Back

Explore every episode of the podcast Felsefe Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyorum

Dive into the complete episode list for Felsefe Hakkında Hiçbir Şey Bilmiyorum. Each episode is cataloged with detailed descriptions, making it easy to find and explore specific topics. Keep track of all episodes from your favorite podcast and never miss a moment of insightful content.

Rows per page:

1–50 of 55

TitlePub. DateDuration
Hayat Gerçekten Tekrar mı Ediyor?08 Jul 202600:18:28

Hepimiz bazen "Neden aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyorum?" diye düşünüyoruz. Peki gerçekten hayat mı kendini tekrar ediyor, yoksa biz mi benzer deneyimlere aynı anlamı yüklüyoruz?

Bu bölümde Herakleitos, Kierkegaard, Nietzsche ve Deleuze ile değişimi, tekrarı ve dönüşümü konuşuyoruz. Belki de mesele döngüyü kırmak değil, her dönüşte nasıl biri olduğumuzu fark etmek.

Çöp Kutusu Yalan Söylemez01 Jul 202600:23:46

Çöp gerçekten nedir?

İşe yaramayan bir nesne mi, yoksa değerini bizim kaybettirdiğimiz bir şey mi?

Bu bölümde Mary Douglas, Michael Thompson, Zygmunt Bauman ve Walter Benjamin ile birlikte çöpün, tüketimin, hafızanın ve değerin felsefesini konuşuyoruz.

El Âlem24 Jun 202600:23:08

"El âlem ne der?"

Belki de çocukluğumuzdan beri en çok duyduğumuz cümlelerden biri.

Peki el âlem kim?

Neden bazen hiç tanımadığımız insanların ne düşüneceği, kendi isteklerimizden daha önemli hale geliyor?

Bu bölümde Erving Goffman, Norbert Elias, Michel Foucault ve Ruth Benedict ile birlikte utancı, toplumsal baskıyı, görünmez seyircileri ve hayatlarımızı şekillendiren o meşhur "el âlem"i konuşuyoruz.

Dedikodu Yapmasaydık Ne Kaybederdik?17 Jun 202600:19:59

Dedikodu gerçekten sadece kötü bir alışkanlık mı? Yoksa insanları birbirine bağlayan görünmez toplumsal bağlardan biri mi?

Bu bölümde Georg Simmel, René Girard, Aristoteles ve Montaigne ile birlikte dedikodunun toplumsal, ahlaki ve insani yönlerini konuşuyoruz.

Neden Herkes Terapide?10 Jun 202600:23:05

Modern insan ne zaman kendisinin en büyük projesi haline geldi?

Bu bölümde Michel Foucault, Eva Illouz, Erich Fromm ve Nikolas Rose ile birlikte terapi kültürünü, psikoloji dilinin yükselişini ve neden sürekli kendimizi açıklamaya çalıştığımızı konuşuyoruz.

Ya Hayatın Anlamı Mutlu Olmak Değilse?03 Jun 202600:21:33

Mutlu olmak gerçekten hayatın amacı mı? Yoksa biz mutluluğa, taşıyamayacağı kadar büyük bir anlam mı yükledik?

Bu bölümde Nietzsche, Viktor Frankl, Emil Cioran ve Martha Nussbaum ile birlikte mutluluğun peşinden koşan modern insanı konuşuyoruz.

Belki de iyi bir hayat ile mutlu bir hayat aynı şey değildir.

Ben Yapsam Çöp, O Yapınca Sanat20 May 202600:22:08

Bir muz duvara bantlandı. Ve insanlar ikiye ayrıldı:

“Bu sanat değil.”
“Zaten mesele o.”

Bu bölümde modern sanatı, sanat elitizmini ve neden bazen bir eserden çok onun hikâyesini konuştuğumuzu tartışıyoruz.
Marcel Duchamp, Arthur Danto, Jean Baudrillard ve Pierre Bourdieu var.

İnsan Neden İnanmak İstiyor?13 May 202600:22:51

İnsan neden inanmak istiyor?

Nietzsche, Kierkegaard, Freud ve William James aynı masada buluşuyor. Kimisi inancı bir ihtiyaç, kimisi bir sıçrama, kimisi bir savunma mekanizması, kimisi ise yaşamı mümkün kılan bir güç olarak görüyor.

Peki insan gerçekten hiçbir şeye inanmadan yaşayabilir mi?
Yoksa hepimiz farkında olmadan bir şeyleri kutsallaştırıyor muyuz?

Bu bölüm biraz din hakkında. Ama biraz da aşk, umut, korku, yalnızlık ve anlam arayışı hakkında. Çünkü bazen mesele Tanrı değil İnsanın boşlukla ne yaptığıdır.

Çoğunluk Her Zaman Haklı mı?06 May 202600:14:24

Bir şeyi herkes savunuyorsa gerçekten doğru mudur?

Bu bölümde Jean-Jacques Rousseau, John Stuart Mill ve Alexis de Tocqueville ile çoğunluğun gücünü ve sınırlarını konuşuyoruz.

Çoğunluk gerçekten doğruyu mu bulur, yoksa sadece en çok tekrar edilen şeyi mi?

Devlet Bizi Korur mu, Kontrol mü Eder?29 Apr 202600:19:42

Güvende olmak için ne kadar özgürlüğünden vazgeçersin?

Bu bölümde Thomas Hobbes, John Locke, Michel Foucault ve Giorgio Agamben ile şu sorunun peşine düşüyoruz:

Korunuyor muyuz yoksa yavaş yavaş kontrol edilmeye mi alışıyoruz?

Çocukluk: Kaybettiğimiz Bir Zihin Hali mi?22 Apr 202600:23:11

Bu bölümde çocukluğu bir yaş olarak değil, bir zihin hali olarak düşündük:

Jean-Jacques Rousseau ile doğallık ve bozulma,
Jean Piaget ile çocuk zihninin farklılığı,
Donald Winnicott ile oyun ve kendini kurma,
Friedrich Nietzsche ile yeniden çocuk olabilme ihtimali…

Ama asıl soru şu: Biz büyürken neyi kaybettik?

23 Nisan’da çocuklara bakarken, belki bu kez kendimize bakıyoruz. Çünkü bazen bir çocuk bize düşünmeyi değil, yeniden düşünmeyi hatırlatır.

Bakışın Zehri: Nazar ve Hasetin Metafiziği15 Apr 202600:10:48

“Nazar” dediğimiz şey gerçekten dışarıdan gelen bir etki mi…
yoksa başkalarının bakışı altında kendimizi kaybetmemiz mi?

Bu bölümde Jean-Paul Sartre, İbn Haldun, René Girard
ve Emmanuel Levinas ile bunu konuştuk.

Ama asıl soru şu: Sen kendine nasıl bakıyorsun?

Hissizliğin Konforu: Derinlikten Neden Ölümüne Korkuyoruz?08 Apr 202600:24:38

Bir şey görüyoruz.
Bir an üzülüyoruz.
Ve sonra… geçiyoruz.

Peki gerçekten hissetmiyor muyuz, yoksa hissetmemek için mi hızlanıyoruz?

Bu bölümde, duyguların neden artık içimize işlemediğini konuşuyoruz.

Susan Sontag, Jean Baudrillard, Zygmunt Bauman ve Albert Camus ile birlikte.

Belki de mesele duygusuzluk değil. Sadece… kalamamamız.

Dinledikten sonra acele etme. Geçme. Kal.

Şaka mı Bu?01 Apr 202600:17:44

Gerçek dediğimiz şey ne kadar ciddi?

Bir günlüğüne herkes yalan söylüyor, ama kimse buna kızmıyor.

Peki neden?

Bu bölümde şakayı konuşuyoruz. Ama eğlence olarak değil.

Bergson ile neden güldüğümüzü, Nietzsche ile kahkahanın acıyla ilişkisini, Diogenes ile ciddiyetin aslında ne kadar kırılgan olduğunu, Levinas ile de şakanın sınırını konuşuyoruz.

Belki de mesele şaka değil bizim fazla ciddi olmamız.

Kendini Geliştirmek Bir Kaçış mı?25 Mar 202600:24:56

Kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz ama belki de kendimizden uzaklaşıyoruz. Bu bölümde şu sorunun peşine düşüyoruz:
Gelişmek gerçekten ilerlemek mi, yoksa zarif bir kaçış mı?

Illich, Fromm, Deleuze ve Weil ile “daha iyi olmak” fikrini biraz sarsıyoruz.

Belki de bu bölüm kendine bir şey eklemek yerine, kendine bakmanı sağlayacak.

İtaat Etmeden Yaşayabilir miyiz?18 Mar 202600:20:29

İtaat gerçekten zorunlu mu, yoksa fark etmeden alıştığımız bir şey mi?

Bu bölümde Hobbes’la düzen için neden itaat ettiğimizi, Foucault’yla artık kimsenin bizi zorlamadan nasıl itaat ettirdiğini, Milgram’la insanların otorite karşısında ne kadar ileri gidebildiğini ve Arendt’le düşünmeden itaat etmenin nasıl tehlikeli hale geldiğini konuşuyoruz.

Bir Şeyi Çok İstemek Onu Değerli Yapar mı?11 Mar 202600:22:23

Bir şeyi çok istemek… onu gerçekten değerli yapar mı?

Bu bölümde arzunun doğasına bakıyoruz.
Spinoza arzuyu insanın özü olarak görür.
Schopenhauer arzunun insanı sürekli huzursuz eden bir güç olduğunu söyler.
René Girard arzularımızın çoğunun başkalarından öğrenildiğini anlatır.
Carl Jung ise bazen istediğimiz şeyin, içimizde eksik kalan bir parçanın sembolü olduğunu düşünür.

Peki gerçekten neyi istiyoruz? Ve arzularımız gerçekten bize mi ait?

Bir Dakika, Size Yetişiyorum!04 Mar 202600:21:21

Bir şeyleri gerçekten istediğimiz için mi yapıyoruz, yoksa sadece kaçırmamak için mi?

Bu bölümde modern çağın en tanıdık ama en az konuşulan duygularından birini ele alıyoruz: FOMO — kaçırma korkusu.

Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmak… Bir yerde olmazsak bir şeylerin eksik kalacağını hissetmek… Başkalarının hayatına bakarken kendi hayatımızı gecikmiş gibi görmek.

Peki gerçekten bir şeyleri mi kaçırıyoruz?

Bu soruyu düşünürken Kierkegaard’la kendilik ve kaygıyı,
Bergson’la zamanı nasıl yaşadığımızı,
Heidegger’le “herkes”in temposunda yaşama meselesini,
Byung-Chul Han’la ise modern dünyanın hız ve performans baskısını konuşuyoruz.

Belki de mesele bir yere yetişmek değil. Belki mesele kimin zamanında yaşadığımızı fark etmek.

Kim Olduğumuzu Kim Belirliyor?25 Feb 202600:16:01

Kimlik dediğimiz şey ne kadar bize ait?
Bu bölümde Hannah Arendt, Judith Butler, Erving Goffman ve Michel Foucault ile kimliğin nasıl bakışla, tanınmayla ve güç ilişkileriyle kurulduğunu sorguluyoruz.

Burası Konfor Alanı mı, Yoksa Bildiğim Tek Yer mi?18 Feb 202600:15:05

Alışkanlıklar bizi korur mu, yoksa fark etmeden sınırlar mı?
Bu bölümde Aristoteles, William James, Pierre Bourdieu ve Epiktetos ile konfor alanı fikrini alışkanlık, karakter ve içsel özgürlük üzerinden tartışıyoruz.

Tembellik Hakkı Var da, Biz mi Uygulamadık?11 Feb 202600:19:59

Durmak neden bu kadar zor?
Bu bölümde Paul Lafargue, Max Weber, Aristoteles ve Byung-Chul Han ile çalışma ahlakını, suçluluğu ve “işe yarar olma” baskısını masaya yatırıyoruz.

Bakınca mı Güzel, Bakmayı Bilince mi?04 Feb 202600:20:34

Bir şeye bakıyoruz ve “güzel” diyoruz. Ama gerçekten baktığımız için mi, yoksa bakmayı bildiğimizi sandığımız için mi?

Bu bölümde güzelliği tanımlamaya çalışmıyoruz. Platon, Kant, Schopenhauer ve Spinoza’yla birlikte şunu kurcalıyoruz: Güzellik gözün gördüğü bir şey mi, yoksa bakışın kurduğu bir ilişki mi?

Bakmakla görmek arasındaki o ince farkta duruyoruz. Ve belki de en zor soruyu soruyoruz: Biz neye bakıyoruz?

Bu Kadar Şeye Maruz Kalmak Zorunda mıyız?28 Jan 202600:24:09

Her şeye bakıyoruz. Her şeyden haberdarız. Ama giderek daha yorgunuz.

Bu bölümde siyasetle kurduğumuz maruz kalma ilişkisini konuşuyoruz. Arendt, Debord, Rancière ve Agamben eşliğinde şunu soruyoruz:

Bu kadar şeye maruz kalmak zorunda mıyız?

Cevap yok. Ama bakışımızı değiştiren sorular var.

Bir Şeye İnanmadan Yaşanır mı?21 Jan 202600:19:02

Artık büyük inançlara sahip değiliz. Ama bu, hiçbir şeye tutunmadığımız anlamına gelmiyor.

Bu bölümde şunu soruyoruz: Bir şeye inanmadan yaşanır mı?Yoksa inançların yerini sessiz öğretiler mi aldı?

Nietzsche, William James ve Ivan Illich eşliğinde, modern insanın neye yaslanarak yaşadığını düşünüyoruz.

Kendimizle Ne Kadar Temastayız?07 Jan 202600:17:41

Gün boyu her şeyle temas hâlindeyiz. Peki ya kendimizle?

Bu bölümde teması bir duygu hâli değil, bir fark ediş ve sorumluluk alanı olarak düşünüyoruz. Husserl, Merleau-Ponty, Heidegger ve Sartre eşliğinde kendimizle teması nasıl kaybettiğimizi ve bazen neden kaçtığımızı sorguluyoruz.

Bu bir çözüm bölümü değil. Bir durma anı.

Bu Gece Neyi Kutluyoruz?31 Dec 202500:14:22

Yılbaşı gecesi herkes bir şey kutluyor gibi. Ama gerçekten neyi?

Bu bölümde kutlamanın kendisini sorguluyoruz.
Bir araya gelmek ne zaman gerçekten “birlikte olmak” olur?
Hayata “evet” demek cesaret mi, yoksa zorunluluk mu?
Ve bazen sadece dayanmış olmak… yeterli mi?

Platon, Nietzsche ve Cioran’la birlikte
kutlamaya farklı yerlerden bakıyoruz.
Neşeyi de, şüpheyi de, susmayı da masaya koyuyoruz.

Bu bir kutlama çağrısı değil. Bir durma anı.

Belki bu gece yeni bir yılı değil, sadece hâlâ burada olmayı fark ediyorsundur.

Bilinçli Ama Zombi (Şüpheli)24 Dec 202500:24:40

Bazen düşünüyor gibiyiz ama gerçekten farkında mıyız?
Bu bölümde bilincin ne olduğunu, nerede başlayıp nerede bittiğini; otomatik yaşamakla farkında olmak arasındaki o tuhaf çizgiyi konuşuyoruz.
Zihnin çalışıyor olabilir…Peki ya sen orada mısın?

Bu Sanat Mı Şimdi?17 Dec 202500:21:40

Bir işin karşısında durup “Ben mi anlamıyorum?” diye düşündün mü hiç?

Bu bölümde estetikle ilgili o tanıdık sorunun peşine düşüyoruz.
John Berger, Walter Benjamin, Arthur Danto ve Susan Sontag’la
bakışın, anlamın ve hissetmenin sanatla ilişkisini konuşuyoruz.

Bu bir “sanat dersi” değil. Ne beğenmen gerektiğini söylemiyor.
Sadece şunu soruyor: Sanatla karşılaşırken gerçekten ne yaşıyoruz?

Rahat Batıyor Ama Kalkmaya da Üşeniyoruz10 Dec 202500:24:19

Bu bölümde konfor alanının neden rahatlatıcı olduğu kadar yorucu hissettirdiğini ele alıyoruz.
Değişime direnç, alışkanlıkların yarattığı güven duygusu, rahatlığın iradeyi zayıflatması ve adım atma cesaretinin nereden geldiği üzerine filozofların yaklaşımlarını inceliyoruz.

Herakleitos’un akış fikri, Seneca’nın zorlukla güçlenme görüşü,
Schopenhauer’ın konfor - irade ilişkisi ve Bergson’un yaratıcı hamle anlayışı üzerinden,
“neden kalkamıyoruz ama neden aynı yerde kalmak da bizi rahatsız ediyor?” sorusuna bakıyoruz.

Başarısızlıktan Neden Bu Kadar Korkuyoruz?03 Dec 202500:24:56

Bir şey yapmak isteriz… ama tam adım atacakken içimizdeki o ses yükselir: “Ya olmazsa?”
Bu bölümde bu sesin kökenine ve bizi nasıl durdurduğuna bakıyoruz.

William James eylemin inancı doğurduğunu,
John Stuart Mill hata yapma hakkımızı unuttuğumuzu,
Pascal başarısızlığın bize kendimizi gösterdiğini,
Karl Popper ise yanlışlanmaktan korktukça gelişimi durdurduğumuzu hatırlatıyor.

Belki de korktuğumuz şey kötü sonuç değil; o sonucun bize göstereceği biz.

Eğer uzun zamandır ertelediğin bir şey varsa,
bu bölüm sana o ilk kıpırtıyı verebilir.

Yapay Zeka İşimi Mi Çalıyor?26 Nov 202500:20:32

Yapay zekâ bir hız, bir kolaylık ve bir üretim gücü sunuyor.
Peki bu, insanı gereksiz hâle getirmek mi yoksa insan olmanın ne demek olduğunu yeniden düşünmek için bir fırsat mı?

Bu bölümde, “Yapay zeka işimi alacak mı?” sorusunun ardındaki daha derin meselelere bakıyoruz:
Düşünmek ne demek? Anlam nasıl üretilir? Bir makine iş yapabilir ama eylem edebilir mi?

Arendt’in eylem anlayışı, Churchland’ın zihnin biyolojik köklerine dair iddiaları, Harari’nin veri çağındaki insan yorumu ve Dreyfus’un bedenlenmiş zekâ eleştirisi. Hepsi bizi aynı yere getiriyor:

Yapay zekâ belki işleri dönüştürecek,
ama insanı insan yapan şeyi değil.

Gitmek mi, Kalmak mı?19 Nov 202500:18:52

Bir ilişkide, bir şehirde ya da bir işte…
Zaman zaman hepimiz aynı soruya sıkışıyoruz: Gitmek mi, kalmak mı?

Bu bölümde karar vermeyi bu kadar zorlaştıran şeyin ne olduğunu konuşuyoruz.
Kimin için kaldığımızı, kimden kaçtığımızı, neyi korumaya çalıştığımızı… Ve gitmenin her zaman özgürlük; kalmanın her zaman teslimiyet olmadığını.

Belki de önce şunu görmek gerekiyor:
Gitmek de zor, kalmak da. Önemli olan hangisinin seni daha çok harekete geçirdiği.

Soğukkanlı Olmak Ne Zamandan Beri Bir Erdem Oldu?12 Nov 202500:20:44

Soğukkanlılık ne zamandan beri duygusuzlukla karıştırıldı? Bu bölümde Epiktetos’la dinginliğin sınırını, Spinoza’yla duyguların nedenini anlayarak dönüştürmeyi, Martha Nussbaum’la hissetmenin adaletle bağını ve Eva Illouz’la modern çağda duyguların nasıl “pazarlanabilir” hale geldiğini konuşuyoruz.
Belki mesele soğumak değil; hangi duygunu, hangi nedenle soğuttuğunu fark etmek.
Dinlerken kendine sor: Sakinliğin gerçekten denge mi, yoksa iyi paketlenmiş bir mesafe mi?

Artık Hiçbir Şey Heyecan Vermiyor05 Nov 202500:18:01

Her şey var ama hiçbir şey yetmiyor.
Yeni olan çok, ama yenilik duygusu yok.
Camus’nün absürtlüğü, Nietzsche’nin yaşam tutkusu, Frankl’ın anlam arayışı ve Byung-Chul Han’ın yorgunluk toplumuyla bir çağın nabzını tutuyoruz: Tükenmişlik.

Artık hiçbir şey heyecan vermiyorsa, sorun bizde mi dünyada mı?
Belki de anlam, artık “heyecan”da değil — sessizlikte, sadelikte, hatta sıkıntının kendisinde saklıdır.

Komik Olan Neden Komik?29 Oct 202500:20:38

Filozoflar villasında bu kez kahkahalar yankılanıyor.
Ama bu kahkahalar sadece eğlencenin değil, düşünmenin sesi.

Bergson, Freud, Kierkegaard ve Baudelaire aynı masada buluşuyor.
Kimine göre kahkaha toplumsal bir düzeltme, kimine göre bastırılmışın sesi,
kimine göreyse insanın kendi üzerine gülebilme cesareti.

Peki senin kahkahaların ne anlatıyor?

İnsan Neden Hikâye Anlatır?22 Oct 202500:16:11

İnsan, anlatmadan duramayan bir varlık. Çünkü her hikâye biraz hatırlamak, biraz anlamak, biraz da var olmak içindir.
Bu bölümde Arendt’le eylem ve anlatının kesiştiği noktayı, Ricoeur’le kimliğin hikâye içinde nasıl kurulduğunu, Benjamin’le anlatıcının kayboluşunu ve Barthes’la metnin sonsuzluğunu konuşuyoruz.
Belki de hikâyeler bizi birbirimize bağlayan görünmez bir iptir.
Peki senin hikâyeni kim anlatıyor?

Sessizlik Ne Söyler?15 Oct 202500:15:57

Sessizlik. Bazen bir kaçış, bazen bir cevap. Bazen de söylenemeyeni taşıyan görünmez bir dil.
Bu bölümde Wittgenstein’la dilin sınırlarını, Heidegger’le varoluşun sessiz yankısını, Lao Tzu’yla boşluğun bilgelik halini ve Epiktetos’la içsel dinginliği konuşuyoruz ya da belki hiç konuşmuyoruz. Çünkü bazen anlam, sözcüklerin bittiği yerde başlar.

Bir sessizlikte ne duyarız?
Söylenmeyen şeyler bize ne öğretir?
Ve belki de en önemlisi: Sessiz kalmak, düşünmenin başka bir biçimi olabilir mi?

İyi İnsan Olmak Ne Demek?08 Oct 202500:19:12

İyi olmak kulağa basit geliyor ama hepimizin kafasında farklı anlamlar taşıyor. Birine yardım etmek mi? Kurallara uymak mı? Yoksa kendi vicdanına sadık kalmak mı?

Bu bölümde “iyi insan olma” fikrinin peşine düşüyoruz.
Aristoteles bizi “erdemli yaşam”ın ortasında buluşturuyor; Kant, iyiliği niyetle ölçüyor. Bauman, modern dünyanın kaygan zemininde ahlakın eriyip gidişini hatırlatıyor. Nietzsche, iyiliği sorgulamanın kendisinin bile cesaret istediğini söylüyor. Ve Levinas bize iyiliğin asıl yüzünün karşımızdaki insanda, “öteki”nde saklı olduğunu fısıldıyor.

Belki de iyi insan olmak, hiçbir formüle sığmayan bir çaba:
Ne tamamen kurallarda, ne tamamen duygularda ama her defasında biraz daha insanda.

Ben Neden Hep Kendimle Kavga Ediyorum? 01 Oct 202500:17:07

Kendi kendimizle kavga etmek… Sessiz odalarda yankılanan iç sesler, “yapmalıydın” diyen pişmanlıklar, “yine mi?” diye homurdanan benlikler. Hepimiz bir noktada kendimizi eleştirirken, aslında kiminle hesaplaşıyoruz? Geçmişteki halimizle mi, gelecekteki ihtimallerimizle mi, yoksa şimdiki benliğimizle mi?

Bu bölümde Freud’un bilinçdışı çatışmalarına, Jung’un gölge kavramına, Hegel’in çelişkilerden doğan diyalektiğine ve Sartre’ın özgürlükle gelen yüküne kulak veriyoruz. İçimizdeki çatışmaların sadece bir zayıflık değil, dönüşümün de zemini olabileceğini tartışıyoruz.

Neden Hep Erteliyorum?24 Sep 202500:17:35

Bir türlü başlayamadığın işler, “yarın kesin yaparım” deyip de rafa kaldırdığın kararlar, zamanın ucunda sallanıp duran hayaller… Ertelemenin pençesinden kurtulmak neden bu kadar zor?

Bu bölümde ertelemenin sadece “tembellik” olmadığını, aslında özgürlük, kaygı ve sorumlulukla iç içe geçmiş bir mesele olduğunu konuşuyoruz. Sartre’ın özgürlük yükünden, Epiktetos ve Seneca’nın disiplin öğütlerinden, Byung-Chul Han’ın modern zaman eleştirisinden yola çıkarak ertelemenin felsefi arka planını inceliyoruz.

Zaman Beni Neden Beklemiyor?17 Sep 202500:16:35

Zaman hiçbir şey yapmadan akıp gidiyor gibi hissediyor musun? Daha başlamadan bitmiş günler, yetişemediğin planlar, geç kaldığını düşündüğün hayaller… Sanki zamanın bir sahibi var da biz sadece misafiriz.

Bu bölümde zamanı nasıl deneyimlediğimizi, onun felsefi anlamını ve hayatımıza bıraktığı izleri konuşuyoruz. Augustinus’un “Zaman nedir?” sorusundan Bergson’un süre anlayışına, Heidegger’in varlık ve zaman ilişkisine kadar uzanan bir yolculukta, zamanı hem felsefi hem de gündelik açıdan ele alıyoruz.

Ben Kimim Diye Sormadım Ama Herkes Cevapladı10 Sep 202500:15:43

Bazen kendimize dair en temel soruyu sormasak bile, başkalarının cevabı üzerimize yapışır: “Sen şöylesin, böylesin, aslında budur.” Peki bu cevaplar, kim olduğumuzu gerçekten belirler mi? Yoksa biz, başkalarının tanımlarının ötesinde başka bir şey miyiz?

Kime Göre? Neye Göre?03 Sep 202500:17:02

Herkesin bir fikri var. Ama o fikir kimin ölçüsüne göre doğru, kimin gözünden bakınca yanlış?
Bu bölümde normların, değerlerin ve ölçütlerin kaypak zeminine giriyoruz. Protogoras’dan Nietzsche’ye, Foucault’dan günlük hayatta duyduğumuz “öyle olmaz” cümlelerine kadar…

Toplumsal kuralların arkasında kimin iktidarı var? Ahlaki yargılarımızı biz mi kuruyoruz yoksa başkalarından mı devralıyoruz? Ve en önemlisi: “Kime göre, neye göre?” sorusu bizi özgürleştiriyor mu, yoksa daha da çok sıkıştırıyor mu?

Bir İlişkiyi Bitirmenin Felsefi 7 Nedeni27 Aug 202500:22:23

Ayrılıklar yalnızca duygusal bir kriz değil, aynı zamanda felsefi bir mesele olabilir mi? Bu bölümde ilişkilerin bitişini kişisel bir dramın ötesinde, düşünsel bir tartışma olarak ele alıyoruz.

Levinas’ın ötekiye dair sorumluluğundan, Butler’ın toplumsal normların ağırlığından, Simone Weil’in teslimiyet ve özgürlük arasında salınan sevgisinden, Kierkegaard’ın kaygı ve umudu iç içe geçiren aşk anlayışına kadar pek çok bakış açısını bir araya getiriyoruz.

İlişkiler neden biter? Bazen sorumluluğu taşıyamadığımız için, bazen normların bizi boğduğu için, bazen de kendimizi yeniden bulabilmek için.

Dinlerken kendine şunu sorabilirsin: Bir ilişkiyi bitirmek aslında neyi başlatmaktır?

Ev Neresidir?20 Aug 202500:19:38

Ev dediğimiz şey dört duvar ve bir çatıdan mı ibarettir, yoksa çok daha derin bir anlam mı taşır? Bu bölümde Heidegger’in “barınma” fikrinden, Herakleitos’un ateşle sembolleştirdiği akışa; Bachelard’ın çocukluk anılarında saklı odalara ve Bell Hooks’un evin bir güven ve aidiyet alanı olduğuna dair görüşlerine uzanıyoruz.

Ev, yalnızca içinde yaşadığımız mekân değil; kimliğimizin, hatıralarımızın ve ilişkilerimizin de barınağı. Peki, ev bize kim olduğumuzu hatırlatır mı, yoksa her dönüşte yeniden inşa mı ederiz?

Dinlerken kendinize de sorun: “Benim için ev neresidir? Bir adres mi, bir duygu mu, yoksa bambaşka bir şey mi?”

Bana Bir Şeyler Oluyor!13 Aug 202500:20:48

Değişim, kriz ve dönüşüm… Bu üç kelime bazen aynı anda hayatımıza sızar, bazen de fark etmeden bizi kökten değiştirir. Peki, yaşadığımız şey gerçekten bir “dönüşüm” mü, yoksa sadece alışkanlıklarımızın yıkılması mı?

Bu bölümde Herakleitos’tan Kierkegaard’a, Irigaray’dan Jung’a, Nietzsche’den Parmenides’e uzanan geniş bir yelpazede filozoflarla konuşuyoruz. Krizin içindeki fırsatı, değişimin huzursuzluğunu ve dönüşümün kaçınılmazlığını masaya yatırıyoruz. Hem felsefi hem de günlük yaşamdan örneklerle, “Bana bir şey oluyor!” dediğimiz anların ardındaki derin anlamı arıyoruz.

Hazırsanız, değişimin kapısını birlikte aralayalım.

Normal Ne Zaman Bu Kadar Garip Oldu?06 Aug 202500:21:13

Kim, neye göre “normal”?

Yolda yüksek sesle konuşan biri mi daha tuhaf, yoksa içinden geçen her şeyi yutkunan biri mi daha garip?
Toplumun çizdiği sınırlar kimi dışarıda bırakıyor?
Delilik, sadece “ötekilerin” mi hikâyesi?

Bu bölümde Foucault ile akıl hastanelerinin tarihi koridorlarında yürüyor, Butler ile normalliğin cinsiyetlendirilmiş yüzüne bakıyor, Agamben ile istisnaların nasıl kurala dönüştüğünü konuşuyor ve Byung-Chul Han’ın çağdaş toplum analizleriyle norm takıntımızı sorguluyoruz.

“Garip” olan belki de yalnızca görünür olana sığmayanlardır.
Belki de senin normalin, bir başkasının ütopyasıdır.
Senin normalin neye benziyor – ve gerçekten sana mı ait?

Beni Neden Beğenmedin?30 Jul 202500:13:16

Beğenilmek…
Bir ihtiyaç mı, bir tuzak mı, yoksa çağımızın yeni ibadeti mi?

Bu bölümde, dijital dünyada görünür olma arzusunun köklerine iniyoruz.
Rousseau’yla toplumun yargılayıcı bakışına, Lacan’la ayna karşısındaki benliğe, Foucault’yla gözetim düzenine, Arendt’le kamusal alanda görünür olmaya, Butler’la kimliğin performansına ve Byung-Chul Han’la narsisizmin şeffaf toplumuna bakıyoruz.

Beğenilmek istemeyen var mı gerçekten?
Ve ya beğenilmeyince neden bu kadar yıkılıyoruz?
Kendin gibi olmak mı, algoritmanın istediği gibi görünmek mi?

Tatile Çıkmak İstiyorum23 Jul 202500:13:58

Modern insan gerçekten dinlenebilir mi? Yoksa sadece sistemin sunduğu yeni bir üretkenlik biçimini mi yaşıyoruz?

Bu bölümde tatil kavramını felsefenin merceğinden inceliyoruz:
Heidegger’den “verimlilik saplantısı”, Epikuros’tan dingin haz, Freud’dan bilinçdışının sesi, Spinoza’dan arzunun köleliği, Zizek’ten sistem eleştirisi ve Camus’dan varoluşsal başkaldırı...

Tatile çıkmak, kendinden kaçmak mıdır?
Yoksa en derin yolculuk, hiçbir yere gitmeden düşünmeye devam etmek midir?

Kim Daha Çok İşe Yarıyor?16 Jul 202500:14:08

Bu bölümde görünmeyen emeğin izini sürüyoruz.
Kahvaltı masasında sessizlik yok, çünkü Hannah Arendt’in “İşe yarayan kim?” sorusu ortalığı karıştırdı. Felsefe tarihinden Arendt’in emek ve eylem ayrımına, Marx’ın üretim ilişkilerinden Bentham’ın faydacılığına, Simone Weil’in görünmeyen emek vurgusundan günümüzün performans toplumuna kadar uzanıyoruz.
Yemek yapan mı daha değerlidir, düşünen mi? Görünmeyen işler neden bu kadar görünmezdir?
Ve belki de en can alıcı soru: Biz kendimizi “işe yarar” hissedebilmek için nelere katlanıyoruz?

© My Podcast Data · Independent project · Data from Apple & Spotify