla olması gerekir. Farz namazların dört tane olması caiz değildir. Aksi halde, namazlar içinde "orta" sayılacak bir namaz bulunmaz. Binâenaleyh "orta namaz "in bulunabilmesi için, bunların sayısının beş tane olması gerekir. Âyet farz namazların beş tane olduğuna delalet ettiği gibi vitir namazının farz olmadığına da delalet eder. Aksi halde farz namazların sayısı, altıya çıkmış olur ki, bu durumda da "orta namaz" bulunamaz. Binâenaleyh âyet, farz namazların beş tane olduğuna delalet edip, bunların vakitlerine delalet etmemektedir. Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Bu ayeti okurken düşünmüyorsan yazıklar olsun! / Kerem Önder | 23 Dec 2021 | 00:53:04 | |
اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” Âli İmran 190 الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.” Âli İmran 191 Bir gecede saçları beyazlayan genç? / Kerem Önder https://www.youtube.com/watch?v=Zb2-o6pT9GY Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Şaka yaparken bir daha düşün! / Kerem Önder | 17 Dec 2021 | 00:56:43 | |
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ "Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Tevbe 65) لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُواْ مُجْرِمِينَ “Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, Suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.” (Tevbe 66) “İbn Ömer (radıyallahü anh) şunu rivayet etmiştir: "Münafıklardan birisi, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve mü'minleri kastederek. Tebük Savaşı'nda: "Bunlardan daha korkak, bunlardan daha yalancı ve bunlardan daha ödlek kimse görmedim" dedi. Bunun üzerine sahabeden biri, "Yalan söylüyorsun. Sen bir münafıksın" dedi ve bunu Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e haber vermek için gitti ve kendisi daha oraya varmadan, Hazret-i Peygamber'e bu ayetlerin indiğini gördü. O münafık da, devesine binmiş olarak, Hazret-i Peygambere geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, biz şaka yapıyorduk ve yolu (kolayca) katedelim diye kervancılar gibi (abuk-sabuk) konuşuyorduk" dedi. O münafık, "Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" deyip duruyor, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Resulü ile mi eğleniyordunuz" diyor, münafığın sözüne hiç aldırış etmiyor, bu sözden başka birşey söylemiyordu. Biz, Ebu Müslim'in, "Münafıklar, kalblerinde olanı açıkça haber verecek bir surenin inmesinden daima endişe ederler" (tevbe, 64) ayetinin tefsirinde şöyle dediğini nakletmiştik: "O münafıklar, bu sakınma ve endişe tavrını, istihzâvârî ortaya koymuşlardı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, bu ayette, onlara "Niçin böyle yaptınız" denildiğinde, onlar, "Biz bunu tenkid için değil, lafa dalıp şakalaşmak için yaptık" dediklerini bildirmiştir. Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Ekonomi nasıl düzelir? / Kerem Önder | 10 Dec 2021 | 01:00:37 | |
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ “O ülkelerin halkı inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar; biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” A’rafْ96 Ekonomi nasıl düzelir? / Kerem Önder : : : https://www.youtube.com/watch?v=T34FPMF4vns Oْeskiْkavimler,ْpeygamberlerininْdavetiniْveْAllah’ınْtürlüْikazlarınıْyeterinceْdeğerlendirip iman etseler ve kötülüklerdenْsakınsalardıْyüceْAllahْ“elbetteْonlarınْüzerineْgöktenْveْyerdenْniceْbereketْkapıları”ْaçacaktı.ْ Şu halde iman ve takvânın sonu berekettir, bolluktur; mutluluk ve esenliktir. Bazı tefsirlerde “gökten gelen bereketler” yağmur, “yerden gelen bereket” de ziraî mahsuller ve hayvansal ürünlerdeki bolluk diye açıklanmışsa da buradaki “bereketler”in her türlü maddî ve mânevî hayırları kapsadığını düşünmek âyetin maksadına daha uygun düşer (Râzî,ْXIV,ْ185;ْŞevkânî,ْII,ْ260). Zemahşerî âyetteki “açma” anlamına gelen feth kavramının “kolaylaştırma” mânasında da kullanıldığını belirtmektedir. Buna göre söz konusu ifade “... Onlar için bütün iyilik ve güzellikleri elde etme yollarını kolaylaştırırdık” anlamına gelir (II, 77). “Bil ki Allahü Teâlâ, önceki ayetinde, isyan edip diretenleri ansızın yakaladığını beyan edince, bu ayette de, itaat etmeleri halinde onlara hayırların kapılarım muhakkak açacağını beyan ederek şöyle demiştir: "Şayet memleketler ahalisi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inansalar ve Allah'ın nehyettiği ve haram kıldığı şeylerden sakınsalardı, onlara yağmur vasıtasıyla semanın bereketlerini; bitkiler, meyveler, sürüler ve hayvanların çokluğu; emniyet ve esenliğin bulunması sebebiyle yerin bereket kapılarını onlara açardık." Bu böyledir, çünkü sema, baba; yer de anne demektir. İşte bu her ikisinden, Allah'ın yaratması ve tedbiri ile bütün faydalar ve menfaatler meydana gelir. O, "Ancak ne var ki, onlar peygamberleri yalanladılar da küfür ve isyan hususunda işledikleri şeyler sebebiyle biz onları kıtlık ve darlıkla yakaladık" buyurmuştur.” Razi Ziraْkimiْzamanْmü’minlerْgeçimْdarlığıْileْimtihanْolunabilirler.ْVeْbuْonlarınْgünahları için bir keffaret olur. Nitekim Hazret-iْNûh'unْkavmineْşöyleْdediğiْbizeْbildirilmiştir: "Nuh dedi ki: Rabbinizden mağfiret isteyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece üzerinize semâyı bol bol salıverir," (Nûh, 71/10-11) Hazret-i Hud'dan da şöyleْdediğiniْhaberْvermektedir: "Ey kavmim, Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki, üstünüze gökten bol bol (yağmur) göndersin" (Hûd, 11/52). İbnْEbîْŞeybe'ninْbildirdiğineْgöreْHasan-ıْBasrîْderْki: “Âyette bahsedilen kentin halkına Yüce Allah o kadar bolluk vermişti ki ekmekle istinca ediyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah onlara açlık gönderdi ve üzerine oturdukları şeyi bile yemeye başladılar." Resûlullah'ınْ(sallallahüْaleyhiْveْsellem):ْ«Ekmeğe hürmet gösteriniz. Çünkü Yüce Allah onu gökyüzünün bereketlerinden indirmiş, yeryüzünün bereketlerini de onun hizmetine vermiştir. Sofradan düşeni alıp kaldırıp yiyen kişinin de günahları bağışlanır» İhtikar,ْşiddetliْihtiyaçْolduğuْbirْzamandaْgıdaْmaddesiniْsatınْalıpْkıymetiْdahaْfazlaْartsınْdiyeْonuْ hapsetmektir.ْŞer`anْharamdır.ْAllah`ınْResulüْonunْhakkındaْşöyleْbuyuruyor:ْ “Kırk gece kadar insanların yiyeceğini hapsedip ihtikar eden kimse Allah`tan (onun rahmetinden) uzaktır. Allah da ondan beridir. Bir mahalle halkı içinde az bir kimse bulunsa Allah`ın zimmeti o mahalleden beri olur.” (Hakim) | |||
| Geri mi döneceksin? / Kerem Önder | 08 Dec 2021 | 00:32:12 | |
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ ۚ أَفَإِي۟ن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ ٱنقَلَبْتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ ۚ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيْـًٔا ۗ وَسَيَجْزِى ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âli İmran 144) “Abdullah İbn Kumey'e el-Harisî, Allah'ın Resulüne taş atarak, onun mübarek dişini kırıp yüzünü yaraladı. Onu öldürmeye yeltendi. Gerek Bedir'de gerekse Uhud'da sancaktar olan Mus'ab İbn Umeyr (radıyallahü anh) Hazret-i Peygamberi savundu. Derken İbn Kumey'e, Mus'ab'ı öldürdü. Allah'ın Resulünü öldürdüğünü sanarak, "Muhammed'i öldürdüm!" dedi. O esnada bir kimse, "iyi bilin ki Muhammed öldürüldü" diye bağırıyordu. Bu, şeytan idi. Bunun üzerine, insanlar arasında Hazret-i Muhammed'in öldürüldüğü haberi yayıldı. O zaman orada, müslümanlardan birisi, "Keşke Abdullah İbn Ubey, Ebu Süfyan'dan bizim için bir emân alsa." dedi. Münafıklardan bir kısmı da, "Şayet o peygamber olsaydı, öldürülmezdi. O halde, kardeşlerinize, dininize dönünüz" dedi. Bunun üzerine Enes İbn Mâlik'in amcası, Enes İbn Nadr (radıyallahü anh), şöyle dedi: "Ey müslüman topluluğu! Eğer Hazret-i Muhammed öldürüldü ise, şüphesiz Muhammed'in Rabbi ölmeyen bir Hayy (diri)dir. Allah'ın Resulünden sonra, yaşayıp da ne yapacaksınız? O halde, O'nun savaştığı dava uğrunda savaşınız ve O'nun öldüğü dava uğrunda ölünüz!" Daha sonra da: "Allah'ım, onların söylediği şeylerden dolayı sana özür beyân ederim." dedi, sonra kılıcını çekti, şehid edilinceye kadar savaştı. .... https://www.youtube.com/watch?v=gDqS7Ji-mGg | |||
| İbrahim Peygamber Yahudi miydi, Hristiyan mıydı? / Kerem Önder | 29 Nov 2021 | 00:58:31 | |
İbrahim Peygamber Yahudi miydi, Hristiyan mıydı? / Kerem Önder يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوْرَىٰةُ وَٱلْإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعْدِهِۦٓ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ “Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?” (Âl-i İmran 65) هَاأَنتُمْ هَؤُلاء حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِ عِلمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ ﴿٦٦﴾ “İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Âl-i İmran 66) مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ “İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Âl-i İmran 67) إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ “Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.” (Âl-i İmran 68) “Âyetteki, "Bilginiz olan hususta çekiştiniz" buyruğundan murad şudur: Onlar Tevrat ve İncil'in şeriatlarının, Kur'ân'ın şeriatına muhalif olduğunu sanıp, bunu iddia etmişlerdir. Binâenaleyh onlara, "Hakkında bilginiz olmayan hususlarda nasıl çekişiyorsunuz? Hakkında bilginiz olmayan bu husus da Hazret-i İbrahim'in şeriatının, Hazret-i Muhammed'in şeriatına muhalif olduğunu iddia etmenizdir" denilmiştir. Sonra Cenâb-ı Allah'ın, "İşte sizler onlarsınız ki hakkında bilginiz olan hususta çekiştiniz..." buyruğunun şu mânaya olması da muhtemeldir: Allahü teâlâ onları gerçek manada "ilim" ile tavsif etmemiştir. Ancak şu mânayı murad etmiştir: "Sizler, bildiğinizi iddia ettiğiniz hususlarda onunla çekişmeyi mümkün görüp uygun kabul ettiniz. O halde, hakkında kesinlikle bilginiz olmayan hususlarda onunla çekişebiliyorsunuz. "Sonra Hak teâlâ bu hususu "Halbuki Allah, bu şeriatların birbirlerine uyup uymadıklarını bilir siz, bu durumların nasıl olduğunu bilemezsiniz" diyerek ortaya koymuştur. Sonra Cenâb-ı Allah, bu hususu daha açık izah ederek "İbrahim ne bir yahudi, ne de bir hristiyandı" buyurmuş ve onları Hazret-i İbrahim'in kendi dinlerinden olduğu iddialarında yalanlamıştır. Daha sonra "Fakat O, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı" buyurmuştur ki, âyetteki "Hanîf" kelimesinin ne demek olduğu Bakara sûresi'nde geçmişti (Bakara, 135). Daha sonra da "O, müşriklerden de değildi" buyurmuştur. Bu, Hazret-i İsa'nın ilâh olduğunu söyledikleri için hristiyanların teşbih inancına kail oldukları için yahudilerin müşrik olduklarına bir tarizdir.” Razi | |||
| Kadın cinayetleri! / Kerem Önder | 24 Nov 2021 | 00:57:03 | |
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلْأُنثَىٰ ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ “Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!” Nahl 58 يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلْقَوْمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓ أَيُمْسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُۥ فِى ٱلتُّرَابِ ۗ أَلَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ “Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!” Nahl 59 "Tebşir", Arap ıstılahında, sevince sebep olacak haberlere has bir ifadedir. Ama, asıl lügat manası itibarı ile bu kelime, insanın yüzünün derisinin (beşeresinin) renginin değişmesinde tesirli olan haber demektir. Sevincin, yüzün cildinin renginin değişmesine sebep olduğu gibi, üzüntünün de buna sebep olacağı malumdur. Bineaneleyh "tebşir" lafzının, bu iki hususta da, bu manayı, mecaz olarak değil "hakîkat" olarak ifade etmiş olması gerekir. Bu husus, Cenâb-ı Hakk'ın, "Onları azâb-ı elîm ile tebşir ef"(Al-i İmrân, 21) ayeti ile de kuvvet bulur. Bazıları bu ayetteki "tebşir" ile, "haber verme" manasının kastedildiğini de söylemişlerdir. Birinci görüş, daha kuvvetlidir. Tefsir edilen bu ayetteki "hûn" (horluk-zelillik) vasfının kime ait olduğu hususunda iki görüş vardır: 1) Bu, doğmuş olan o kız çocuğunun vasfıdır. Buna göre mana, "O adam, bu kız çocuğunu, gözünde o kız çocuğunu hor ve hakir olarak mı, yanında mı tutacak?" şeklindedir. 2) Atâ'nın rivayetine göre, İbn Abbas (radıyallahü anh), bu kelimenin babaya ait bir sıfat olduğunu söylemiştir. Buna göre mana, "O baba, bu kızı, kendisinin zelil ve utanç içinde olmasına rağmen, isteyerek onu tutabilecek mi?" şeklindedir. Kızları Gömme Adeti: Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Yoksa onu toprağa mı gömecek?" buyurmuştur. "Dess", bir şeyi bir şeyin içine sokarak gizlemektir. Rivayet olunduğuna göre Araplar, kızları olunca, bir çukur eşerler, o kız çocuğunu ölsün diye oraya koyarlardı. Kays b. Asım'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Resulü, henüz müslüman olmazdan önce, câhiliyyede sekiz kız çocuğumu sağ sağ gömdüm' dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Her birine karşılık bir köle azad et" buyurunca o, "Ey Allah'ın Resulü, benim (kölelerim yok ama) develerim var" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "O halde herbirine karşılık bir deve kurban et" buyurdu. Yine rivayet olunduğuna göre bir adam şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü, müslüman olduğumdan beri, İslâm'ın tadını alamadım. Cahiliyye döneminde bir kızım vardı. Hanımıma, onu giydirip kuşatıp bana getirmesini söyledim. Sonra o çocuğu alıp, derin bir uçuruma götürdüm ve oradan aşağı attım. Çocuk bana, 'Babacığım, beni öldürdün!" dedi. Ne zaman, onun bu sözünü hatırlasam, bana hiçbir şey kâr etmiyor. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Câhiliyyede olup bitmiş şeyleri (günahları), İslâm (iman) kökünden kazıyıp yok eder. islâm döneminde olan (günah ve hataları da), tevbe-istiğfar yok eder" Benzeri bir hadis: Müslim, İman, 192 (1/112) buyurmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak "Bak, hükmedegeldikleri şey ne kötüdür!" buyurmuştur. Bu böyledir, çünkü onlar, kız çocuğundan hoşlanmama hususunda şöyle doruk noktalara varmışlardı: 1) Onların yüzleri mosmor kesilirdi. 2) Kız çocuğu olmasından çok nefret ettiği için, cemiyetten saklanırdı. 3) Çocuk, tabii olarak sevimlidir. Ama o baba, ondan çok nefret ettiği için, onu öldürmeye cür'et eder. Bu da, onların kız çocuğundan nefretlerinin son dereceye vardığını gösterir. Bunun böyle olduğu sabit olunca, kendisinden böylesine hoşlanılmayan o şeyi, insanın, bütün mahlukata benzemekten münezzeh olan, alemin yüce ilahına nisbet etmesi nasıl uygun düşer? Bu ayetin bir benzeri de, "Erkek sizin de, dişi O'nun ha! O takdirde bu, insafsızca bir taksim!" (Necm, 21-22) ayetidir.” Razi Tefsir | |||
| Yarışın! / 05.10.2021 / Kerem Önder | 13 Oct 2021 | 00:58:58 | |
وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا ۖ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Bakara 148) “Bu ifâde bütün grupları içine alır. Yani müslüman yahudî, hristiyan ve müşrikleri kastediyorum. Bu Esam'ın görüşüdür. Esam şöyle dedi: "Allah'ın da kendilerinden İşte bunlar, Allah katında bizim şefaâtçılarımızdır" (Yunus. 18) ayetinde de naklettiği gibi, müşrikler içinde putlara tapıp da bu suretle Allah'a yaklaşmak isteyenler vardı. Başkaları da şöyle demiştir: Peygamberlerden ve şeriat sahibi olan kimselerden herkesin, bir kıble yönü vardır. Meselâ "Mukarreb" lerin kıblesi Arş; Ruhanîlerin kıblesi Kürsî; Kerûbiyyûn'un kıblesi Beyti Mâ'mûr, senden önce geçen peygamberlerin kıblesi Beyt-i Makdis ve senin kıblen ise Kabe'dir. Bu, Allah ile ilgilidir. Yani, "Allah onu oraya dönderir" demektir. Birinci görüşe göre, sözün takdirinin, "Sizden herkes için, kendine yöneleceği bir kıble ciheti vardır", yani "o kimse, oraya yönelir, kendisiyle Rabbine yaklaştığı namazında oraya döner. Herkes üzerinde bulunduğu hal ile huzur duyar, bundan ötürü ondan ayrılmaz... Binaenaleyh çeşitli dinlerde olmanıza rağmen aynı kıbleye yönelmenize imkân yoktur. O halde, "Hayırlara koşun" yani, "Sizler, ey müslümanlar topluluğu, siz kendi kıblenize yapışın. Çünkü siz bu hususta hem dünyevi hem de uhrevi bakımdan hayırlar üzerinde bulunuyorsunuz. "Dünyevî bakımdan hayırlar üzerinde olmanıza gelince, bu sizin, İbrahim'in kıblesiyle elde ettiğiniz şereftir. diret hususunda hayırlar üzerinde olmanıza gelince bu, Allah'ın emirlerine inkıyad etmenizden dolayı alacağınız büyük sevaptan ötürüdür. Çünkü siz ancak Allah'a varacaksınız. Yerin hangi tarafında bulunursanız bulunun, Allah sizin hepinizi kıyamet alanında bir araya getirir; sizden haklıyla haksızı ayırır, böylece sizden itaat eden, isyan edenden; isabet eden, hata edenden ayrılmış olur. Bu te'vîli yapanlar şöyle derler: "Bundan maksat, yeryüzünde ümmetlerden her birinin, ya şeriat vasıtasıyla veya da kendi hevâ ve arzuları sebebiyle tercih etmiş oldukları bir yönü ve ciheti vardır. Bu sebeple, başkasının yapmış olduğu şeylerden sizler mesul tutulmazsınız. Onların amelleri kendilerine, sizin amelleriniz de sizedir. Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Neden anlamıyorlar? / Kerem Önder | 27 Sep 2021 | 00:44:55 | |
Bakara suresi - 171 وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً ۚ صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ “İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.” Hayvanlar sesi duyarlar ama ne denildiğini anlayamazlar. Kâfirler de Hazret-i Peygamberin sesini ve sözlerini duyuyor, ama bunların manasından yararlanmıyorlardı. İşte, böylece vech-i şebeh ortaya konulmuş oldu. Kâfirlerin putlardan olan ilâhlarına duâ etmeleri hususundaki misalleri, çobanın, hayvanlar hiçbir şey anlamadığı halde, davar gibi duymayan hayvanlara bağırıp çağıran ve onlara sözler söyleyen çobanın misâline benzer. Böylece putlar, anlamama hususunda hayvanlara benzetilmişlerdir. Şüphesiz hayvanla konuşan kimse cahil sayılınca, taşa dua edip konuşan kimse kınanmaya ve cehalete daha uygun ve lâyık olur. İbn Zeyd ise şöyle demiştir: Kâfirlerin putlara duâ etmeleri hususundaki misâli, çobanın dağda bağırıp çağırması gibidir. Çünkü o çoban, kendi sesinin aks-i sedasından başka hiçbir şey duymaz. Çoban, "Ey Zeyd" dediği zaman, sesinin yankısından, "Ey Zeyd" sesini duyar. Kâfirler de böyledir. Onlar bu putlara seslendiklerinde, kendi telâffuzlarının gürültü ve sesinden başka bir şey duymazlar. Ayeti, bir takdirde bulunmaksızın, zahirine hamledenlere göre de, burada iki husus vardır: a) Şöyle demesidir: Şu putlara ibâdet ettikleri için akıllarının kıtlığı hususunda kâfirlerin misâli, hayvanlarla konuştuğu zaman çobanın hatine benzer. Bu, çobanın aklının kıtlığını gösterdiği gibi, kâfirlerin durumu da böyledir. b) Onların atalarına tâbi olup onları taklid etmelerindeki durumları, hayvanlarla konuşan çobanın durumu gibidir. Hayvanlarla konuşmak nasıl anlamsız ve faydasız bir şeyse, taklid de abes ve faydasız bir şeydir. Cenâb-ı Hakk'ın, kavline gelince, bil ki Allahü Teâlâ onları hayvanlara benzetince, onları iyice susturmak için, "sağırdırlar, dilsizdirler ve kördürler" demiştir. Çünkü onlar, duydukları şeyler hususunda sağır kimseler gibidirler. Sanki onlar onu hiç duymamışlardır. Çağırıldıkları şeye icabet etmeme hususunda dilsiz ve delillerden yüz çevirmiş olmaları bakımından da körler mesabesinde kabul edilmişlerdir. Böylece onlar bu delilleri hiç görmemiş gibi olurlar. Cenâb-ı Hakk'ın, buyruğuna gelince, bundan maksad "akl-ı iktisabı" dir. Çünkü yaratılıştan olan akıl kâfirler için de söz konusudur. Nitekim âlimler, "akıl, yaratılıştan ve sonradan elde edilmiş olmak üzere, iki kısımdır" demişlerdir. Akl-ı iktisâbî'nin yolu, bu üç kuvvetin yardımıyla olunca, onlar da bu üç kuvvetten yüz çevirince, böylece sonradan elde edilmiş olan aklı kaybetmişlerdir. İşte bundan dolayı, şöyle denmiştir: "Duyu kabiliyetlerini kaybeden, ilmini kaybetmiştir." Razi din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| İlahi - Bu ne telaş Ey Ramazan; yine geldin, gidiyorsun! / Kerem Önder | 30 Mar 2024 | 00:02:14 | |
Bu ne telaş Ey Ramazan; yine geldin, gidiyorsun! / Kerem Önder 07.06.2018 Bu ne telaş Ey Ramazan Duyamadım ne diyorsun? Şu nefsin düzenin bozan Yine geldin gidiyorsun. Yağmur gibi yağdın bittin Rüzgâr gibi değdin bittin Şu boynumu eğdin bittin Yine geldin gidiyorsun Üçtü beşti kadir geldi Hamza ile Bedir geldi Tam yanıma Hızır geldi Sen bıraktın gidiyorsun Yaprak yaprak koparıldın Kıymet bilmeze darıldın Ben sarıldım sen ayrıldın Mahzun ettin gidiyorsun Bayrama erecek miyiz? Bir şerbet içecek miyiz? Yine görüşecek miyiz? Yoksa neden gidiyorsun? Kerem Önder | |||
| Allah deyince kalbin titriyor mu? / 31.08.2021 / Kerem Önder | 09 Sep 2021 | 00:48:24 | |
Allah deyince kalbin titriyor mu? / 31.08.2021 / Kerem Önder Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Soyun için dua et! / 17.08.2021 / Kerem Önder | 09 Sep 2021 | 00:40:15 | |
Soyun için dua et! / 17.08.2021 / Kerem Önder Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| İyi ve kötü günler neden dönüp duruyor? / 03.08.2021 / Kerem Önder | 25 Aug 2021 | 00:47:48 | |
Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Evlerinizi mescide çevirin! / 19.07.2021 / Kerem Önder | 24 Aug 2021 | 00:49:03 | |
Evlerinizi mescide çevirin! / 19.07.2021 / Kerem Önder 00:00 Giriş 02:17 - Allah katında yüksek derecelere ulaşmak isteyen bunu yapsın? 05:47 - BU ÜLKENİN ASIL SAHİPLERİ? 12:20 - SARI MİKROFON’UN ZEBANİ GENÇLE RÖPORTAJI? – Satanizm 17:25 - Ömrü uzatan kordon tedavisi gerçek mi? 19:04 - Hayatımın en sıkıntılı zamanı? - Kıblesi şaşmış Müslüman! 25:10 - Salihlerle oturduğu için affedilen kişi? – Mutluluğun Formülü? 34:09 - Allah hakkındaki zannın ne? – “Kulumun zannı üzereyim” ne demek? 38:17 - Duası anında kabul olan Hristiyan? 41:27 - ALLAH’IN EN SEVDİĞİ SAYI? 44:36 - İMAMLARLA KAVGA ETTİM! – Ettahiyyatü duası şirk mi? 50:08 - HAYATIMDA İLK KEZ UYUŞTURUCU KULLANDIM! (birkaç dakikalık geri veya ileride olabilir) | |||
| Cehennemden çıkaran arkadaş? /22.06.2021 / Kerem Önder | 22 Aug 2021 | 00:54:31 | |
Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| "Rabbim" diyorlar ama neden itaat etmiyorlar? / 06.07.2021 / Kerem Önder | 19 Aug 2021 | 00:50:50 | |
Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader... Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Adem’e isimlerin hepsini öğretti! / 08.06.2021 / Kerem Önder | 11 Jun 2021 | 00:51:17 | |
Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma, | |||
| Dünyanın En Alçak Yerini Bildiren Ayet? / 25.05.2021 / Kerem Önder | 30 May 2021 | 00:59:42 | |
غُلِبَتِ الرُّومُۙ “Rumlar yenildi” فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ “Yerin en yakınında. Onlar mağlubiyetlerinden sonra muhakkak ki, galip olacaklardır” فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ “(Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah´ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir” بِنَصْرِ ٱللَّهِ ۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ “(Bu da) Allah´ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir” (Rum 2-6) Yerin en alçak kısmında savaştılar diyor. En alçak kısmı bilmesi için bütün dünya zeminini bilmesi lazım !Son Peygamber bunu bilemez her yere bakmış olması lazım. Allah ona yerin en alçak kısmını bildirdi “Bu sûrenin başında da bir mucizeden bahsedilmektedir. Bu da, gaybtan (istikbalden) haber vermedir. Dolayısıyla dinleyen uyansın, onu bûtûn kalbiyle dinlemeye yönetsin, böylece de o mucize .kendisine söylensin ve zihninde yer etsin diye, başına, manası bilinmeyen harfler getirilmiştir Binâenaleyh onlar mağlub olduktan sonra gâlib geldiklerine göre bu, bu işin Allah'ın emriyle olduğuna delâlet eder. İşte bundan ötürü kendi güçsüzlükleri üzerinde tefekkür etsinler ve bu işin orduları sayesinde değil Allah'ın emriyle olduğunu hatırlasınlar diye, "bu yenilmelerinden sonra..." ifadesi zikredilmiştir. Hak Tealâ'nın, "Arapların diyarına en yakın yerde" tabiri alabildiğine güçsüz olduklarına işaret etmek için getirilmiştir, yani, "Onların güçsüzlükleri, düşmanlarının Hicaz yoluna .(topraklarına) kadar ulaşıp, onlar beldelerinde iken, onlara gelip kırıp geçirme noktasına varmıştır Sonra galip geldiler, tâ Medayin'e ulaştılar ve orada Rûmiyye (kalesini) kurdular, böylece bunca .zaaftan sonra bu parlak zafere kavuşmalarının, sırf Allah'ın yardımı ile olduğu ortaya çıktı Bu ayet nazil olunca, Hazret-i Ebu Bekir, Rum'un gâlib geleceğini (kâfirlere) söylemiş, Ubeyy b. Halef ve diğer kâfirler de bunu yadırgamış, uzak bir ihtimal görmüşler. Hazret-i Ebu Bekir ile iddiaya gidip üç seneye kadar bu işin olması hâlinde, on deve üzerinde bahse tutuşmuşlardı. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Ebu Bekir'e (......) üçten ona kadar sayılan ifade eder. Dolayısıyla sen ona karşı hem devenin sayısını, hem zamanın (yılların) sayısını artır" buyurdu. Böylece Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh) ile, Ubeyy b. Halef develerin sayısını yüze zamanı da yedi seneye çıkardılar ki bu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Rumların .gâlib olma vaktini bildiğini gösterir Cenâb-ı Hak "Ogün mü'minler sevinecekler" buyurmuştur. Bu ifadeye, "Tıpkı müşriklerin Farslıların Rum'a gâlib gelişine sevinmeleri gibi, mü'minler de Rum'un Fars'a gâlib gelmesiyle sevinmişlerdir" manası verilmiştir. Ama doğrusu, mü'minler, kendileri, müşriklere gâlib geldikleri için sevinmişlerdir Zira Rumların gâlib gelmeleri, müslümanların Bedir'de müşriklere gâlib geldiği güne rastlamıştır Eğer ayetin muradı, bir önceki manadaki gibi olsaydı, bu uygun düşmezdi. Çünkü henüz o günde mü'minlere, Rumların gâlib geldiği, Farslıları kılıçtan geçirdiği haberi ulaşmamıştır. Dolayısıyla mü'minlerin bu husustaki sevinçleri o günden, daha sonra olmuştur.” Razi Tefsir | |||
| Ahireti gören suçluların ilk sözleri? / 08.05.2021 / Kerem Önder | 10 May 2021 | 00:53:33 | |
وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُؤُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ “Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!” (Secde 12) “Allahü teâlâ, onların Rablerine döneceklerini belirtince, bu beyanıyla da dönüşte olacak şeyleri kısaca bildirmiştir. Bu, "Onların hallerini görüp, mahcubiyetlerini müşahede etmiş olsaydın... (çok hayreti mucip bir şey görmüş olurdun)" demektir. Ayetteki, "Rableri huzurunda" tabiri de bu mahcûbiyetin derecesini ve şiddetini anlatmak içindir. Çünkü kul, Rabbine karşı kötülükte bulunup, sonra onun huzuruna varıp durduğunda, son derece bir pişmanlığa düşmüş olur. Çünkü büyük mahcubiyet, sahibinin konuşmaya güç yetiremediği mahcubiyyettir. Bu, "Ya Rabbi, haşrı gördük, peygamberin sözlerini dinledik. Şimdi bizi, sâlih amelde bulunabilmemiz için, dünya yurduna geri gönder" demektir. Onların, sözleri ise, "Şu anda artık kesin iman ettik. Fakat fayda verecek olan, iman ile birlikte amel-i salihin olmasıdır. Ancak amel-i salih, insan mükellef tutulduğu zaman yapılır. Mükellef tutulma da dünyada olur. Binâenaleyh amel-i salihte bulunabilmemiz için dünyaya geri gönder" demek olup, onların bâtıl (yanlış) sözlerindendir. Çünkü, amel-i salih iman da ahirette yapılırsa makbul olmaz. Şöyle de diyebiliriz: Bundan murad, şirki kabul etmeyişleridir. Çünkü onlar, "Biz, müşrikler değildik" (Enam, 23) demişlerdir. Bundan dolayı onlar, "Başımıza gelenler, amel-i salihi yapmamış olmamız sebebiyledir. İmana gelince, biz dünyada iken kesin inanmıştık. Biz, müşrik değildik" demişlerdir. Razi "Ey Rasûlüm, sen, "Bizler yeryüzünde çürüyüp kaybolduktan sonra bizler mi yeniden diriltileceğiz?" diyen o suçluların, rablerinin huzurunda başlarını nasıl eğdiklerini ve Allah’a: "Rabbimiz, biz, dünyada yalanladığımız azabı gözümüzle gördük ve peygamberlerinin bize tebliğ ettiklerinin doğru olduklarını kulaklarımızla işittik. Sen bizi, tekrar dünyaya döndür de orada sana itaat ederek salih ameller işleyelim. Çünkü bizler, her şeyi kesin olarak öğrendik." diyerek yalvardıklarını bir görsen. Âyet-i kerimede, kâfirlerin, âhirette gerçekleri anlayınca, kendilerini savunacakları bir şey bulamayacakları, tekrar dünyaya döndürülmeyi istemekten başka bir çareleri olmayacağı beyan ediliyor." Taberi "Süfyan es-Sevrî dedi ki: Yüce Allah onların bu sözlerini yalanlayarak şöyle buyurmaktadır: "Eğer geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler." (En'âm, 6/28) "Gerçekten biz inandık" âyetinin şu anlama geldiği de söylenmiştir: İşte şimdi bizim bütün şüphe ve tereddütlerimiz ortadan kalkmıştır. Halbuki onlar dünyada iken de işitiyor ve görüyorlardı, fakat düşünmüyorlardı. Görmeyen ve işitmeyen kimse gibi idiler. Âhirette akılları başlarına gelip uyanacakları vakit ancak o zaman işitmiş ve görmüş gibi olacaklardır. Bir diğer açıklamaya göre: Rabbimiz gerçek delil Senin delillerindir. Biz Senin rasûllerini gördük, dünyada Senin hayret verici yaratıklarını da gördük. Onların söylediklerini de işittik. İleri sürecek hiçbir delilimiz yoktur. İşte bu onların bir itirafı olacaktır ve bunun akabinde de îman etsinler diye dünyaya geri döndürülmeyi isteyeceklerdir." Kurtubi | |||
| Sizden gelen soruları cevapladım... / Cenk Umeyr Aksoy - Kerem Önder | 07 May 2021 | 00:52:15 | |
Kerem Önder hoca ile gençlerin bağı nasıl? 20 yaşındaki Kerem önder'e ne tavsiye ederdiniz? Kerem Hoca spora nasıl vakit ayırıyor? Vesveseyi nasıl yenebiliriz? İslam'da kadının yeri ve değeri nedir, İstanbul sözleşmesi hakkındaki yorumunuz nelerdir? Nasıl namaza başlayabiliriz? Cennete girerseniz ilk isteyeceğiniz 5 şey ne olurdu? Tavsiye ettiğiniz kitaplar? Hocam sohbetleri nasıl hazırlanıyorsunuz? Tebliğde üslubumuz nasıl olmalı? Ittihad-ı İslam nasıl gerçekleşebilir? Zorluklara karşı tavrımız nasıl olmalı? Umut verip gidenler günah işlemiş olur mu? Nevruzun İslam'da yeri var mıdır? Kerem Hoca bu kadar ilerleyeceğini düşünüyor muydu? Son tavsiyeleriniz nelerdir? Sizden gelen soruları cevapladım... / Cenk Umeyr Aksoy - Kerem Önder | |||
| Rüyalanmak, duş almak, sakız çiğnemek... - Oruç hakkında tüm sorular! / 14.04.2024 / Kerem Önder | 28 Mar 2024 | 00:28:06 | |
Rüyalanmak, duş almak, sakız çiğnemek... - Oruç hakkında tüm sorular! / 14.04.2024 / Kerem Önder | |||
| MİLLİ SÜPER KAHRAMANA ZOR SORULAR ? - KEREM ÖNDER | 01 May 2021 | 00:39:15 | |
MİLLİ SÜPER KAHRAMANA ZOR SORULAR? - Bipsiz, Giderli Versiyon! / Kerem Önder Kerem Önder Hocamızın Sözler Köşkü kanalında sizlerden gelen en çok merak edilen soruları cevapladığı bu güzel sohbeti sizler için eksik olan tüm sorularla beraber tam haliyle yayınlıyoruz. Keyifli İzlemeler! Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizaderesmi Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder | |||
| Ramazan ve Nefs terbiyesi / Kerem Önder | 26 Apr 2021 | 01:07:19 | |
Web / https://keremonder.com Facebook / http://www.facebook.com/kereminden Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizaderesmi Twitter / http://twitter.com/keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder | |||
| Mirasçı oldun, müjdeler olsun! / 27.03.2021 / Kerem Önder | 31 Mar 2021 | 00:59:12 | |
“Sonra Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah´ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.” Fâtır 32 “Zâlim Mü'min Olur mu? Buna göre eğer birisi, "Cenâb-ı Hak, Kur'ân'ın çok yerinde "zâlim" kelimesini kâfir için kullandığı halde, "kullarımızdandır", "seçilmiştir" dediği kimseler hakkında daha nasıl "zâlim" demiştir?" derse, deriz ki: Mü'min günah işlerken, nefsini kendisini), olması gerekli olan yerin ve halin dışına koymuştur. O halde bu kimse, günah işlerken, kendisine karşı zalimlik (haksızlık) yapmıştır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buna, "Zina eden kimse, zina ederken, mü'min olarak zina etmez" İbn Mace, fiten, 3 (2/299). hadisiyle işaret etmiştir. Bu hususu, Hazret-i Ömer (radıyallahü anh)'in, Hazret-i peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den rivayet ettiği, "Biz (mü'minlerin) zâlimine mağfiret edilmiştir" ifadesi te'kid eder. Hazret-i Âdem (aleyhisselâm) de, seçilmişlerden olmasına rağmen, "Ey Rabbimiz, biz kendimize zulmettik" (A'raf. 23) diye duâ etmiştir. Kâfire gelince, o, sayesinde bedeninin değerlendirildiği kalbini, konması gereken yerin dışına koymuştur. O halde, kâfir mutlak manada zâlimdir. Mü'minin kalbi ise, iman ile mutmaindir ve mü'min kalbini, Allah'ın nimetlerini tefekkür etmenin dışında kullanmaz ve kalbine, muhabbetullahdan başkasını sokmaz. Zalim, Muktesid, Sabık Zâlim, günahları ağır basan; muktesid, günahları ile sevapları denk olan; sabık (yarışçı, önde giden) ise, sevapları daha çok olan demektir. "Zâlim", câhil; "muktesid", öğrenme durumunda olan; "sâbık", âlim olan kimsedir. "Zâlim", "ashâb-ı meş'eme" (kitabı, solundan verilenler); "muktesid", ashâb-ı meymene (kitabı sağından verilenler); "sabık" Allahü teâlâ nezdinde en önde bulunan ve mukarreb olanlar. Bu hususta tercihe şayan olan görüş ise şudur: Zâlim, Allah'ın emirlerine muhalefet edip, O'nun emirlerini terkeden, yasakladıklarını da irtikâp eden kimsedir. Çünkü bu, bu şeyleri, olması gereken yerlerin dışında yapmış olması gerektiği gibi yapmamıştır. Muktesid, Allah'ın emir ve yasaklarına muhalefet etmeme hususunda sa'y ü gayret gösteren kimsedir. Eğer, o buna muvaffak olamamış, kendisinden, nâdir de olsa, bir günah sâdır olmuşsa, bu demektir ki bu kimse, ortayı bulmaya çalışmış, bu hususta sa'y ü gayret göstermeye çalışmış ve hakka yönelmiştir. Sabık ise, Allah'ın muvaffak kılması sayesinde, O'nun emir ve yasaklarına muhalefet etmeyen kimsedir. Bunun böyle olduğunun delili, ayetteki, "Allah'ın izniyle" ifadesidir. Yani, "gayret gösterdi ve bu kimseye, hakkında gayret gösterdiği şeyi elde etme muvaffakiyeti verildi" demektir. O halde bu kimse, hayırda öncüdür, bu iş onun kalbinde bu şekilde vaki olmuş, böylece de bu kimse bu hayra, nefsinin diğer şeyleri süslemesinden önce yönelmiş ve geçmiştir. Muktesidin de kalbine hayır düşüncesi düştü, ama nefsi onu tereddüde sevketti. Zalimi ise, nefsi aldattı. Bir başka ifadeyle şöyle diyebiliriz: Kendisine nefs-i emmâresi galip gelip, ona emirler verip, böylece de nefsine de boyun eğen kimse, zalim; nefsiyle cihâd edip, böylece bazan galip bazan da mağlup olan kimse muktesid; nefsini ezip geçen ise, sabıktır. Peygamberlerden, nefsine zulmedenler nasıl olabilir? Cevap: Biz deriz ki, ayetteki "onlardan" ifadesi, seçilmiş olan o peygamberlere râcî değildir. Tam aksine mana, "Sana vahyettiğimiz şey, haktır. Birtakım peygamberler seçip, onlara kitap verdiğimiz gibi, sen de seçilmişlerdensin. Onlardan, yani senin kavminden, seni ve sana indirileni inkâr eden zalimler; seni tasdik edip, ama emrettiğin şeylerin tamamını yerine getiremeyen muktesidler ve iman edip salih amellerde bulunan sabık kimseler vardır" şeklinde olur.” Razi, Tefsir | |||