Back

Explore every episode of the podcast Davetul İslam

Dive into the complete episode list for Davetul İslam. Each episode is cataloged with detailed descriptions, making it easy to find and explore specific topics. Keep track of all episodes from your favorite podcast and never miss a moment of insightful content.

Rows per page:

1–50 of 1,308

TitlePub. DateDuration
1417 - Ateist İmamın Arkasında Namaz Kılınır Mı? - Necati Koçkesen04 Jan 202600:07:22
Ağzından veya fiillerinden küfür sadır olmadıkça her müslümanın arkasında namaz kılınabilir. Ama Diyanet hocası göreve başlarken memur yemini etmişse ve ondan sonra da tecdidi imanda bulunmamışsa, demokrasiyi ve laikliği benimsemişse onun arkasında namaz kılınmaz.
1416 - Cemaatle Namaz Kılarken Fatiha Okumak - Necati Koçkesen03 Jan 202600:12:32
Değerli kardeşim, Hadislerden fıkhi hüküm çıkarabilmek için bazı şartlar vardır. Her mezhebin de hadislerden hüküm çıkarmada belirlediği kriterler bulunmaktadır. Bir hadisten Şafii mezhebine göre hüküm çıkarılabilirken, Hanefi mezhebine göre çıkarılamayabilir. Ayrıca hüküm çıkarırken konuyla ilgili tüm hadislerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bir tek hadisten yola çıkarak hüküm çıkarılmaz. Şafii mezhebine göre imamın arkasında iken Fatiha okumak farzdır. Hanefi mezhebine göre ise imamın arkasında cemaatin Fatiha okuması tahrimen mekruhtur. Şafiilerin de Hanefilerin de bu hükümlere ulaşmasını gerektiren farklı hadisler bulunmaktadır. Mezhep imamlarının hadislerden hüküm çıkarmada izledikleri farklı metodlardan dolayı böyle bir durum ortaya çıkmaktadır. Her ikisi de haktır. Hanefi mezhebine göre imam aşikare okuduğu zaman cemaat Kur'an'ı dinler ve susar. Bu İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. Bu iki zata göre, aşikare okunan namazlarda cemaatın okuması tahrimen (harama yakın) mekruh olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da cemaatın okuması böylece mekruhtur. İmam cemaate öncülük etmektedir. Bunun için imamın okuması, cemaatın da okuması demektir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyurulmuştur: "Kimin imamı varsa, imamın okuyuşu o kimse için de okuyuştur." Fakat İmam Muhammed, gizlice kıraat yapılan namazlarda cemaatın da kıraat yapmasını caiz görmüştür. İmama Uyan Cemaatin (Muktedî) Kıraatı: Hanefîlere göre, imama uyan için kıraat yoktur. Dayandıkları deliller şunlardır: a. Kitap. Âyette şöyle buyurulur: "Kur'ân-ı Kerîm okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz ki merhamet olunasınız." (A'râf, 7/204). Ahmed b. Hanbel, bilginlerin, bu âyetin namaza ait olduğunda görüş birliği içinde bulunduklarını belirtir. Âyet; "dinleme" ve "susma"yı emretmektedir. Birinci sabah, akşam ve yatsı namazları gibi sesli (cehrî) okunan namazlara âittir. Susma ise, açık veya gizli okunsun. Bütün namazları kapsamına alır. Buna göre namaz kılanların sesli namazda dinlemeleri, sessiz kılınanlarda ise susmaları vacip olur. Bu prensibe uymamak tahrimen mekruhtur. b. Sünnet. Hadiste şöyle buyurulur: "Kim imanın arkasında namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir." (İbn Mâce, İkâme, 13). Bu hadis, gizli ve açık okunan bütün namazları kapsamına alır. Başka bir hadiste şöyle buyurulur: "İmam, kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir. Bu yüzden, o tekbir alınca siz de alınız. Okuduğu zaman ise susunuz." (Buharî, Salât, 18, Ezân, 51, 74, 82, 128, Taksîru's-Salât, 17; Müslim, Salât, 77 , 82). Hz. Peygamber (s.a.s) bir gün ikindi namazını kıldırırken, arkasında cemaatten bir adam "Sebbihi'sme Rabbikel a'lâ" suresini okumaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s), namazın sonunda cemaate dönerek, okuyanın kim olduğunu sordu. Bir adam kendisinin okuduğunu söyleyince Hz. Peygamber: "Ben, sizden bazılarınızın benimle münâkaşa ettiğinizi sandım." (Müslim, Salât, 48) buyurdu. Bu hadis, gizli okunan namazda cemaatın kıraatte bulunmaması gerektiğine delâlet eder. Sessiz kılman namazda böyle olunca, sesli okunan namazlarda öncelikle gerekli olur. c. Kıyas: Cemaat üzerine kıraat gerekseydi, diğer rükünlerde olduğu gibi, namaza imam rukuda iken yetişen (mesbûk) kıraatten sorumlu tutulurdu. Ama rükû'da yetişen kimse o rek'ate yetişmiş sayılır. Böylece, cemaatin kıraati, cemaate sonradan yetişenin (mesbûk) kıraatine kıyas yapılmıştır. (el-Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Beyrut, l, 110 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk, l, 648) Hanefilerin dışında kalan çoğunluk İslâm hukukçularına göre, namazda kıraat olarak Fâtiha'nın okunması gerekir. "Fâtiha okumayanın namazı yoktur.", "Kendisinde Fâtiha okunmayan namaz yeterli olmaz.", "Namazı ben nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılınız." hadisleri bunun delilleridir. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Mısır, ty., I/119 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire, ty., I/376-491, 562-568; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, Matbaatü'l-Bâbî el-Halebî, I/72). Her namazın ilk iki rek'atında Fâtiha'dan sonra bir sûre okunması ise sünnettir. İmama uyan kimse, gizli okunan (sırrı) namazda Fâtiha ve bir sûre okur. Mâlikî ve Hanbelîlere göre, sesli okunan (cehrî) namazda hiçbir şey okumaz. Şâfiîlere göre ise, cehrîde yalnız Fâtiha'yı okur. Ahmed b. Hanbel'in, açıklık kazanan görüşüne göre, cemaat, imamın ilk ara verişinde, Fatihâ'nın yarısını, ikinci arada ise geri kalanını okur. Bu ikisi arasında, imamın okuyuşunu dinler. (ez-Zühaylî, a.g.e., I/649). Buna göre, kim hangi mezhebi taklid ediyorsa ona göre hareket etsin. Kendi kafasına göre hareket etmesin.
1415 - Evladın, Anne - Baba Üzerindeki Hakkı - Necati Koçkesen02 Jan 202600:10:52
Çocukların anne ve babaları üzerindeki hakları İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakları altı kısımda mütalaa ederek burada açıklamak istiyoruz: 1. Evlilik öncesi haklar: İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerindeki hakkı anne ve baba evlenmeden önce başlamaktadır: Öncelikle kişinin evleneceği ve neslini devam ettireceği eşini seçerken dikkatli davranması ve eşini itinayla seçmesi gerekir. Çünkü soyu ondan devam edecektir. Bu dünyada en değerli varlığı olan çocukları ondan dünyaya gelecek ve aynı zamanda da çocukların yetişmesinde büyük rolü olacaktır. Nitekim büyük İslâm âlimlerinden olan Ebû Esved ed-Düelî¸ çocuklarına şöyle dermiş: "Küçüklüğünüzde¸ büyüklüğünüzde ve doğumunuzdan önce size iyilik ettim." Doğumlarından önce kendilerine nasıl iyilik ettiğini soran çocuklarına: "Size¸ sövülmeyecek bir anne seçtim." dermiş. (Ahmed el-Gandur¸ el-Ahvâlu'ş-Şahsiyye fi't-Teşrî'i'l-İslâmiyye¸ Kuveyt¸ 1972¸ s. 27; Ateş¸ Süleyman¸ Evlenme ve Boşanma.¸ s. 5) 2. Güzel bir isim koymak: Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v)¸ "Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri de ona güzel bir isim koyması ve terbiyesini güzel yapmasıdır." (Canan¸ İbrahim¸ Hadis Ansiklopedisi¸ VII¸ 363); "Siz kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız öyle ise çocuklarınıza güzel isimler koyunuz." buyurmaktadır. (Ebû Davud¸ Edeb¸ 61) İsim deyip geçmemek gerekir. Çünkü isim olarak seçilen kelime; adı olduğu şahsa¸ psikolojik¸ sosyolojik ve daha pek çok yönlerden etki etmektedir. Bu tesir altına alış hem müsbet mânâda hem de menfi mânâda olabilmektedir. Allah Rasulü (s.a.v) de¸ yukarıda yazdığımız hadislerde görüldüğü gibi¸ çocuklara güzel isim konmasını tavsiye etmiş; İslâmiyet öncesinde kendilerine güzel isim verilmemiş olan pek çok sahâbenin ismini değiştirmiştir. Mesela huzuruna gelen bir sahâbeye ismini sormuş¸ "Zahim" dediğinde bu ismi beğenmemiş¸ ona "Beşir" ismini vermiştir. Böylece "sıkıntı" mânâsına gelen bir ismi "neşeli¸ müjdeci" mânâsına gelen bir isimle değiştirmiştir. Bir başka sahâbenin ismi de "el-Âsî" idi. "isyan eden" anlamına gelen bu ismi peygamberimiz¸ "itaat eden" anlamına gelen "Mutî" ismiyle değiştirmiştir. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 181) Hz. Ali¸ çocuğuna isim verilmesi ile ilgili olarak şöyle anlatmaktadır: "İlk oğlum doğduğunda ona ‘savaş’ anlamında ‘Harb' ismini vermiştim. Allah Resulü geldi¸ "Oğlumu bana gösterin ona hangi ismi verdiniz?" dedi. "Harb ismini verdik" dedik. Rasûllah Efendimiz (s.a.v.): "Hayır¸ onun ismi Hasan olsun." dedi. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 180) 3. İyi bir eğitim ve terbiye vermek: Çocukların eğitimi konusunda ilk etapta baba sorumludur. Babanın bu konudaki sorumluluğu Allah'a karşıdır. Bu sorumluluğunu yerine getirmeyen aile reislerinin kıyamet gününde en bedbaht ve hüsrana uğrayan babalar olacağı Kur'an'da ifade edilmektedir. Kişi ailesinden sorumludur. Zira kıyamet günü çocukları ya şefaatçi¸ ya da şikâyetçi olacaklardır. Baba çocuklarına İslâmî terbiye verdiği takdirde onların sevaplarına aynen iştirak edecek¸ böylece şefaatlerine mazhar olacak¸ vermediği takdirde de "Bizim eğitimimizi niçin ihmal ettin¸ niye cehennem ateşine girmemize sebep oldun?" diye şikâyetlerine sebep olacaktır. Nitekim bir âyet-i kerîmede; "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır."(Teğâbün¸ 15) buyrulmaktadır. Âyette bahsedilen imtihan¸ babaların çocuklarının sadece maddî ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp ayrıca onların eğitimini de güzel bir şekilde yaptırmakla da sorumlu oldukları anlamına gelmektedir. İslâm'a göre bir babanın çocuğuna öğretmekle yükümlü olduğu temel bilgileri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: a- İtikad (inanç) ve ibadetle ilgili temel bilgiler. b- Ahlak ile ilgili temel bilgiler. c- Diğer insanlarla ilişkilerinde (âdâb-ı muâşerette) dikkat edeceği hususlarla ilgili bilgiler. d- Meslek eğitimi. Çocuğa aile içi eğitim verirken anne baba başta olmak üzere büyükler¸ çocuklara güzel örnek olmalıdırlar. Aile içerisinde anne babasından ve büyüklerinden daima güzel örnekler gören çocuk mutlaka onlardan olumlu yönde etkilenecektir. Anne-baba¸ çocukları önünde birbirine güzel hitap etmeli¸ doğru konuşmalı¸ yalandan sakınmalı¸ verdikleri sözlerde durmalıdırlar. 4. Çocuklara güzel davranmak: 5. Çocuklar arasında eşit ve adil davranmak: yaptıklarımızdan dolayı bir gün Allah'ın huzurunda hesap vereceğiz. 6. Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek:
1414 - Yılbaşı ve Çam Ağacı - Necati Koçkesen31 Dec 202500:00:15
1413 - Kitaplara İman - Ehli Sünnet Akaidi 6.Ders - Necati Koçkesen30 Dec 202500:40:14
00:00:13 - Giriş 00:03:37 - 4 İlahi Kitap ve Suhuflar 00:04:06 - Kitap'ta ismi geçen ve geçmeyen Peygamberler 00:08:07 - Kitaplara İman, bütün ilahi kitapların şu anki haline inanmak mı? 00:08:41 - Tahrif Edilmiş, Muharref Kitaplar? 00:08:58 - Bugünkü Tevrat ve incile nasıl bakmalıyız? 00:15:30 - Kur'an-ı Baştan sonra okumamış bir insanın o kitaba iman ettiğini söylemesi bir anlam ifade eder mi? 00:16:29 - Kur'an Arapça olarak indirildi ama sadece Araplara indirilmedi! 00:23:31 - Kur'an'ın Arapçasını bol bol okuyup onunla amel etmeyen insanlar! 00:28:43 - Müslümanlara tavsiyeler. 00:31:12 - Çocuklarının eğtimi için özel öğretmen tutan anne babalar, çocukların dini için bu hassasiyeti göstermiyor! 00:33:31 - Kur'an-ı Okuyacağız! 00:33:58 - Peygamberimiz, sokaklarımızda gezseysi… 00:37:59 - Kur'an Meali ve Tefsir kitabı tavsiyeleri. 00:39:50 - Dua #islam #tevhid #akaid Ehli Sünnet akaidi Oynatma Listesi: https://youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjqEMFoCzH9ryXXvAlY0iZhA&feature=shared
1412 - Rahmet Peygamberi - Necati Koçkesen29 Dec 202500:02:13
1411 - Yılbaşı, Noel, Nevruz... - Kafirlerin Bayramı - NEcati Koçksen26 Dec 202500:14:46
Soru: Nevruz ve Yılbaşı gibi Bayramları kutlamak caiz midir? Cevap: Allah’a hamdolsun. Kadı Han şöyle demiştir: "Bir kimse, başka bir günde almadığı bir şeyi sadece Nevruz günü satın alır da onunla, kâfirlerin yücelttikleri ve tazim gösterdikleri gibi, bu günü yüceltmek ve ona tazim göstermek isterse, bu takdirde kâfir olur. Yok eğer yüceltmek ve ona tazim göstermek için değil de sadece eğlenmek için satın alırsa, bu takdirde kâfir olmaz. Eğer Nevruz günü bir insana bir şey hediye eder de bununla o günü yüceltmek ve ona tazim göstermek istemez, bunu sadece insanların bir geleneği olduğu için yaparsa, bu takdirde kâfir olmaz. Müslümanın, bu günden önce veya sonra yapmadığı bir şeyi, bu günde de yapmaması ve kâfirlere benzemekten kaçınması gerekir." Mâliki âlimlerinden İbn-i Kâsim; "müslümanın, bir hristiyanın bayram gününde ona bir şey hediye etmesini çirkin görmüş ve bu davranışın, onun bayramını yücetmek, ona tazim göstermek ve onun küfrüne yardım etmek olarak görmüştür. Aynı şekilde bayramlarında kâfirlere benzemek câiz değildir. Onlara bu konuda benzeyen müslümana yardım edilmez, aksine böyle yapmasına engel olunur. Bu sebeple bir kimse, onların bayramlarında İslâm'a aykırı olarak bir dâvet yaparsa, onun bu dâvetine icâbet etmek gerekmez. Müslümanlardan bir kimse, diğer zamanlarda yapmış olduğu geleneğe aykırı olarak bu bayramda bir hediye verirse, özellikle de bu hediye, onlara benzemeye yardımcı olacak bir şey ise, onun hediyesi kabul edilmez. Tıpkı doğum günü partisinde mum ve benzeri şeylerin hediye edilmesi gibi.Bayramlarında kâfirlere benzeyen (müslümanların) cezâlandırılması gerekir." Abdullah b. Cibrîn -Allah onu korusun- bu konuda şöyle demiştir: "Hristiyanların yılbaşı bayramı ile (Mecusilerin) Nevruz ve Mihricân bayramları gibi bid'at olan bayramları kutlamak, câiz değildir.Aynı şekilde müslümanların, dînde sonradan çıkardıkları Rebiü'l-Evvel ayındaki Mevlid-i Nebevî ile Receb ayındaki Mirac Kandilini kutlamaları da câiz değildir. Hristiyanların (yılbaşı gecesi için) veyhut da müşriklerin kendi bayramları için hazırladıkları yemekten yemek câiz değildir. Bu bayramları kutlamak için yaptıkları dâvete icâbet etmek de câiz değildir.Çünkü onların dâvetine icâbet etmek, onları bu konuda teşvik etmek, onları cesâretlendirmek ve onların bu bid'atlarını kabul etmek demektir. Ayrıca bu davranış, halktan câhil kimselerin aldatılmalarına ve kâfirlerin bu hareket ve davranışlarında herhangi bir sakıncanın olmadığına inanmalarına sebep olur. Allah Teâlâ en iyi bilendir." (el-Lu'lu'ul-Mekîn Min Fetâvâ İbn-i Cibrîn; s: 27). Sözün özü; müslümanların, Nevruz bayramını kutlamaları, kutlamak için yemek hazırlamak ve hediye vermek gibi şeylerle Nevruz bayramını tahsis etmeleri câiz değildir. Allah Teâlâ en iyi bilendir.
1410 - Kandil Geceleri - Necati Koçkesen 25 Dec 202500:33:39
Bid'at Nedir, Kandiller Bid'ât midir? February 25, 2020 by Necati Koçkesen Selâmün aleykum hocam. Bid’at meselesini biraz açabilir miyiz? Bidat: islâma sonradan sokulan şeylere diyorsak, sonradan sokulan şeylerin hepsi de mi bidat oluyor faydalı da olsa? Bu şekilde düşündüğümüz zaman islamın gelişme alanını sınırlandırmış olmuyor muyuz? Yani yeni ortaya çıkan meselelere veya yeniliklere nasıl çözüm getireceğiz? Cevap:                Aleykum selam. Bid'at, yenilik demektir. Başka bir ifâde ile Allah Rasûlünün zamanında yokken sonradan ortaya çıkan şeyler demektir. Bu bid'atın genel tarifidir. Bu manada kelime anlamı ile sonradan ortaya çıkan her şey bid'attır. Mesela Allah Rasûlü zamanında buzdolabı çamaşır makinası yoktu. Yenilik anlamında bunlar gibi şeyler de bid'attır. Ama bunlar dünyevî şeylerdir. Sapıklık anlamında bid'at değildirler. Dinde bid’at ise; Allah Rasûlünün zamanında yokken sonradan uydurulan ve ibâdet kastıyla dine sokulan şey demektir. Çünkü ibâdeti Allah ve rasûlü belirler. Hiç kimsenin yeni ibâdet şekilleri belirleme yetkisi yoktur. Bu mânâda din tamamlanmıştır ve en güzel hâle getirilmiştir. Dine ibâdet kastıyla yeni şeyler sokanlar Mâide sûresinin 3. Âyetine ters düşmüş olur. Çünkü orada; “Artık dininizi tamamladım ve en mükemmel hâle getirdim” buyrulmaktadır. Bid’atçı yeni ibâdet şekilleri koyarken bu âyetle çatışmaktadır. Âdeta bu âyete karşı “hayır, din tamamlanmamıştır, dinde eksiklikler var. İşte ben bu koyduğum ibâdet şekli ile dindeki eksikliği gidereceğim” demektedir. Bid’atın bid’at olabilmesi için sünnete aykırı bir şey getirmesi ve var olan bazı sünnetleri ortadan kaldırması şeklinde olur. Mesela şu anda Türkiye’de uygulanan cemaatle tesbihatta bulunmayı ele alalım. Allah Rasûlü zamanından 1600 yıllarına kadar imam selam verdikten sonra imam da cemaatte kendi kendine tesbihatta bulunuyorlardı. Çünkü sünnet böyleydi. Halbuki bunu cemaat hâlinde yapmak sünneti değiştirmektedir. İkinci olarak sünneti ortadan kaldırmaktadır. Şimdi misaller verelim. Meselâ; İmam selam verdikten sonra imam da cemaat de kendi içinden Allâhumme entesselâmuyu okuması gerekirken müezzin bunu açıktan yaparken cemaat susmakta ve söylemesi gereken sünneti yapmamaktadır. Dolayısı ile o sünneti işlemekten mahrum bırakılmaktadır. Yine Subhanallahi velhamdulillahi velâ ilâhe illallahu vallâhu ekber tesbihatını herkesin söylemesi sünnetken bunu müezzin yapıyor diğerleri ise susuyorlar ve bu sünneti de terk ediyorlar. Bid’atın bir başka şekli, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin ve sahâbelerin yapma imkanları ve zamanları olduğu halde yapmadıkları şeyleri daha sonra bazı kimselerin ortaya koymaları ve yapmayı bir adet, dinin olmazsa olmazı haline getirmeleridir. İşte kandil kutlamaları bunlardandır. Allah Rasûlü mi’raca gitmiş, mi’racdan sonra 11,5 sene daha yaşamış ama mi’racın senei devriyesinde “gelin bu sene mi’raca çıktığımın sene-i devriyesidir, bu geceyi kutlayalım” dememiştir. Halbuki onlar bizden daha güzel Kur’an okuyorlardı. Şiiri, naatı da bizden iyi biliyorlardı. Üstelik onlar akşamdan sonra da çalışmıyorlardı. Allah Rasûlü ve sahâbeler zamanında yapılma imkânı olduğu halde yapılmayan tüm şeyleri buna kıyas edebiliriz Çünkü İslam’da geçmişle övünme, kibirlenme, gururlanma, kutlama yoktur. Oysa doğru dürüst namazını bile kılamayan, namazların farzlarını, sünnetlerini, âdâblarını bile bilemeyen bizler böyle şeyler kutlayarak şaklabanlıklar yapıyoruz. Yeni ortaya çıkan meselelere hüküm vermeye gelince, bunun bid’atla bir ilgisi yoktur ve bu Kur’an’ın ve sünnetin emrettiği şeydir. Yeni çıkan bir meselede hüküm verilmesi gerekiyorsa bir müctehid önce Kur’an’a bakar, Kur’an’da o meseleye dâir bir hüküm varsa alır o hükmü o mesele için kullanır. Eğer açık bir hüküm yoksa o zaman bakar, o meseleye benzer bir olay var mı? Eğer varsa illet birliği olup olmamasına bakar. Eğer illet birliği varsa kıyas yolu ile o meselenin hükmünü bu meseleye de verir. Kur’an’da bulamazsa sünnete bakar. Sünnette varsa sünnetle hükmünü verir. Sünnette de yoksa sahâbenin sözlerine, fiillerine bakar. Eğer sahabeler bir şey demişse veya yapmışsa onlar da ona göre hareket eder. Şunu unutmayalım, olaylar sınırlıdır fakat cevapsız değildir. Kur’an sünnet, icmâ, kıyas vb. gibi delillerle her meseleye mutlaka bir hüküm bulunur. Çünkü bâzı meselelere hüküm verilememesi demek İslâm’ın çâresiz kalması demektir ki bu câiz değildir. Bid’atları çıkaranlar ise müctehidler değildirler. Ya kişidir veya bir topluluktur veya sultandır. Halbuki bunların yeni bir şey ortaya koymaya, yeni ibâdet şekilleri belirlemeye hakları yoktur. Mesele daha uzun ama yerimiz müsâit değil. Zannediyorum anlaşılmıştır. Bid'at işleyenler şu hadisi de akıllarında bulundursunlar: "Allah, bid`at sahibinin amelini, bid`atından vazgeçinceye kadar kabul etmez." (İbn Mâce, Mukaddime, 7/50).   Selam ve duâ ile.
1409 - Darul Harpte Cuma Namazı Kılınır Mı? - Necati Koçkesen23 Dec 202501:16:07
00:02:56 - Giriş 00:03:16 - Cuma Ne Demektir? 00:03:30 - Cuma Namazının Hükmü 00:04:58 - Cuma Namazı Kimlere Farz? 00:05:20 - Cuma Namazı Nasıl ve Nerde Farz Kılındı? 00:05:20 - Cuma Namazı Allah Rasulu Mekke'de İken Mi Farz Kılındı? 00:08:44 - Cuma Namazının Medine'de farz kılındı diyenlerin delili çok kuvvetli. Mekke'de Farz kılındı Diyenler neyi delil gösteriyor? 00:09:01 - Cuma Namazı Mekke'de farz Kılındı ama Allah Rasulu ve sahabiler kılmaya imkan bulamadı diyenlere Medine'de farz kılındı diyenlerin delili? 00:10:20 - Bu videonun konusu Darul Harpte Yaşayan Müslümanların Cuma namazı konusudur. Türkiye'deki Camilerde Cuma Namazı Kılınır Mı videosunu daha önce çekip yayınladık. https://www.youtube.com/watch?v=eCL4dDAhkqo 00:12:59 - Darul harpte cuma kılınmaz, diyenler var. Acaba Öyle Mi? 00:13:41 - Ayrı bir video yapmıştık. Türkiye Darul Harp Midir? https://www.youtube.com/watch?v=8Ch19S4J-3s 00:15:13 - Türkiye'de müslümanlar güven içindedir diyenlerin düşünceleri. 00:17:09 - Ezanlar okunuyor, camiiler açık Türkiye Darul Harp olamaz diyenler neyi delil alıyorlar? 00:24:21 - Cuma Namazı güç ve devlet namazıdır, biz şu an güçlü değiliz o yüzden kılmıyoruz diyenlere ne denir? 00:25:48 - Bir şehirde her cemaat farklı yerlerde Cum'a kılarsa hepsinin namazı olur mu? 00:26:57 - İslami bir cemaat nasıl olur? 00:31:12 - Fıkıh kitaplarında yazan cumanın sıhhat şartlarının delili nedir? 00:34:41 - Kur'anda ve sünnette bir beldede tek bir camiide cuma kılınabilir görüşü nerden geliyor? 00:38:07 - Adil olsun olmasın, imanı sahih birinin arkasında cuma kılın! 00:38:17 - Sahabeler zalim olan Haccac'ın arkasında namaz kılmışlardır! 00:38:49 - Bazı insanlar Haccac'a kafir diyerek sahabeler de arkasında namaz kıldıkları için kafirin arkasında namaz kılınabilir, diyorlar. 00:40:54 - Maide Suresi 50. Ayeti ve Cengizhan. 00:46:02 - İmamların arkasında namaz kılınır mı? 00:51:16 - memuriyet yemini etmiş birinin tevbe etmesi yeter mi işi de bırakması gerekir mi? 00:52:56 - İmamların hakkı ketmetmesi 00:53:53 - Cuma kılabilecek yeri olmayan insanlar ne yapmalı? 00:54:37 - Kılınabilecek yeri olup kılmayanların durumu. 00:55:04 - Daru'l harpte aslolan küfürdür, diyenlerin durumu. 01:00:40 - Tanımadığımız kişilerin cenaze namazını kılmadan önce imanını araştırmalı mıyız? 01:01:31 - Kafirin cenaze namazı kılınmaz? 01:02:15 - Cuma ayetinde cuma namazına gelin ayetinde kadın erkek ayrımı yok. Kadınlara cuma namazı farz mıdır? 01:06:53 - Kadınlar için evinde kıldığı öğle namazı cuma namazı kılmaktan efdaldir. 01:08:56 - Sünnet düşmanları 01:10:31 - Kurandaki namaz tarifi! 01:14:31 - Müslümanlara tavsiyeler.
1408 - Yılbaşı ve Çam Ağacı - Necati Koçkesen22 Dec 202500:01:00
üslüman böyle şeyler yapmaz. Allah rasulü şöyle buyurdu: "Kim bir kavme benzerse o da ondandır." (Ebû Dâvûd, Ahmed Bin Hanbel)
1407 - "Vatan Sevgisi İmandandır." Sözü Hadis Midir? - Necati Koçkesen21 Dec 202500:06:25
Vatan Sevgisi İmandandır Sözü Hadis Midir? hubbu'l-vatan mine'l-iman Videonun Tam Hali İçin: https://www.youtube.com/watch?v=8Ch19S4J-3s
1406 - Türkiye Darul Harp Mi? - Soru Cevap - Necati Koçkesen20 Dec 202500:28:57
Bir ülkenin dârul İslam kabul edilmesinde temel ölçü, idare ve icraatın İslami olması, yani ülkenin İslam esaslarına göre yönetilip İslam hukukunun tatbik edilmesidir. Buna göre dârul İslam, nüfusu ister müslüman ister gayrimüslim olsun, müslümanların hakimiyeti altında olan ve İslam hukukunun tatbik ve icra edildiği yasamanın, yürütmenin, yargının müslüman otoritenin elinde olduğu her ülkedir. Dârul harb ise, İslam’ın siyasi hakimiyetinin sınırları dışında kalan, idare ve hukuk nizamının İslami olmadığı her ülkedir. Bunda da temel ölçü, İslam hükümlerinin tatbik edilmemesidir. İslam hukukçuları dârul İslam ve dârul harbe dair birçok tarifler yapmışlardır. O tariflerden bazıları şunlardır: Debûsî şöyle demiştir: “Dârul İslam, müslümanların idare ve hakimiyetleri altındaki yerdir.” (Ahmet Özel, İslâm’da Ülke Kavramı, DAR’ul İslam-Dâr’ul Harb) Dâr’ul İslâm’ın ve Dâr’ul Harb’in târifinde ihtilaf yoktur. Dâr’ul Harb’in Dâr’ul İslam’a hangi hallerde dönüşeceği husûsunda da ihtilaf yoktur. Zîrâ bütün âlimler derler ki: Dâr’ul Harb bir şartla Dâr’ul İslâm’a dönüşür, o da orada İslâmî hükümlerin uygulanmasıdır. Bir beldenin halkının tümü gayri müslim olsa bile eğer idârecileri Müslüman ve yönetim biçimleri de islâmî ise yani islam kanunlarına göre yönetiliyorsa orası bir Dâr’ul İslâm’dır. Nitekim Osmanlı Bulgaristanı, Romanya’yı, Yugoslavya’yı, Bosna Hersek’i, Macaristanı, Yunanistan’ı, Arnavutluğu ve daha bir çok yeri fethetmiştir. Bura halkının hepsi de Hristiyan olmalarına rağmen oradaki yöneticiler Müslüman oldukları ve islam kanunları ile yönettikleri için oralar birer Dâr’ul İslâm olarak kabul edilmiştir. İhtilaf, Dâr’ul İslâm’ın ne zaman Dâr’ul Harb’e dönüşeği konusundadır. Mâlik’i mezhebi, Hanbelî mezhebi ve Hanefî mezhebinden İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammede göre Dâr’ul İslam bir şartla Dâr’ul Harb’e dönüşür o da orada küfür kanunlarının uygulanmasıdır. Onlar bunu söylerlerken kıyas yaparlar ve derler ki; nasıl ki Dâr’ul Harb bir şartla Dâr’ul İslâm’a dönüşüyor o da orada İslam kanunlarının uygulanmasıdır, aynı şekilde Dâr’ul İslam da bir şartla Dâr’ul Harb’e dönüşür o da orada küfür kanunlarının uygulanması, islâmî kanunlarla hükmedilememesidir. İmam Ebû Hanife ise bir Dâr’ul İslam’ın Dâr’ul Harb’e dönüşebilmesi için üç şart öne sürer. 1. Orada küfür kanunlarının uygulanması 2. O ülkenin kâfir bir devlete komşu olması 3. Orada bulunan Müslümanların Dâr’ul İslamken sahip oldukları emniyetlerinin kalmaması. İmam Ebû Hanife’nin öne sürdüğü üç şarttan ilk ikisinin gerçekleştiği konusunda ihtilaf yok. Fakat üçüncü şart hakkında bazıları (özellikle günümüzdeki ilâhiyatçılar) derler ki, efendim, üçüncü şart henüz gerçekleşmemiştir. Müslümanlar namazlarını kılıyorlar, câmiler açık, ezanlar açıktan okunuyor, bayramlarını yaşayabiliyorlar. Acebâ doğru mu? İmam-ı âzam’ın öne sürdüğü üçüncü şarta bakarsak, Türkiye gibi bir ülkede korku kimlerde, emniyet kimlerde, Emniyet kâfirlerde değil mi? Onlar istedikleri küfür kanunları ile yönetiliyorlar. İstediklerini söylüyorlar. Allah’a kitaba küfredebiliyorlar, islâmî değerlerle alay edebiliyorlar. Halbuki Müslümanların şeriatı ve halifeliği talep etmeleri yasaktır. İslâmî kanunlarla hükmedilmezler. Ceza hukuku, ticâret hukuku, evlenme ve boşanma hukuku, miras hukuku tamamen kafirlerin hükümlerine göre icrâ edilmektedir. Sünnetleri ve hadisleri inkar edenlere, Kur’an’ı tahrif etmek isteyenlere kimse bir şey demiyor ama birkaç âlim hakkı söylerse hemen haklarında soruşturmalar açılıyor. Bu da gösteriyor ki İmam Ebû Hanife’ye göre de üç şart gerçekleşmiş durumda ve Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler Dâr’ul Harb olmuş durumdadırlar. İmam Şâfî’nin ise acâib bir görüşü vardır. İmam Şâfî’ye göre, bir ülke Dâr’ul İslam olduktan sonra orada bir tek Müslüman kaldığı müddetçe orası Dâr’ul İslam olmaya devam eder. İster yöneticisi kâfir olsun, ister küfür kanunlaı ile yönetilsin. İmam Şâfiye göre bugün Romanya, Sırbistan gibi ülkeler bile Dâr’ul İslam’dır. Çünkü buralar bir zamanlar Dâr’ul İslâm’dı ve o zamandan beri az da olsa oralarda Müslümanlar yaşayagelmişlerdir. Doğru görüş, Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed ile Hanbelî ve Mâlikî mezheblerinin görüşleridir. O da eğer bir yerde küfür kanunları geçerli ve islam kanunları yürürlükten kaldırılmışsa orasının Dâr’ul Harb olacağı görüşüdür. Buna göre, içinde Müslümanların yaşadığı Türkiye ve benzeri ülkeler birer Dâr’ul Harb’dirler. Bazıları bir ülkeye Dâr’ul Harb deyince oradaki halkın hepsinin de kâfir olduğunu söylediğimizi zannediyor. Halbuki bu doğru değildir. Nasıl ki bir ülkenin tüm halkı gayri müslim olmasına rağmen oradaki idâreciler Müslüman olduğu ve kanunları da islam kanunları olduğu zaman orası Dâr’ul İslam oluyor, aynı şekilde halkının hepsi Müslüman olmasına rağmen islam kanunları yürürlükten kaldırılmış da küfür kanunları hâkimiyetini devam ettiriyorsa orası da bir dâr’ul Harb olmuş olur. Meselenin özü budur. Videonun Tam Hali İçin: https://www.youtube.com/watch?v=8Ch19S4J-3s
1405 - İslamda Anne Baba Hakkı - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen19 Dec 202500:12:20
Ölümlerinden sonra yapılacak duanın ebeveyne faydasını Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dile getirir: "İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyle sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, insanların faydalanacağı bir ilim ve arkasından hayır dua eden bir evlât." (Buhârî, et-Edebü'l-Müfred, 19). Ayrıca onlara karşı iyi, güzel olan her davranışta bulunmak, kötü, çirkin her hareketten de sakınmak, onlara karşı olan görevlerimizdendir. Hayatta ve öldükten sonra ebeveynine karşı görevlerini yerine getiren, onları memnun edip hayır dualarını alan kimse, dünya ve ahiretin en büyük mutluluklarından birini kazanmış olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) böylelerinin bereketli uzun bir ömre sahip olacaklarını, ebeveynin kendileri için yapacakları duaların Allah tarafından mutlaka kabul edileceğini ve Cennet'i kazanacaklarını müjdelemektedir . Hz. Peygamber (s.a.s.) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir: "Çocuk, hiçbir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 6) Üzerimizde bu kadar çok emek ve hakları olan anne ve babalarımızı sevmek ve onların sevgisini başka şeylerle değişmemek en önemli ahlakî görevlerimiz arasındadır. Bu görev, hayatta iken onlara karşı hürmet, şefkat ve merhamet göstermekle kendilerini hoşnut etmeye çalışmakla yerine getirilir. Gerçek anne-baba sevgisinin, "annemi, babamı seviyorum", demekten ibaret olmadığını, onlara karşı maddî-manevî her türlü görevin yerine getirilerek bu sevginin ispat edilebileceğini unutmamamız gerekir. Büreyt'den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte; adamın biri Kâbe'yi tavaf ederken annesini omzunda taşıyarak tavaf ettirmiş, Resulullah'ın yanına gelerek: "Hakkını ödedim mi?" diye sormuş. Resulallah buyurmuşlar ki: "Hayır, sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değil." Bu şefkat dolu tasvirin, insanları anne babalarına teşekküre yönelttiği oldukça açıktır. Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sordu: "Ya Resulullah, amellerin hangisi daha üstündür?" Resulullah: "Vaktinde kılınan namaz." buyurdular. Abdullah b. Mes'ud diyor ki tekrar sordum: "Sonra hangisidir?" "Anne-babaya iyiliktir." diye cevaplandırdılar. "Sonra hangisidir?" dedim. "Allah yolunda savaşmaktır." diye buyurdular. ((Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51)) Hülâsa anneye ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddî ihtiyaçlarını gidermek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde onları üzmemek bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır takınmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak, her hususta rızalarını kazanmağa çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavî ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hâllerinde onların hizmetlerinde bulunmak cennetin kapılarını aralayan bir davranıştır.
1404 - 3 Aylar Orucu Hakkında - Necati Koçkesen18 Dec 202500:07:05
Üç Aylar Orucu diye bir oruç var mıdır? Necati Koçkesen • February 27, 2020 at 21:44 Değerli kardeşim, İslâm'da üç aylar orucu diye bir oruç yok. Ne peygamberimiz ne de sahabeler üç ay peş peşe oruç tutmamışlardır. Kişi dilediği kadar oruç tutabilir namaz kılabilir ama şu gün, şu ay şu kadar oruç tutmak vardır diyemez. Bu bid'at olur. Nitekim, Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu: “Senin geceleri ibadet ettiğin, gündüzleri de hep oruç tuttuğun bana bildirildi doğru mu?” Ben de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu sadece sevap kazanmak maksadıyla yapıyorum” dedim. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Devamlı oruç tutan oruç tutmamış gibidir. Fakat sana ömür boyu ecir kazandıracak bir oruç modeli haber vereyim mi? “Her aydan üç gün oruç tutarsın.” Ben: “Bundanfazlasına güç yetirebilirim” dedim. “Öyleyse her aydan beş gün oruç tut”buyurdular. “Benim bundan daha fazlasına gücüm yeter” deyince: “Öyleyse heraydan on gün tutarsın” buyurdular. “Bundan daha fazlasına da gücüm yeter”deyince, “Davud (a.s)’ın orucundan tut, O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi” buyurdular. (Buhârî, Savm: 57;Müslim, Sıyam: 35) Görüldüğü gibi Allah rasulü hiç kimseye peş peşe oruç tutmasını emretmemiştir
1403 - Eğer... - Necati Koçkesen17 Dec 202500:02:23
Bakara Suresi 278. Ayet - Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.
1402 - Darul Harpte Faiz Caiz Mi? - Soru Cevap - Necati Koçkesen16 Dec 202500:21:05
Konuyla ilgili yazılı kaynak için: https://docs.google.com/document/d/13WIcBfP-JyrqyU3uJhE0pZehFmeWiZmCm5n3IFAkyjI/edit?usp=sharing Videonun Tam Hali İçin: https://www.youtube.com/watch?v=8Ch19S4J-3s
1401 - Mü'minler Kafirlerle Evli Kalamaz! - Necati Koçkesen11 Dec 202500:02:11
1400 - Alana da Verene de Allah Lanet Etsin! - Faiz - Necati Koçkesen10 Dec 202500:49:27
KENDİMİZİ İSLÂM'A DEĞİL İSLÂM'I KENDİMİZE UYDURMAK Gayri islâmî düzenlerde yaşayan müslümanlar ister istemez dejenere olmaktadırlar. Fakat bazıları dejenere olduklarının farkına bile varamamakta, ben değişmedim, değişmem iddiasını sürdürmektedir. Küfür düzenlerinin eğitim sisteminden geçen, câhilî toplumun örf ve âdetleri içerisinde debelenen müslümanlar ister istemez içinde bulunduğu toplumun ahlâkıyla ahlaklanacak, onların kendisine yükledikleri kültür ve mantıkla meselelere bakacaklardır. Kâfirler karşısında mağlup olmanın, onların esâreti altında bulunmanın sonucu olarak kâfirlere karşı aşağılık duygusuna kapılmakta ve bunun sonucu olarak da onlara özenmektedir. "Bizim onlardan aşağı neyimiz kalır" düşüncesi ile onların yaptıkları bir çok şeyi biraz format değiştirerek yapmaktalar ve fakat üzerine bir de İslam kılıfı giydirmektedirler. Mesela onlar müzikle uğraşıyorlarsa bunlar da islâmî müzik, ilâhî, tasavvuf müziği ismi altında müzikle uğraşmaktadırlar. Gelin görün ki yaptıkları müzik onların yaptıkları müzikten pek farklı değildir. Onlar resim yapıyorlarsa bizimkiler de resim yapıyor, onlar filim çeviriyorlarsa bizimkiler de filim çeviriyorlar. Dün bankanın önünden geçmeyenler bugün bankaların daimi müşterisi olmuşlar, ev alırken, araba alırken, iş yeri kurarken bankalara koşup faizli krediler çekmektedirler. Ve bu, sanki faiz alıp vermek haram değilmiş gibi gâyet olağan hale gelmiştir. Bir müslüman kendilerini uyardığında ise, "mecbur kaldım", "artık bu düzende fâizsiz olmuyor", "elâlem ev - bark, araba sâhibi olurken benim de bir evim, benim de bir arabam olmasın mı?" savunmasını yapıyorlar. Müslüman kadınların tesettürlerini ele alalım, İslam tesettürünü başörtüsüne indirgeyip başörtüsü dışında adı tesettür olan ama tesettürle uzaktan yakından ilgisi olmayan her türlü elbiseyi giyebilmektedirler. Başında başörtüsü olduğu halde kolları açık, başörtüsü taktığı halde tayt giyen müslüman(!) kadınlar ve kızlar görmek artık mümkün. Yakında başı örtülü ama göbeği açık müslüman(!) kızlar görürsek şaşırmayalım. Müslümanların nişan ve düğünlerine bakalım, kâfirlerin veya sosyetenin düğünlerinden ne farkı var? Açık saçık kadınlarla erkeklerin karma karışık olduğu salon ve mekanlarda düğünler yapmaktalar, güya tesettürlü kadın ve kızlar salonun ortasında, erkeklerin şehvet dolu bakışları altında çifte telli oynamaktalar, halay sekmekteler, göbek atmaktadırlar. Düğün ve nişanlarda sanki her şey mübahmış gibi vur patlasın, çal oynasın havasında eğlenmektedirler. Sonra da dönüp hacılık hocalık taslamaktalar, namaz kılmaktadırlar. Ticaret ahlâkımız kâfirlerin ticâret ahlâkından daha kötü durumdadır. "Gelsin de nereden gelirse gelsin", "köşeyi dön de nasıl dönersen dön", "üzümünü ye bağını sorma" terânesi almış başını gitmiş. Müslüman yediği zaman en iyisini yiyecek, giydiği zaman en iyisini giyecek, kullandığı zaman en iyisini kullanacak düşüncesi müslümanları çepeçevre kuşatmış durumdadır. Siyâsette ise müslümanların durumu daha korkunç bir haldedir. Kendilerini tamâmen küfür sistemine odaklamışlar, ya o sistemin içinde yer alarak veya yer alanları destekleyerek tâgutî sistemleri ayakta tutmanın, güçlendirmenin savaşını veriyorlar. Her alanda Allah'a baş kaldıranları, Allah'ın hükümlerine savaş açarcasına bir çok küfür yasa ve kanun yapanları desteklemektedirler. Üstelik bunu da cihad şuuru ile yapmaktadırlar. Yâni küfre payanda olurlarken bir de cihad yaptıklarını sanmaktadırlar. Daha bir çok şeyi sıralamak mümkün ama bu kadarı bile yeterli sanırım. İşte hâlimiz, işte "neden böyleyiz"in cevabı.
1399 - Kâfirler Müslümanlara Veli Olamaz! - Necati Koçkesen09 Dec 202500:02:18
1398 - Cenaze Namazında Ayakkabıları Çıkarmak Şart Mı - Necati Koçkesen08 Dec 202500:02:45
1397 - Hayattayken Yapılan Miras Taksimi Öldükten Sonra Geçerli Olur Mu? - Necati Koçkesen07 Dec 202500:03:25
Mal sahibi hayatında malını çocukları arasında dağıtabilir. Bu miras değildir. Miras öldükten sonra kalan mala denir. Kişi hayatında malını dağıtırken kızları ve erkekleri arasında eşit davranmalıdır. Bazı çocuklarına fazla verse bu da caizdir ama mekruhtur. Çünkü bu çocukları arasında düşmanlığı körükler. Fakat evlatlarından bazıları babalarına analarına bakmıyorlar da bazısı veya bir tanesi babasına anasına bakıyor, onlarla devamlı ilgileniyorsa o çocuğuna daha fazla verebilir. Fakat bir kimse ister hayatında mal dağıtsın ister çocukları babaları öldükten sonra mal paylaşsınlar, Allah'ın hükmünü kabul etmeyerek, adâletsiz bularak, çağa uygun olmadığını iddia ederk mal dağıtır veya mal paylaşırlarsa kafir olurlar.
1396 - Arabulucuk Yapmak ( Emlakçılık) Caiz Mi? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen06 Dec 202500:01:36
1395 - Yarattığın Şeylerin Şerrinden Rabbime Sığınırım - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen05 Dec 202500:09:36
aşağıdaki duâlar peygamber efendimiz tarafından tavsiye edilmişlerdir. Amr b. Şuayb r.a.'dan: Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Biriniz uykudan korkarak uyanırsa şöyle desin: “Allah’ın gazabı ve azabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve bana yaklaşmalarından Allah’ın eksiksiz olan tam kelimelerine sığınırım.” Bu durumda hiçbir şey ona zarar vermez. Abdullah b. Amr, akıl baliğ olan çocuğuna bu duayı belletir. Okuyamayacak küçük çocuklar için bir kağıda yazıp onun boynuna asardı. (Tirmizi, Deavat 94 Hn: 3528 ve diğerleri. Tirmizî: Bu hadis hasen garibtir.) Duânın Arapçası: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ مِنْ غَضَبِهِ وَعِقَابِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ Hadis-i şerifte buyuruldu ki: بِسْمِ اللّٰهِ الَّذ۪ي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ “Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil ardi ve lâ fissemâi ve hüves-semi’ul alim.' duasını sabah üç kere okuyana, akşama kadar; akşam okuyana da sabaha kadar hiç bela gelmez." (bk. İbn Mace, Dua; 11; Ebu Davud, Edeb, 102-103) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: اَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka' / 'Bütün yaratıkların şerrinden Allah’ın kusursuz kelamlarına (ayetlerine yani Kuran'a) sığınırım.' duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez." (Müslim, Zikir, 54-55) "Hasbiyallahü ve ni’mel vekil, sözü her korku için bir emniyettir." (Deylemi, Firdevs, 2/214, hno: 2509) Yine âyetel Kursî, ihlas, felak ve nâs sûreleri de okunabilir. Nitekim Hz. Âişe validemizden rivâyet edildiğine göre Allah Rasûlü muavvezeteyn (felak ve nâs) sûrelerini her yatağa girdiğinde üçer defa okur, her okuyuşunda ellerinin içine üfürür sonra da başından başlayarak elleri ile bütün vücudunu sıvazlardı. Müslümanlara düşen Allah Rasûlünün tavsiyelerine uymaktır bid’at ve hurâfe ehlinin uygulamalarına değil.
1394 - Amcanın, Dayının Eşinin Eli Öpülür Mü? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen04 Dec 202500:02:10
Yengenin Eli Öpülür Mü? Dayımın Eşinin, Amcamın eşinin elini öpebilir miyim?
1393 - Abdestsiz Kur'an-ı Kerim Okumak Caiz Mi? - Necati Koçkesen03 Dec 202500:04:23
Cünüp, âdetli veya lohusa olan kadın Kur’ân âyetlerinden hiç birini okuyamaz, caiz değildir. Şayet içerisinde hem Arapça Kur'an, hem de meal birlikte bulunuyorsa, bu şekildeki Kur'an'ı hayız halindeki kadın veya abdestsiz bir kimse eline alamaz. Hayız halindeki kadınlar içerisinde Arapça Kur'an bulunmayan mealleri alıp okuyabilirler. Bu hususta Resulullah (a.s.m.) şöyle buyururlar: “Cünüp ve âdetli kadın Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.” (İbni Mâce, Tahâret: 105) Yani sırf Kur’ân-ı Kerim okumak niyetiyle bir âyetten daha az bile okuyamaz. Ancak dua, senâ, Allah’a sığınma, zikir veya bir işe başlangıcında yahut öğretmek maksadıyla Kur’ân’dan bazı âyetleri okumak caizdir. Meselâ, bir ulaşım aracına binerken okunması sünnet olan, “Sübhânellezî sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn. (Her türlü noksandan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.” (Zuhruf Sûresi, 13) Aynı araçtan inerken de, “Rabbenâ enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayrü’l-münzilîn. (Ey Rabbim, beni hayır ve bereketi bol bir yere indir. Misafir ağırlayanların en hayırlısı Sensin)." (Mü’minûn Sûresi, 29) Bir musibet ve ölüm haberi alınca, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. (Muhakkak biz Allah içiniz ve muhakkak yalnız Ona dönücüleriz)." (Bakara Sûresi, 156) Yine bir işe başlarken “Bismillâhirrahmânirrahîm” demek, şükür maksadıyla “Elhamdülillah” demek de bu kabildendir. Aynı şekilde Fâtiha, Âyetü’l-kürsî, Felâk, Nâs ve İhlâs Sûrelerini zikir maksadıyla, Allah’ı hatırlamak düşüncesiyle ezberden okumak haram değildir. Mâlikî Mezhebi'ne göre, hayızlı ve lohusa olan kadının az miktarda Kur’ân okumasında bir mahzur bulunmamaktadır. Bu az miktar da yukarıda adı geçen sûreler miktarıdır. Bu meseleye delil olarak; kadınların uzun süre bu halde kalmış olduklarından dolayı istihsânen caiz görmüşlerdir. Hanbeli ve Hanefi Mezhebi'ne göre, Kur’ân-ı Kerim'in kelimelerini heceleyerek, harf harf okumak caizdir. Çünkü böyle bir okuyuş “kıraat”e girmemektedir. Yine tilavet olmadan Mushafa bakmayı, sesini çıkarmadan içinden okumasını da caiz kabul etmişlerdir. Çünkü bu durumda da kıraatten (okumaktan) söz edilmez. (Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühû, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 1: 288-9) Bütün bu görüşler müçtehid imamların çeşitli delillere dayanarak vardıkları içtihad farklılıklarıdır ve hepsi de doğrudur. Bunun yanında, kelime-i şehâdet, kelime-i tevhid, istiğfar, salavat-ı şerife gibi tevhid ve zikir cümlelerini bir veya birden fazla okumak caizdir. Hanımların bu özel günlerde Kur’ân-i Kerim'in dışında tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî kitapları ellerine almaları İmam-ı Âzama göre caizdir. Ancak bu kitapların içinde bulunan âyetlere el sürmemeleri gerekir. Kur’ân âyetlerinin bu durumda iken yazılması meselesinde el-Feteva’l-Hindiyye’de şu kayıtları okuyoruz: “Cünüp veya hayızlı olanların yazmakta oldukları satırların arasına Kur’ân’dan bir âyet yazmaları mekruhtur. Fakat yazdıkları bu âyetleri okumazlarsa mekruh olmaz. İmam-ı Muhammed ise, bu kimselerin Kur’ân yazmamaları bana göre en sevimli davranıştır, diyerek bu hususta ihtiyatlı ve dikkatli olmayı tavsiye etmektedir.” Buna göre, besmele de Kur’ân’dan bir âyet olduğundan hayızlı iken yazılmaması daha isabetli olur. Bu arada hangi mezhebe bağlı olursa olsun, bu haldeki bir kadın Kur’ân’ın bir âyetine bile el süremez. Ancak Kur’ân’a yapışık olmayan temiz bir bez ve kâğıtla tutabilir.
1392 - Namazı Geçirmek Yoktur! - Necati Koçkesen30 Nov 202500:02:12
NAMAZ Kur’an’daki tâbiri “salât” olan namaz, Allah’ın inanan kullarına imandan sonra yüklediği en önemli ameldir. Namaz, Allah’ın kullarına peygamberi aracılığı ile kendisine ne zaman ve nasıl ibâdet edeceklerini öğrettiği bir ibadettir. Ve bu, bizzat şârînin belirlediği beş vakitte her gün tekerrür eden ve kişinin ömrü boyunca devam edecek bir ibadettir. Namaz, kulun Rabbisi ile irtibatını sağlayan, Rabisine olan imânını, korkusunu, sevgisini kuvvetlendiren muhteşem bir ibadettir. Aynı zamanda namaz, Müslümanın Müslüman olduğuna şâhitlik eden en büyük bir şâhittir. Namaz kılan görüldüğü zaman onun Müslüman olduğuna şâhitlik edilir. Namaz kılmayanın Müslüman olup olmadığı ise bilinemez. Düşünün ki, namaz kılmayan bir Müslüman ile kâfir arasında görünüş îtibâri ile kalbindeki îmandan başka pek bir fark kalmaz. Onun olup olmadığını da ancak Allah bilir. Yine namaz, insanı her türlü kötülüklerden alıkoyan bir ibadettir. Yâni kişi gerçek mânâda namaz kılıyorsa o namaz ona kötülük işletmemesi gerekir. Nitekim Ankebüt sûresinin 45. Âyetinde de bu açıkça belirtilerek, “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir” buyrulmaktadır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, “Kimin namazı her türlü hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoymuyorsa, o namaz, ancak sahibini Allahtan uzaklaştırır.” (Tabarânî) demiştir. Demekki namaz, namaz gibi kılınmalı ki sâhibini her türlü kötülüklerden ve hayasızlıklardan koruyabilsin. Yoksa gelişi güzel kılınan, iç ve dış şartlarına uygun kılınmayan bir namaz ne Allah’ın kabul edebileceği bir namaz olur ne de sahibini kötülüklerden koruyabilir. Şu da unutulmamalıdır, sahâbeler ve müctehid ulemâ namaz dışında hiçbir ibâdet hakkında onu terkedenin kâfir olup olmadığı hakkında ihtilaf etmemişlerdir. Ama inkar etmemek şartı ile namazını kılmayanın kâfir olup olmadığı husûsunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısım sahâbeler ve müctehid ulema namazını kılmayanın kâfir olacağını söylerken bir kısım ulemâ da inkar etmemek şartı ile namaz kılmayanın kâfir olmayacağını ama büyük bir günah işlemiş olacağını belirtmişlerdir. Namaz kılmayanın kâfir olup olmadığında ihtilaf eden müctehidler namaz kılmayana verilecek cezâ husûsunda da ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı namaz kılmayan (tevbe edip namaza başlamazsa) mürted olduğu için öldürülür derken (Ahmed bin Hanbel), bir kısmı da, “namaz kılmayan her ne kadar kâfir olmazsa da cezâ olarak öldürülür” demiştir (İmam Şâfî ve İmam Mâlik). İmam Ebû Haife ve bazı ulemâ ise, inkar etmemek şartı ile namaz kılmayanın kâfir olmayacağını, öldürülmeyeceğini de ve fakat hapsedileceğini ve her gün de kan çıkıncaya kadar dövüleceğini, eğer tevbe edip namaza başlarsa salıverileceğini, eğer tevbe edip namaza başlamazsa ölünceye kadar hapiste kalacağını belirtmişlerdir. Görüldüğü gibi hiçbir müctehid namaz kılmayanın serbestçe yaşayacağını ve sokaklarda serbestçe dolaşabileceğini söylememiştir. İşte bütün bunlar namazın ne kadar önemli bir ibâdet olduğunu belirtmektedir. Bir çadırı ayakta tutan orta direk ne ise namaz da İslâm için odur. Bundan dolayı “namaz dînin direğidir” denilmiştir. Orta direği yıkılan bir çadır nasıl ayakta duramazsa namazını kılmayan bir kimsenin de gerçek mânâda Müslümanlığından söz edilemez.
1391 - Allah ile Konuşmak - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen28 Nov 202500:08:27
Sizden biri Rabbi ile konuşmak istediğinde Kuran okusun. bk. Münavi, Feyzu’l-kadir, 1/320, h. no. 360
1390 - Peygamberler de Gaybı Bilmezler! - Necati Koçkesen27 Nov 202500:02:49
1389 - Hz. Musa'nın Duası - Necati Koçkesen26 Nov 202500:00:54
1388 - Vefat Eden Kardeşinin Hanımıyla Evlenmek: Helal mi, Haram mı? - Necati Koçkesen25 Nov 202500:02:02
Vefat eden kişinin erkek kardeşi, vefat eden kişinin hanımıyla evlenebilir mi?
1387 - Toki'den Ev Almak Caiz Mi? - Asrın Projesi! - Necati Koçkesen22 Nov 202500:13:17
Soru: Devletin Sosyal Konut Projesi kapsamında TOKİ’den ev almak câiz midir? Cevap: TOKİ’nin yaptırdığı konutlardan dâire almanın İslâm’a göre câiz olmamasına sebep olan bir çok yön vardır. Buna göre; 1. Her ne kadar satın alınacak olan bağımsız konutun sözleşmede yer alan ilk fiyatı belli olsa da her yıl Ocak ve Temmuz aylarında memur maaş zammına göre ödenecek olan taksitlerde artışın yapılacak olması, satın alınacak olan konuta ödenecek olan toplam tutarı belirsiz hâle getirmektedir. Sözleşmelerde her hususun açık ve net olması gerekir. Bu sözleşmede ise belirsizlik bulunmaktadır. Satılan malın kendisinin, değerinin, cinsinin, çeşidinin veya miktarının meçhul olması, akdin sıhhatine engel olan hususlardandır. Bu sözleşmede satın alınacak olan konutun net fiyatı belli değildir. Konu ile ilgili olarak yapılan açıklamalara göre; 2+1 daire 240 ay vade ile 608 bin lira bedel ve aylık 2.280 lira taksitlerle, 3+1 daire ise 851 bin lira bedel, 3.187 lira aylık taksitlerle 240 ay vade ile satışa sunulacaktır. Ancak 2+1 daire için başlangıçta 608 bin liralık bir bedel belirlenmiş olsa da 240 ay sonunda ödenecek olan toplam tutar, bunun çok çok üzerinde olacaktır. Örneğin; bir kimsenin Eylül 2022 ayı itibariyle bu sözleşmeyi imzaladığını varsayalım. Sözleşmeye esas olan fiyatın %10’u olan 60.800 TL peşin olarak ödendiğinde geriye 547.200 TL 240 ay taksitle 2.280 TL şeklinde ödeneceği varsayılmıştır. Ancak 2022 yılı temmuz ayı maaş zammı olan %41,85’i dikkate aldığımızda Ocak 2023 tarihinde ödenecek olan taksit miktarı (2.280x1,4185=) 3.234,18 TL olacaktır. Üstelik bu rakam Temmuz 2023’te memur maaşlarına göre tekrar güncellenecektir. Bir başka ifade ile taksitler her yıl iki defa artırılacaktır. Sadece 3.243 TL’yi esas aldığımızda ise 240 ay sonra (240x3.243=) 778.320 TL ödenmesi gerekmektedir. Başlangıçta 608 bin lira olan evin değerinde 170.320 TL fazla ödeme söz konusu olmaktadır. Yani ödenecek olan toplam tutar tümüyle meçhuldür, bilinmemektedir. Dolayısıyla bu akit, sıhhat şartından yoksun olduğu için caiz olmayan bir akittir. 2. Banka ile imzalanacak olan sözleşmeye gelince. Yapılan açıklamalara bakıldığında her ne kadar söz konusu konutun satıcısı TOKİ olsa da ödemeler için banka ile sözleşme yapılması gerekmektedir. Yani burada TOKİ adeta aradan çekilmekte ve ödemeler konusunu tümüyle bankalara bırakmaktadır. Günümüzde bankaların tümü haram olan faiz esasına göre çalışırlar. Banka ile imzalanan sözleşmelerin detayları hakkında elimizde bir metin bulunmamakla birlikte günümüze kadar yapılan uygulamaları ve diğer sözleşmeleri dikkate aldığımızda ödenecek olan taksitlerin geciktirilecek olması hâlinde bankalar belli miktarlarda gecikme faizi talebinde bulunurlar. Oysa İslâm ahkâmına göre hangi sebeple olursa olsun borçlu olan kimsenin borcunu ödemeyi geciktirecek olması hâlinde hiçbir surette faiz ya da bir başka isim altında net borcun üstünde bir para ödemesi gerekmez ve alınamaz. Borcunu ödemekte zorlanan, sıkıntıda olan kimsenin imkânı oluncaya kadar beklenmesi gerekir. Borcunu vadesinden daha sonra ödeyecek olması nedeniyle herhangi bir şekilde vade farkı talep edilemez. Meseleyi bu yönüyle ele aldığımızda da bu sözleşme, caiz olmayan sözleşmeler kapsamında yer almaktadır. 3. TOKİ’nin resmî sitesinde “Hak sahibi olup sözleşme imzalayanlar konutlarını borçları bitene kadar devredemeyeceklerdir” denilmektedir. İslâm fıkhına göre herhangi bir malın satın alınması hususunda akit yapan kimsenin malı üzerinde tam tasarruf hakkına sahip olması gerekir. Yani kişi, alım-satım sözleşmesini imzaladıktan sonra malı üzerinde meşru yollarla dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir. Satın almış olduğu bu daireyi istediği zaman istediği kimseye satabilir. Ancak bu sözleşmede malın mülkiyeti tam anlamıyla müşteriye intikal etmemektedir ki fakihler, malın mülkiyeti üzerinde tam mülkiyetin ve tasarruf yetkisinin bulunmasını akdin geçerli olması şartlarından saymaktadır. Bu sözleşmeye göre söz konusu gayrimenkul kişinin malı olmamıştır, mülkiyeti altında değildir. Kişi malı üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunamamaktadır. Malın mülkiyetinde sorun bulunmaktadır. Dolayısıyla sözleşme geçerli olmamıştır. 4. Burada henüz ortada olmayan bir malın satışı söz konusudur. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem [لَا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ] “Yanında olmayan şeyi satma!” (Müslim, Tirmizî) Burada ise henüz ortada olmayan, hatta inşa edilmesi için herhangi bir yüklenici ile sözleşmesi, ihalesi yapılmamış konutların satışından bahsedilmektedir. Nitekim TOKİ’den yapılan açıklamaya göre; binaların yapılmasında yapılan müracaatlar dikkate alınacaktır. Yeterli miktarda müracaatların olmaması hâlinde inşaatın yapılmasından vazgeçilecektir. Hülasa, TOKİ tarafından yapılacak olan bu Sosyal Konut Projeleri birkaç yönden caiz olmayan sözleşme kapsamında yer almaktadır. Özellikle satın alınacak olan dairenin net fiyatının meçhul olması bile tek başına, bu sözleşmenin geçersiz olması için en önemli sebeplerden biridir.
1386 - Hemen Allah'a Sığın! - Araf Suresi 200 - 206 Ayetleri Tefsiri - Necati Koçkesen20 Nov 202500:46:04
Araf Suresi - 200. Şeytandan bir vesvese seni dürterse hemen Allah’a sığın Çünkü O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir. [krş. 7/27; 27/24; 35/6] Araf Suresi - 201. Takvâya erenler (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar) var ya, onlara şeytandan bir vesvese dokunduğunda, (Allah’ın emirlerini) hatırlayıp, hemen hakikati görürler. Araf Suresi - 202. (Şeytanların) yandaşlarına[50] gelince, (şeytanlar) onları sapıklığa çekerler, sonra da yakalarını bırakmazlar. Araf Suresi - 203. Onlara (istedikleri) bir âyet (mucize) getirmediğin zaman: “Onu da kendin derleyip getirseydin ya!” derler. De ki: “Ben, ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen açık delillerdir, iman eden bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir.” Araf Suresi - 204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamete eresiniz. (Kur’ân-ı Kerîm’den fikren ve zikren faydalanmak, aynı zamanda ona hürmet ve saygı göstermek için Kur’an okunurken susmak ve dinlemek gerekir. Hasan-ı Basrî’ye ve Zâhirîler’e göre âyetteki “dinleyin ve susun” lafızları birer emir olup mutlaktır ve mânası umûmîdir. Bu itibarla gerek namazın içinde gerek namazın dışında okunan Kur’an’ı dinlemek ve susmak vâciptir. Fahreddîn-i Râzî ve Hazîn tefsirlerinin beyanı da böyledir. Aynı zamanda bu, mü’min olmanın bir alâmeti (8/2); aksi ise inkârcıların hallerine benzemektir (41/26). Bu konuda “Namaz dışında okunan Kur’an’ı dinlemek müstehaptır.” diyenler de vardır. Dinleme edebi ile ilgili gerekli hassasiyeti göstermek kaydı ile uygun şart ve mekânlarda elektronik cihazlardan istifade ile Kur’an dinlemek de caizdir.) Araf Suresi - 205. Rabbini, içinden yalvararak, korkarak, yüksek olmayan (hafif) bir sesle sabah ve akşam zikret/an, gafillerden olma! Araf Suresi - 206. Şüphesiz ki Rabbin katındaki (melek)ler, O’na kulluk etmek hususunda kibirlenmezler, (daima) O’nu tesbih ve yalnız O’na secde ederler.[51] [50] Şeytanın dostları, küfre sapanlar, inkârcılar ve tâğûtlardır. [bk. 2/257; 4/76; 6/12] [51] Bu âyet-i kerîme Kur’ân-ı Kerîm’deki “secde” âyetlerinin birincisidir. Kur’ân-ı Kerîm’de 14 secde âyeti vardır. Bu âyetlerin tamamını veya bir kısmını yahut sadece mealini okuyan veya dinleyen kimsenin “Tilâvet secdesi” yapması gerekir. Bu secdeler Hanefî mezhebine göre vâcip, diğer mezheblere göre sünnettir. Güncel Konular: https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjo1dsXexTa1dg06ZdTr8RuT Tefsir Dersleri: https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjrobYowlXIYIWtsiJtX3-aw Ehl-i Sünnet Akaidi: https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjqEMFoCzH9ryXXvAlY0iZhA
1385 - İkrah ve İkrahın Sonuçları - Necati Koçkesen18 Nov 202500:36:48
Dersin dokumanları aşağıdaki linktedir: https://docs.google.com/document/d/1NznpYFAtn2nqWxvPqWjBEyDg9aok8kyd/edit?usp=sharing&ouid=105858756449414043994&rtpof=true&sd=true
1384 - Bela ve Musibetler Ne İçin Gelir? - Necati Koçkesen17 Nov 202500:01:47
1383 - Fesat Çıkaranlar Kendileri - Necati Koçkesen16 Nov 202500:00:50
1382 - Büyük Bir Günah - Yalan Söylemek - Necati Koçkesen15 Nov 202500:43:09
Size Büyük Günahların En Büyüğünü Söyleyeyim Mi? Abdurrahman b. Ebû Bekre'nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre) (ra) şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah (sav) üç kere, 'Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?' buyurdu. 'Evet söyle yâ Resûlallah!' dedik. Bunun üzerine Resûlullah, 'Allah'a ortak koşmak ve anne-babaya saygısızlık/kötülük etmektir.' buyurdu. Sonra arkasına yaslanmış hâldeyken doğruldu ve şöyle dedi: 'Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır. Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır.' Bu cümleyi o kadar çok tekrarladı ki 'Susmayacak.' dedim.” (Buhârî, Edeb, 6) Mümin Yalancı Olur Mu? Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır! Buyurdular. (Muvatta, Kelam, 19, (2, 990)) Allah (c.c) Katında İsminiz Ne Diye Kaydedilecek? İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir: "Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir. (Muvatta, Kelam, 18, (2, 990)) Yazıklar Olsun O Kimseye! Hakim babası ve dedesi tariki ile anlatıyor: " Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona!" (Ebu Davud, Edeb, 40/ 88, (V, 265)) Yalancı Değildir! Ümmü Külsüm Bintu Ukbe (r.a.) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.)'ı işittim, diyordu ki: "İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir." (Müslim, Birr, 45/101, (III, 2011)) Biri Cennete Diğeri Cehenneme Götürür İbnu Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı, edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddîk (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir." (Buharî, Edeb,78/ 69, (VII, 95); Müslim, Birr,45/ 102, 103, (III, 2012); Muvatta, Kelam: 16, (2, 989); Ebu Dâvud, Edeb,40/ 88, (V,264)) Rasulullah'dan (s.a.v.) Ne Ezberledin? Ebi'l-Cevzâi r.a. anlatıyor: "Hasan İbnu Ali r.a.'ye: "Rasulullah'dan (s.a.v.) ne ezberledin?" diye sordum. "Rasulullah'dan (s.a.v.) "Sana şüphe veren şeyi terk et, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sıdk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir, diye cevap verdi." (Tirmizî, Kıyâmet, 35/ 61, (IV,668)) Kişiyi Münafık Yapan Dört Haslet İbnu Amr İbni'l-As (r.a.) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." (Buharî, İman, 2/ 24, (I,14)) Münafığın Belirtisi Ebu Hüreyre r.a. den rivayete göre Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Münafığın belirtisi üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.” (Buhari, İman, 2/24, (I,14)) Çocuğa Şaka Yalan Olur Mu? Abdullah b. Âmir (r.a.) diyor ki; Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem, “yavrum gel, sana bir şey vereceğim” diye beni çağırdı. Peygamberimiz anneme: “Çocuğa ne vermek istedin” diye sordu. Annem: Hurma vermek istedim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günah yazılırdı” buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 45/80, (V,265)) Yalanı Terk Etmeyene Uyarı! “Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur!” (Buhârî, Savm,8.) Peygamberimiz (s.a.v) Ben Kefilim Diyor! Ebu Ümâme (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ben, haklı olduğu hâlde bile çekişmeyi bırakan kimse için cennetin avlusunda bir köşk, şaka da olsa, yalan söylemekten kaçınan kimse için cennetin ortasında bir köşk ve ahlâkı güzel olan kimse için de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” (Ebû Davûd, Edeb, 7, V, 150)
1381 - Ahde Vefa - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen14 Nov 202500:08:30
Enes b. Mâlik şöyle demiştir: “Allah’ın Peygamberi (s.a.v.) bize hutbe verdiği zaman mutlaka şöyle buyururdu: ‘Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur; ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.’” (İbn Hanbel, III, 134) Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir zimmiyi (antlaşmalı bir gayri müslim vatandaşı) antlaşmalıyken öldürürse Allah ona cenneti haram kılar.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 153) İbn Abbâs’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme.” (Tirmizî, Birr, 58) Zeyd b. Erkam’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kişi yerine getirme niyetiyle kardeşine bir söz verir, ancak onu yerine getiremez ve zamanında sözünü tutamazsa günahkâr olmaz.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 82) Ubâde b. Sâmit’ten nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bana kendi adınıza altı şeyin güvencesini verin, ben de size cennetin güvencesini vereyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğinizde sözünüzü tutun, size (bir şey) emanet edildiğinde ona riayet edin, iffetinizi koruyun, gözlerinizi (bakılması yasak olandan) sakının ve ellerinizi (haramdan) çekin.” (İbn Hanbel, V, 323)
1380 - Riba İle Faiz Farklı Şeyler Mi? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen11 Nov 202500:12:32
1379 - Hz. Aişe Annemize Atılan İftira! - İfk Meselesi - Necati Koçkesen10 Nov 202500:40:38
Genel anlamda sahabeye sebbetme konusu ele alındıktan sonra husûsen Hz. Aişe (radıyallahu anha))’ye sebbetme konusunun ele alınması daha çok “İfk Hadisesi” ile ilgilidir. Zira bu konuda Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde Hz. Aişe (radıyallahu anha) validemizin beraetine dair ayet olmasına rağmen onun –hâşâ- bu cürümden beri olmadığını savunan kimseler olmuştur. Ulema bu noktada Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye bu çirkin iftirayı atanların açıkça ayete muhalefet etmelerinden ötürü küfre gireceklerini söylemişlerdir. Nitekim İmam Mâlik, “Kim Aişe (radıyallahu anha)’ ye sebbederse öldürülür. Çünkü Kur’an’ın onu tebrie etmesine muhâlefet etmiştir” demiştir. (es-Sübkî, Taküyyuddin, es-Seyfu’l-Meslûl alâ men Sebbe’r-Resûl, Daru’l-Feth, Ammân- Ürdün, 2000, Baskı I, s. 417) Bu noktada Hanefiler de böyle bir kişinin kafir olacaklarını söylemişlerdir. Zira bu iddianın şüphe arz edebilecek hiçbir yanı yoktur. (İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, V/11) Şafiilere göre de değişen bir durum yoktur: Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye zina nispet eden kişi kâfir olur. (Zekeriyya en-Nevevî, Ravzatu’t-Tâlibîn ve Umdetu’l-Müftîn, el-Mektebu’l-İslâmî, Beyrut, X/64) Hanbelîler de kişinin bu durumda kâfir olacağını söylemektedirler. (es-Sübkî, es-Seyfu’l-Meslûl, s. 418) Fakat Hz. Aişe (radıyallahu anha)’ye zina iftirası değil de başka bir sebeple sebbeden kişinin hükmü küfür değildir. Bu konu yukarıda bahsi geçen “sahâbîye sebbeden kişinin hükmü” başlığı altında değerlendirilir.
1378 - Öğle Namazı Dört Rekatken Cuma Namazı Neden İki Rekat? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen09 Nov 202500:04:47
Âişe (r.anha) şöyle demiştir: فَرْضُ صَلَاةِ السَّفَرِ وَالْحَضَرِ رَكْعَتَيْنِ رَكْعَتَيْنِ، فَلَمَّا أَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْمَدِينَةِ : زِيدَ فِي صَلَاةِ الْحَضَرِ رَكْعَتَانِ رَكْعَتَانِ ، وَتُرِكَتْ صَلَاةُ الْفَجْرِ لِطُولِ الْقِرَاءَةِ، وَصَلَاةُ الْمَغْرِبِ لِأَنَّهَا وِتْرُ النَّهَارِ [ رواه ابن خزيمة وابن حبان وحسنه الشيخ شعيب الأرناؤوط في تعليقه على صحيح ابن حبان]​ "Sefer ve hazar (mûkimlik) namazı, (Mirâc’da) ikişer rekat olarak farz kılındı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine’de ikâmet etmeye başlayınca, hazar namazına ikişer rekat daha ilave edildi. Sabah namazı ise, kıraatının uzunluğu sebebiyle iki rekat olarak bırakıldı. Akşam namazı da gündüzün vitri sayıldığı için olduğu gibi ( 3 rekat olarak) bırakıldı." (İbn-i Huzeyme, Hadis no: 305; İbn-i Hıbban, Hadis no: 2738. Şuayb el-Arnaût, İbn-i Hıbban'ın sahihinin tâlikinde hadisin hasen olduğunu belirtmiştir) كَانَ أَوَّلَ مَا افْتُرِضَ عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الصَّلَاةُ : رَكْعَتَانِ رَكْعَتَانِ إِلَّا الْمَغْرِبَ، فَإِنَّهَا كَانَتْ ثَلَاثًا، ثُمَّ أَتَمَّ اللهُ الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ وَالْعِشَاءَ الْآخِرَةَ أَرْبَعًا فِي الْحَضَرِ، وَأَقَرَّ الصَّلَاةَ عَلَى فَرْضِهَا الْأَوَّلِ فِي السَّفَرِ . [وحسنه محققو المسند]​ "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e farz kılınan şeylerin ilki namazdı ve ikişer rekattı. Akşam namazı bunun dışındadır. Zirâ akşam namazı üç rekat idi. Sonra Allah Teâlâ, hazarda (mukimlik halinde) öğle, ikindi ve yatsı namazlarını dört rekata tamamladı. Seferde ise, namazı ilk farz kıldığı haldeki gibi (ikişer rekat olarak) bıraktı." (İmam Ahmed Musnedi, Hadis no: 26338.
1377 - Kim Allah'ın Düşmanı İyi Bilmek Lazım! - Necati Koçkesen08 Nov 202500:02:58
1376 - Nefis Terbiyesi - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen07 Nov 202500:08:24
Fedâle b. Ubeyd’in (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur: “...Mücahid, Yüce Allah’a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden kimsedir.” (İbn Hanbel, VI, 22; Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 2) *** Şeddâd b. Evs’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah’tan (iyilik) temenni edendir.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25; İbn Mâce, Zühd, 31) *** Hz. Âişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sakın biriniz, ‘Nefsim habis oldu (kirlendi).’ demesin. Ancak ‘Nefsim lâkis oldu (içim daraldı).’ desin!” (Buhârî, Edeb, 100) *** Huzeyfe’den (r.a.) rivayet ediliyor: Resûlullah, “Mümin kişiye nefsini küçük düşürmesi yaraşmaz.” buyurdu. Bunun üzerine, “Kişinin nefsini küçük düşürmesi nasıl olur?” diye sordular. Resûlullah şöyle buyurdu: “Gücünün yetmediği işlere kalkıştığı için birçok belaya duçar olur.” (İbn Mâce, Fiten, 21) *** Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiştir: “Size Allah Resûlü’nün dediğinden farklı bir şey demeyeceğim! O derdi ki, ‘Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır. Onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun koruyucusu da onun efendisi de sensin. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.’” (Müslim, Zikir, 73)
1375 - Kimlerin Duası Makbuldür? - Necati Koçkesen06 Nov 202500:01:08
1374 - Seferilik Ne Zaman Başlar? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen05 Nov 202500:03:06
Seferilik, Evine vardığı zaman değil, oturduğu şehrin, kazanın, kasabanın veya köyün giriş yönünden ilk evlere vardığı zaman seferilik kalkar. Halkın çoğu sefeiliği bilmiyor. Çoğu evinden çıkınca seferî olurum zannediyor. Halbuki bu yanlış. Kişi sefer müddeti bir yolculuğa çıkacağı zaman oturduğu yerin çıkış tarafından son evi geçti mi seferî olur. Dönüşte de oturduğu yerin ilk evlerine ulaştı mı seferîliği biter. #islam #tevhid
1373 - Hak Ettiğimiz Gibi Yönetiliriz - Necati Koçkesen03 Nov 202500:00:29
1372 - Elfazı ve Efali Küfür - Kişiyi Dinden Çıkaran Söz ve Davranışlar - Necati Koçkesen02 Nov 202500:45:44
ELFÂZ-I KÜFÜR – EFÂL-I KÜFÜR (İnsanı küfre sokan söz ve fiiller. Önemlidir. Mutlaka okunmasını tavsiye ederim.) Elfaz-ı küfür, itikad ve amellerin kemâl bulması gerçekten mühim meselelerdendir. Bu meselelerin derin bir araştırma yaparak gayeye uygun bir şekilde öğretilmesi için her türlü ihtimamın gösterilmesi, elbette terkine imkân olmayan bir vecibedir. Bir insan, iman ve küfrün ne olduğunu bilmezse, hidâyet, dalâlet ve ilhâdın da ne olduğunu kavrayamaz. Kelime-i Tevhidin alışkanlık icabı söylenişi, insanı ancak icmâlî imana götürür. Bu inanışla da tafsîle, tahkike ve ilme varılamaz. Elfâz-ı küfrün ifade edilmesi de inançların fesadına, fikirlerin bozulmasına yol açarak, insanı irtidat bataklığına sürükler. Böyle bir belâya duçar olan kimse bin yıl oruç tutup namaz kılsa ve diğer bütün ibadetleri de ifa etse, asla faydasını göremez. Onun yeri Cehennemdir. Hususiyle isyan, ifsad ve cehâlet denizinin taştığı, yeryüzünün her yerinde Hakkı inkâr cereyanlarının yayıldığı, azgınlığın, içi çürük dışı yaldızlı güzelliklerin ve bid'atlerin mahir eller tarafından süslenerek sunulduğu, böylesine çetin bir zamanda imanı kurtarmak kolay değildir. Bu müstesna isi yaparak, iman hususunda kesin bir bilgiye sahip olan kimseler ne kadar azdır. Dilini küfre götüren sözlerden korumak ve ihsan mertebesine; Allah'ı (c.c.) görür gibi iman ve ibadet etme derecesine ulaşmak sureti ile, imanın hakikatine varmaya muvaffak olanlar ne kadar bahtiyardır. Hakka boyun eğmek, yakîne ulaşmak ve marifet nurunun tahakkuk etmesi gibi ruhen yükselmenin ifadesi olan halleri yaşayanlar, elbette vazifelerini bihakkın ifa etmenin lezzetini duyan kimselerdir. Günümüzün aklı başında insanları tek bir şeyle meşgul olmaya mecburdurlar. O da insanın ruhunu, Cehennemde ebediyyen kalmak gibi bir felâketten kurtarıp, kullarına sayısız nimetler bahşeden Allah'ın rahmetine kavuşturmak için olanca güçleri ile çalışmaktır. Bu da ancak İman, Ahlâk ve Muamelât sisteminin tesiriyle mümkündür. Bu üç unsur, marifetin sebepleridir. Ey merhamet sahibi olan Allah'ım! Hakkı kabul etmek niyeti ile kitabımı okuyup, tetkik eden, irfan, (3) iz'an ve insaf erbabının imanı ile beraber benim imanımı da koru. Seni kemali ile tanımak ve vuslatına nail olmak için bize lütuf ve merhametinle kolaylıklar ihsan eyle... ELFAZ-I KÜFRÜN HÜKÜMLERİ, KAİDELERİ ve İHTÎLAFLARI: 1- Küfre götürdüğü hususunda ittifak edilen lâfızları söyleyenlerin, amellerinin heder olduğu (yok olduğu) icmâ ile sabittir. Meselâ mürted (dinden dönen) bunlardandır. Yeniden iman ettiği takdirde, haccetmiş ise, haccı iade etmesi gerekir. İrtidad halinde iken karısı ile muamelesi zina, çocuğu olursa veled-i zina olur. Âdet yerini bulsun diye getirilen sehâdet, İslâmın ruhuna dönmedikçe makbul değildir. Küfrünü ortadan kaldırmaz. 2- Küfür olduğunda ihtilâf edilen lâfızları söyleyenlere, tecdid-i nikâh yapması, tövbe etmesi ve bu lâfızdan dönmesi emredilir. 3- Hatâ ile söylenen elfâz-ı küfür, küfre götürmez. Söyleyen mü'mindir, Tecdid-i nikâh ile emrolunmaz. Ancak tövbe ve istiğfar ile emredilir. Birinci ve ikinci maddelerde zikri geçen elfâz-ı küfrün meydana geldiği meselelerden biri de erkeğin tecdid-i nikah ile emrolunması idi. Acaba kadından böyle bir lâfız sudûr ederse durum ne olur? Buhara ulemâsına göre kadın da tecdid-i nikâha icbar edilir. «Bezzâziyye» isimli kitapta da zikredildiği gibi, her müslüman küfürden korunmak için sabah akşam şu duayı okumalıdır: «Allah'ım, bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğimden de affını dilerim. Gaybı kemâli ile bilensin.» Bu, Resûlullah'ın (s.a.v.) duâsıdır. Bir kimse, elfâz-ı küfürden birini ifâde ettiğini söylerse bakılır: O lâfız birçok yönleri ile küfrü icab ettirmesine rağmen, bir ciheti ile küfrü icâb ettirmiyorsa, o kimsenin küfrüne kail olunmaz. Bu müslümanlara kolaylık olması içindir. «Bahru'l-Kelâm» kitabında söyle denmiştir: «Bir kimse elfâz-ı küfrü şaka veya oyun olsun diye söyler ve buna inanırsa, bütün âlimlerce kâfirdir.» «Yine bir kimse elfâz-ı küfrü hatâ veya icbar edilmek sureti ile söylerse kâfir değildir. Bunda da ittifak vardır.» İmam Muhammed'e göre, bir kimse bir başka kimseye, eğer küfretmezsen azalarından, birini yok ederim der de o kimse de kalbi iman ile dolu olduğu halde sırf azasının kesileceğinden dolayı (dili ile küfür ifâde eden o lâfzı söylerse kâfir olmaz. KÜFÜR İslam dinine uymayan itikadlar beslemeye, Allaha inanmamaya, Ona ortak koşmaya, yakışmayacak sıfatları var demeye, Allahın varlığını, birliğini emir ve yasaklarını inkâr etmeye, dinsizliğe, imansızlığa, zındıklığa, şüphe, cehalet ve inkâr sebebleriyle iman edilmesi gereken şeylere iman etmemeye ve dinden çıkmaya vasıta olan sözler söylemeye küfür denilir.
1371 - Allah'a, Cennete, Meleklere Uzak Cehenneme Yakın! - Cimrilik - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen31 Oct 202500:09:08
– İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (Muhammed 38) Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (Bakara 195) – “Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri: -Ya Rabbi, infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver, der. Diğeri de: -Ya Rab cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.” (Buhari, Müslim)
1370 - Ölmeden Önce Yapılan Miras Taksimi Öldükten Sonra Geçerli Midir? - Necati Koçkesen30 Oct 202500:05:36
NEDEN BÖYLEYİZ? Bugün Müslümanların parça parça olmasının, birbirlerine düşmelerinin, kâfirlerin önünde çil yavrusu gibi dağılmalarının, kâfirlerin galip, Müslümanların mahkûm olmalarının, tâgûtî sistemlerin tahakkümü altında dinlerini yaşayamamalarının birçok sebebi vardır. Aslında Kurân’a ve sünnete baktığımız zaman bu nedenleri apaçık görmemiz mümkündür. Fakat Kur’ân’a, sünnete bakılması gerektiği gibi bakmadığımız, baksak bile o ikisindeki yol göstermelere göre hareket etmediğimiz için durumumuzda hiçbir değişiklik olmamaktadır. Gelin, şimdi Kur’ân’a ve hadislere bakarak neden böyle olduğumuzun cevablarını görmeye çalışalım. Allah azze ve celle şöyle ferman etmişti: وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ “Allâh’a ve Resûl’e itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin! Yoksa korkuya kapılırsınız da (güç, kuvvet, devlet ve sâhip olduğunuz nîmetler elinizden) gider. Sabredin; çünkü Allâh sabredenlerle berâberdir.” (el-Enfâl, 46) Ümmet olarak hulefâi râşidînin devirlerinden sonra birbirimize düştük. Mevkî-makam hırsı, mal, mülk, dünyayı kazanma hırsı bizi birbirimize düşürdü. Kâfirlerle uğraşacağımıza daha çok birbirimizle uğraştık. Zâlim idârelerin ya yanında yer aldık veya yanında yer almasak bile onların zulümlerine sessiz kaldık. İşte o zaman Allah’ın âyette belirttiği gibi rüzgarımız yâni gücümüz zayıfladı. Dillerimiz hakkı söylese bile kalblerimiz başka başkaydı. Bunu fırsat bilen kâfirler üzerimize çullanmaya başladı ve onların önlerinde sellerin önündeki saman çöpleri gibi olduk. Allah yine şöyle buyuruyordu: يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Allah ve Rasûlü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman onlara uyun. Şunu bilin ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer. Sonra hiç şüphesiz, hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfâl, 24) Evet, bize hayat verecek olan şeyler Kur’an’da idi. Ve biz onu her gün okumamıza, her gün bir cüz okumamıza, ayda bir hatim yapmamıza rağmen okuduğumuz Kur’an okuduğumuz yerde kalıyordu. Onun içindeki hükümleri hayatımıza yansıtmıyorduk. Çünkü Kur’an’ı içindeki hükümlerle amel etmek için değil, sadece okumak için okuyorduk. Halbuki Allah rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle vasiyette bulunmuştu: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sıkı sıkıya sarıldığınız sürece doğru yoldan asla sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Rasûlünün sünnetidir.” (İmam Malik, Muvatta’, Kader, 3) Evet, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bize iki sağlam ip, iki sağlam kulp bıraktığını, şayet onlara sıkı sıkıya tutunursak asla sapıtmayacağımızı, kimsenin de bizi sapıtamayacağını beyan etmişti ama biz o iki kulpa yapışmadık, ara sıra yapışır gibi yaptık. Onlardaki direktiflere göre hareket etmedik, o iki kaynağın ahlâkını, edebini arkamıza attık ve bize düşman olanların, yahudilerin ve hristiyanların yaşam tarzlarını yaşam tarzı edindik. Onlar gibi yiyip içmeye, onlar gibi giyinmeye, onlar gibi evlenmeye, onlar gibi boşanmaya, onlar gibi miras taksimi yapmaya başladık. Çoğu dinin rükünleri olan namaz, zekât ve oruç gibi ibadetleri de terkettiler. Dış görünüş olarak kâfirlerden hiçbir farkları kalmadı. Bu ibadetleri yapmaya gayret edenler de dış şartlarını, rükünlerini bilmeden, anadan babadan görme bir şekilde yapmaya devam ettiler. İçsel huşû ve huzur ise hiç yoktu. O kıldığımız namazlar kılınması gerekektiği gibi kılınmadığı için bizi kötülüklerden alıkoymuyordu. Halbuki eğer namazlar bilinçli olarak kılınsaydı bizleri her türlü kötülüklerden alıkoyması gerekiyordu. Zîrâ Allah subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştu: اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ “Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebüt; 45) Allah “namaz insanı her türlü hayasızlıktan ve kötülükten alıkor” demesine rağmen kıldığımız namaz bizi hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymamışsa demek ki namazı kılınması gerektiği gibi kılmıyorduk. Namaz kıldık yalan söyledik, namaz kıldık haram helal demedik, namaz kıldık insanları aldatmaya devam ettik.
1369 - Ümmet Bu Halde İken Nerde Keramet Ehli Şeyhleriniz! - Necati Koçksen29 Oct 202500:01:51
1368 - Allah’tan Başkasına Tapmayın! - Araf Suresi 184 - 199 -Necati Koçkesen28 Oct 202500:41:13
Araf Suresi - 184. Onlar hiç düşünmediler mi ki, arkadaşları (Muhammed’)de hiçbir delilik yoktur. O, ancak (dünya ve âhiret azabı hakkında) açık bir uyarıcıdır. Araf Suresi - 185. Onlar, göklerde ve yerdeki (Allah’ın) hükümranlığ(ın)a, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye, hiç olmazsa ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğine hiç (ibretle) bakıp düşünmezler mi? Onlar bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar? Araf Suresi - 186. Allah, kimi (kötü amellerinin sonucu olarak) sapıklıkta bırakırsa,[46] artık onu doğru yola getirecek yoktur. Ve onları, azgınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakır. Araf Suresi - 187. (Ey Resûlüm!) Sana: “Onun gelip çatması ne zaman?” diye, (kıyamet) saat(in)den soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin yanındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O (kıyamet vakti), göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ancak ansızın gelecektir.” Sanki sen kesin biliyormuşsun gibi, onu sana soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah’ın yanındadır; fakat insanların çoğu (böyle olduğunu) bilmezler.” Araf Suresi - 188. De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme (gücüne) sahibim. Eğer ben gaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, ancak inanan bir kavme, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Araf Suresi - 189. Sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, (gönlü) onunla huzur bulsun diye eşini de o(nun özünden/cinsi)nden var eden O’dur.[47] (Âdem) eşi (Havva) ile birleşince o hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı), bir müddet bununla geçti. (Gebeliği) ağırlaşınca ikisi de, Rableri olan Allah’a: “Eğer bize düzgün/kusursuz bir çocuk verirsen andolsun ki mutlaka şükredenlerden olacağız.” diye dua ettiler. Araf Suresi - 190. Fakat (Allah) onlara bir düzgün (çocuk) verince, (sonraki insanlar, Allah’ın) kendilerine verdiği (çocuk hakkı)nda O’na ortaklar koşmaya başladılar. Allah ise onların ortak koştuğu şeylerden yücedir. (Müşrikler çocuklara “Abdullah” ismi yerine “Abdüluzzâ” (Uzzâ’nın kulu) gibi isimler vererek onları putlara nispet ettiler. Hıristiyanlar Hz. İsa’ya, yahudiler de Hz. Üzeyr’e “Allah’ın oğlu” dediler, onlara bağlanıp taptılar. Böylece şirke düştüler. Bazı müslümanların da çocuklarının olması hususunda: “Falanca türbeye gittim de çocuğum oldu.” gibi sözleri veya Allah’ın izni ile demeyerek, Allah’a sığınmaya lüzum görmeyerek: “Bu işi ancak ben yaparım veya falanca yapar.” demeleri de gizli şirk cümlesinden sayılmıştır.) Araf Suresi - 191. Hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılmış olanları (Allah’a) ortak mı tutuyorlar? (Allah’ın yarattıklarını yüceltip ilâhlaştırıyorlar, Allah’a yapılacak tâzimi ona yapıyorlar.) [bk. 2/165] Araf Suresi - 192. (O tapılanlar,) ne o (tapa)nlara bir yardım edebilirler, ne de kendilerine yardımları olur! Araf Suresi - 193. (Ey mü’minler!) Eğer onları (müşrikleri) doğru yola (İslâm’a) çağırırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha (çağırmayıp) susmuşsunuz, size karşı (durumları) birdir. Araf Suresi - 194. (Ey müşrikler!) Allah’tan başka taptıklarınız, sizin gibi kullardır.[48] Eğer, (onların ilâh olduğu hakkında) doğru söylediğiniz iddiasında iseniz, haydi onları çağırın da siz(in istekleriniz)e karşılık versinler! Araf Suresi - 195. Onların yürüyecekleri ayakları mı, yoksa tutacakları elleri veya görecekleri gözleri yahut işitecekleri kulakları mı var? (Resûlüm!) De ki: “(Eğer varsa) çağırın (tapınmada) ortak (koştuk)larınızı, sonra bana (istediğiniz) hileyi düşünün, bana göz bile açtırmayın!” Araf Suresi - 196. Şüphesiz ki Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren benim velîm (dostum ve sığındığım) Allah’tır ve O, (bütün) iyi kimselerin velîsidir (onları görüp gözetir). Araf Suresi - 197. O’ndan başka taptıklarınız (ve sığındıklarınız), ne size yardım edebilir ne de kendilerine yardımları olur. Araf Suresi - 198. Onları doğru yola çağırsan duymazlar. Onların sana baktıklarını görürsün; ama aslında onlar görmezler.[49] Araf Suresi - 199. (Resûlüm!) Affetme yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir (kendini bilmezlerin söz ve hareketlerine karşılık verme).
© My Podcast Data · Independent project · Data from Apple & Spotify