Explore every episode of the podcast Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal
| Title | Pub. Date | Duration | |
|---|---|---|---|
| 17. Nisa Sûresi 71.- 152. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 06 Jan 2026 | 01:05:02 | |
İman, basit bir kabulden ibaret değildir. Nasıl tam yetişmiş ve meyvesini vermiş bir (hurma) ağacında çekirdeğinden meyveleri olan hurmalara kadar; aynı şekilde, güneşte yeryüzündeki her varlıkta yansıyan ısı ve ışık tecellilerinden kendisine kadar sayısız denebilecek mertebeler ve dereceler varsa, aynen bunun gibi imanın da, akılda basit ve icmalî bir kabul, kalbde basit ve icmalî bir tasdikten, hücrelere kadar vücudun her azasına, hayatın her ânına kadar yayılan, en âmî bir insanın imanından, en yüksek derecede Efendimiz Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ın imanına kadar ve her birinin yaşayışına yön veren dereceleri ve mertebeleri vardır. İşte, bu derece ve mertebelerin ilk basamağı, bu âyette sözü edilen esaslara inanmaktır; daha sonra, bu imanda sebat göstermek ve derinleşmek gelir. Nitekim Kur’ân’da “Ey iman edenler!” ifadesinden sonra daha çok İlâhî emir ve yasaklar buyrulur ki, bunları yerine getirmek, hem iman etmiş olmanın gereğidir, hem de imanda takviye ve derinleşmenin yoludur. | |||
| 16. Nisa Sûresi 15.- 70. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 05 Jan 2026 | 01:03:11 | |
Her şeyden önce bilinmelidir ki, Kur’ân nasıl teşrî kaynağı ise, Allah’tan aldığı yetki ile Rasûlüllah da teşrî kaynağıdır. Ayrıca, O’nun yolu, Kur’ân’ı tatbik şekli de, mü’minler için uyulması gereken yegâne ölçüdür. Âyetler Sünnet’in çok yönlü önemini ortaya koyduğu gibi, Kur’ân’ın ve Sünnet’in dışında temel bir hüküm kaynağı aranmaması ve bu ikisinin hükümlerine mutlak itaat edilip bağlanılması konusunda da çok ciddî ikaz ihtiva etmektedir | |||
| 15. Âl-i İmrân Sûresi 164.-200. ve Nisa Sûresi 1.- 14. Ayetler Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 03 Jan 2026 | 01:00:00 | |
Bütün bunlar, Allah’ın çizmiş olduğu sınırlardır. Kim, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eder (ve bu sınırlar içinde kalırsa), Allah onu içlerinde sonsuzca kalmak üzere, (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte budur çok büyük kazanç, çok büyük başarı. Buna karşılık, kim de Allah’a ve Rasûlü’ne isyan eder ve O’nun (koymuş olduğu) sınırları aşarsa, Allah da onu, içinde sonsuzca kalmak üzere (çok korkunç bir) Ateş’e koyar. Onun hakkı, alçaltıcı bir azaptır. | |||
| 14. Âl-i İmrân Sûresi 81.-163. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 02 Jan 2026 | 01:05:06 | |
Allah’a iman ve teslimiyetin sağlanması (Tevhid), iyilik ve güzellikleri yayıp yerleştirme ve kötülüklerin önüne geçme, adalet, kanun hakimiyeti, günah ve isyana yönelik olmaması kaydıyla itaat, iyilik ve hayır adına düşünce ve düşünceyi ifade hürriyetinin yanısıra bilhassa istişare, İslâmî bir idarenin olmazsa olmaz şartıdır. Uhud’un ikinci safhasında geçici olarak uğranılan mağlûbiyetin görünür sebeplerinden birisi, Hz. Peygamber Efendimiz’in ve önde gelen sahabîlerin görüşlerine rağmen, istişare sonucunda meydan savaşı verilmesi fikrinin benimsenmiş olmasıydı. Kur’ân’ın buna rağmen ve bu mağlûbiyetin üzerinde durduğu bir noktada istişareyi bilhassa emretmesi, onun önemini göstermeye yeter. istişare neticesi verilen karar, artık meclis de dağılmışsa uygulamaya konulur ve ondan dönülmez. Uhud Savaşı öncesi yapılan istişarede meydan savaşı verilmesi fikri benimsenmiş ve meclis dağılmıştı. Fakat, önde gelen sahabîler, meydan savaşı verilmesi fikrinde ısrarlı davranan genç sahabîleri ikaz ettiler. Onların görüşlerinden vazgeçme tavırları üzerine de Efendimiz’e gelip durumu arz ettiler. Fakat Efendimiz, “Bir Peygamber, zırhını giydi mi artık onu çıkarmaz.” (Buharî, “İ’tisam”, 28) buyurdular. Bu noktada artık karardan dönülmez ve Allah’a tevekkülle karar uygulamaya konulur. Çünkü karardan bir defa dönülünce, dönme âdet haline gelir ve fikirlerde dağınıklık ve tereddütler yaşanır; bu da doğrudan saflara yansır ve kalblerde zaaflar meydana getirir. | |||
| 13. Âl-i İmrân Sûresi 14.-80. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 01 Jan 2026 | 01:01:41 | |
Kur’ân-ı Kerim’de, başka bazı âyetlerde de Allah’ın hile ve tuzağından söz edilir. Bu âyetler, bir açıdan bir mukabele ifade ettiği gibi, bundan daha da öte, mü’minlere karşı girişilen hilelerin, kurulan her tuzağın esasen Allah’ın onu kuranlara karşı kurduğu bir ‘tuzak’ olduğunu beyan içindir. Yoksa bunu sadece Allah’ın hile ve tuzaklara mukabelesi olarak anlamak, Cenab-ı Allah’ı tepkici bir konuma yerleştirme manâsı ifade edecektir. Söz gelimi, Firavun’un Hz. Musa ve yanındaki mü’- minleri yakalamak için ordularıyla onların peşine düşmesi, onun Hz. Musa ve yanındaki mü’minlere karşı bir tuzağı idi. Oysa Allah (c.c.), onu ordularıyla birlikte denizde boğmayı diliyordu ve dolayısıyla Firavun’un bu teşebbüsü, temelde Allah’ın onu kendi nihaî kaderine doğru bir sevkiydi. Bunun gibi, Mekke müşrikleri Peygamber Efendimiz’i evinde öldürmek için harekete geçtiklerinde aslında Allah, O’na İslâm’ın zaferine giden hicret yolunu açıyordu. Yine, Mekke ordusu, İslâm’ı Medine’de boğmak için harekete geçmişti. Oysa Kur’ân-ı Kerim, onlarla Bedir’de karşılaşmaları konusunda mü’minlere hitaben, Eğer onlarla bu şartlarda savaş için randevulaşmış olsaydınız, bu zemin ve şartları böyle ayarlayıp, randevuyu yerine getiremezdiniz. Fakat Allah, takdir buyurmuş olduğu bir işi icra etmek için sizi bu şekilde buluşturdu ki, her şey apaçık cereyan etsin de, helâk olan, (bâtıla uymakla helâki hak ettiğini gösteren) açık bir delile göre helâk olsun; (hakka tâbi olmakla) hayatta kalmayı, ebedî hayat ve kurtuluşu hak eden de açık bir delile göre hak etsin. buyurmaktadır (Enfâl Sûresi/8: 42). Şu halde, mü’minlere karşı kurulan tuzaklar, esasen, bizzat Allah’ın o tuzakları kuranlar aleyhindeki iradesini uygulamaya koyması olmaktadır. | |||
| 12. Bakara Sûresi 254.-286. ve Âl-i İmrân Sûresi 1.-13. Ayetler - Allah Kelâmının Açıklamalı Meali | 31 Dec 2025 | 00:55:02 | |
Kur’ân’ın Tevrat olarak anıp tasdik buyurduğu kitap, bir kısım âyetleri Kitab-ı Mukaddes’te de yer alan ve Hz. Musa’ya vahyedilmiş bulunan kitaptır. Kitab-ı Mukaddes’te yer alan bu Tevrat âyetleri Kur’ân-ı Kerim’le karşılaştırıldığında, arada temel öğretilerde hiçbir farklılığın olmadığı görülür. Farklılıklar, sadece ikinci derecede hukuki meselelerde veya ahkâmdadır. Bugün bile, dikkatli bir okuyucu, hem bu âyetlerin hem de Kur’ân’ın tek ve aynı İlâhî kaynağa dayandığını anlayabilir. Bunun gibi, İncil de, Hz. İsa’ya (a.s.) gelen vahiyler toplamıdır. Bunların bizzat Hz. İsa zamanında yazıya geçirilip geçirilmediği konusunda bir şey söylemek mümkün değildir. Belki bazıları, O konuşur veya vaz verirken notlar tutmuş veya onları ezberlemiş olabilirler. Hz. İsa’nın dünyadan alınışının üzerinden bir süre geçtikten sonra O’nun hayatını anlatan pek çok kitap veya kitapçık ortaya çıkmıştır. Bu kitapçıklara şüphesiz, Hz. İsa’nın havari ve şakirtlerinin anlattıkları, İncil’den yaptıkları nakiller de dahil edilmiştir. Dolayısıyla, elde bulunan ve Kilise tarafından ikinci asrın sonuna doğru 300’den fazla benzeri kitap içinde resmî İncil kabul edilen Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın orijinal İncil olması mümkün değildir. Bunların yazarları, Hz. İsa’dan sonraki ikinci veya üçüncü nesle aittirler. Kur’- ân-ı Kerim’in anıp tasdik buyurduğu İncil, bir kısım âyetleri şüphesiz bu dört resmî nüshada da bulunan, Hz. İsa’ya gelmiş vahiylerdir. Ne var ki, eldeki nüshalarda bulunan asıl İncil âyetlerini ayırdetmek için elimizde kesin ölçüler yoktur. Belki, biyografik anlatımlar değil de, doğrudan Hz. İsa’ya atfedilen ve daha çok “Ve İsa dedi ki” gibi ifadelerle başlayan bölümler, orijinal İncil âyetleri olabilir. Buralarda anlatılan gerçeklerle Kur’ân arasında çelişki bulmak mümkün olmadığı gibi, eğer varsa, dikkatli ve önyargısız bir göz ve muhakeme ile, çok rahat telife gidilebilir | |||
| 11. Bakara Sûresi 211.-253. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 29 Dec 2025 | 00:55:39 | |
Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm, her iki cihad şeklini en mükemmel şekilde temsil eden insandır. O, mesajını tebliğ ederken insanların en cesuru olmasına mukabil, Allah’a kullukta da insanların en deriniydi. İbadetlerinde Allah aşk ve saygısıyla kendinden geçer ve O’nu böyle görenler, âdeta O’na karşı şefkat duyarlardı. Sahih- i Buharî’de geçtiği üzere, gece ibadetinde bir defasında ayaklarının altı şişinceye kadar ayakta kaldığını gören Hz. Ayşe (r.ah.) kendisine, bütün günahları affedilmiş, yani günahsız bir insan olmasına mukabil, kendisini neden bu kadar tükettiğini sorduğunda şu cevabı almıştı: “Allah’ın şükreden bir kulu olmayayım mı?” | |||
| 10. Bakara Sûresi 164.-210. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 29 Dec 2025 | 00:53:36 | |
İslâm, ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, her zaman, her yerde ve her seviyede insanın görebileceği işaretleri esas almıştır. Bu bakımdan, bilimsel ve teknik gelişmelere ve hesaplamalara, onlardan istifade edilse bile, mutlaka gerek duyulmaz. Bazıları, bu şekilde kutuplarda namaz vakitlerinin tesbit edilemeyeceği itirazında bulunmaktadırlar. Böyle bir itiraz, eksik coğrafya bilgisinden kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzlerin 6 ay kadar sürdüğü kutup bölgelerinde 24 saatlik zaman dilimi çerçevesinde sabah ve akşamın işaretleri o kadar açıktır ve bu işaretler o kadar düzenli görülür ki, halk buna göre yatma, kalkma ve diğer işlerini yapma vakitlerini kolayca ayarlayabilmektedir. Saatlerin yaygınlaşmadığı zamanlarda, Grönland, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde oturanlar, günün ve gecenin saatlerini ufukta beliren çeşitli işaretlere göre ayarlarlardı. Bu işaretler, kendilerine günlük programlarını düzenlemede yardımcı olduğu gibi, ibadet vakitlerini ve bu arada sahur ve iftar yemeklerini tesbit etmelerinde de yardımcı olurdu. | |||
| 9. Bakara Sûresi 116.-163. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 28 Dec 2025 | 00:59:24 | |
Esbâb- ı nüzûl, Kur’ân’ı anlama ve âyetler arasında ki münasebetleri kavramada çok önemlidir. Fakat bazı zihinlerde Kur’ân’ı iniş zamanına ve âyetlerin iniş sebeplerine hasretme gibi bir temayüle yol açabilmektedir. Oysa tarih, misliyle tekerrürler süreci olduğundan, esbâb-ı nüzul, benzeri durumda, şartlarda ve benzeri kişilere karşı davranış tarzıyla, ilgili hükümleri anlamamız ve uygulamamız açısından Kur’ân’ı ve ahkâmını ebedileştiren di-namiklerdendir. Ayrıca, her zamanda yaşayan herkes, Kur’ân’a doğrudan kendisine iniyor gibi yaklaşmalı ve kendisini onun ilk muhatabı kabul etmelidir. Kaldı ki, sebebin hususîliğinin, yani âyetin inişindeki sebebin hükmün umumîliğine mani olmayacağı, yani o âyetin hükmünün kapsamına tesir etmeyeceği de bir başka kaidedir | |||
| 8. Bakara Sûresi 75.-115. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 27 Dec 2025 | 00:52:35 | |
Kur’ân-ı Kerim’de, bu şekilde 88 yerde Ey iman edenler! hitabı vardır. Bu hitap, genellikle imanı dille ikrar etmiş ve mü’minlerin mescidine gelen, kestiklerini yiyen ve bilhassa ekin ve hayvanlar gibi, açıkta olup, başkalarının da gördüğü malların (emvâl-i zahire) zekâtını veren bütün insanlaradır. Böyle bir hitapla gelen âyetlerde ortaya konan hükümler, iman etmiş olmanın bir gereği ve bir şiarıdır. Ancak bu hükümleri içten ve sadece Allah rızası için, dini O’na has kılarak, yani ihlâsla yerine getirmekle gerçek mü’min olunur | |||
| 7. Bakara Sûresi 40.-74. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 26 Dec 2025 | 01:05:09 | |
Ey İsrail Oğulları ve ey bütün insanlar! Hz. Musa’nın asâsıyla gösterdiği bir tek mucizeye karşı koca taşlar yumuşayıp parçalanıyor ve sel gibi yaş akıtıyor. Hangi insafsızlıkla, Allah’ın Hz. Musa ve bütün peygamberleri eliyle yarattığı onca mucize karşısında gözleriniz kupkuru ve kalblerinizde hiçbir yumuşama olmuyor? Kalb katılığınızla öyle bir Zât’ın emirlerine karşı itaatsizlikte bulunuyorsunuz ki, O, Nil, Dicle, Fırat gibi büyük ve mübarek nehirleri kaskatı taşların, kayaların ağızlarından akıtıyor ve onlarla ekinlerinizi, hayvanlarınızı suluyor ve sizin su ihtiyacınızı gideriyor. Taşlar, O’nun emirleri karşısında böylesine yumuşar ve kesintisiz, hem de ırmaklar dolusu ağlarken, sizin kalbleriniz neden bu kadar katı, gözleriniz neden bu kadar kuru? O kaskatı kayalar, taş tabakaları, Allah’a olan saygılarından, O’nun ismiyle hareket eden incecik bitki kök ve fidancıkları karşısında yarılıyor, onlara yol veriyor ve pek çoğu toprak olmak, binalar yapımında kullanılmak gibi yollarla İlâhî Hikmet’e hizmet için yerlere yuvarlanıyor. Buna karşılık, sizin kalbleriniz neden o kadar katı ki, O Zât’ın emirleri kalbinize yol bulmuyor ve yol bulup da, orada insanî donanımınızın gereği vermesi beklenen meyveleri veremiyor? | |||
| 6. Bakara Sûresi 26.-39. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 25 Dec 2025 | 01:01:24 | |
Kur’ân-ı Kerim, yine insanda derin bir hayranlık uyandıran bir üslûp ve belâğat mucizesiyle, önce iman, imanın temeli, İslâm ve İslâm’ın ana umdeleri, hidayet, küfür ve küfrün sebepleri, nifak ve nifakın sebepleri, mü’minler, münafıklar, kâfirler hakkında temel bilgiler verdi. Ardından, Allah’ın varlık ve birliği, Kur’ân’ın Allah Kelâmı olduğu, Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ın risaleti ve Âhiret gibi temel esaslar, sonra, Cennet ve Cehennem konusunda çok özlü âfâkî-enfüsî deliller ve tasvirler takdim buyurup, insan, insanın yaratılışı, mahiyeti ve varlık gayesi konusunda da izahlarda bulundu. Bu şekilde, ana maksatlarıyla âdeta Kur’ân’ın tamamını özetledikten sonra, insan ve insan toplumlarının yeryüzündeki hayat serüvenine geçmeden önce, bir bölüm sonu diyebileceğimiz 38 ve 39. âyetleri, sûrenin başı ve devamıyla birleştirmektedir. Bu iki âyette sözü edilen hidayet ile, sûrenin hemen başında bahsedilen hidâyet aynı olduğu gibi, bu hidayete tâbi olanlar için korku ve hüznün söz konusu olmayacağı ifadesiyle, 5. âyette muğlâk bırakılan felâha kurtuluşa erme de bir açıdan tefsir edilmektedir. Ayrıca, küfredenlerin ve Allah’ın âyetlerini yalanlayanların Ateş’e girecekleri belirtilmekle de, 24. âyetteki Ateş’e ve Kur’ân’ın Allah Kelâmı olduğunu inkâr edenlere atıfta bulunulmaktadır. | |||
| 5. Bakara Sûresi 1.-25. Ayetler - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 24 Dec 2025 | 00:57:15 | |
Hicret’in hemen ardından Medine’de inmeğe başlamış ve yaklaşık 10 yıla yayılan bir süre içinde parça parça nâzil olmuştur. Takdim yazısında ifade olunduğu gibi, Kur’ân’dan ne zaman bir veya birkaç âyet inse ve bunlar hangi sûrenin hangi âyetleri ise, bizzat Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm onları oraya kaydettirirdi. Bu sûre, 286 âyetiyle Kur’ân’ın en uzun sûresidir ve onun ayrıntılı bir özeti gibidir. | |||
| 4. Fâtiha Sûresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 23 Dec 2025 | 00:43:13 | |
Daha kuvvetli rivayetlere göre Mekke’de, bazı görüş ve nakillere göre Medine’de, bazılarına göre ise de hem Mekke’de hem de Medine’de olmak üzere iki defa nâzil olmuştur. Umumî kabule göre, Kur’ân’dan ilk inen âyetler A’lâk Sûresi’nin ilk beş âyeti, bütün olarak ilk inen sûre ise Fâtiha Sûresi’dir ve 7 âyettir. Bir bakıma Besmele Fâtiha’nın, Fâtiha da Kur’ân-ı Kerim’in özü, hülâsası, çekirdeği hükmündedir. Bu sûreye, Kur’ân’ın ilk sûresi olması ve onu açması özelliğiyle Fâtiha dendiği gibi, namazlarda okunmasının farzıyeti (Hanefîlere göre vacip olması) ve sahip bulunduğu üstün şereften dolayı “es-Seb’u’l-Mesânî”, sahip bulunduğu ana maksatlarıyla (Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet ve İbadet) bütün Kur’ân’ın aslı, kökü, çekirdeği olduğundan, Kitabın Anası manâsında “Ümmü’l-Kitab, ” okunarak şifa verdiği için “eş-Şâfiye” de denir. Fâtiha’nın 20’ye varan daha başka isimleri de vardır. Fâtiha’sız namaz olmaz. | |||
| 3. Kur’ân: Tarifi, Kayda Geçirilip Korunması, Üslubu ve Kur’ân’ı Anlamak - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 22 Dec 2025 | 00:57:49 | |
Cenab-ı Allah celle celâlühû’nün tarih boyunca bütün rasûllerle gönderdiği Din’in adı sadece İslâm’dır. Nasıl kâinatın düzeni, onun işleyişinde geçerli olan kanunlar hiç değişmeden devam ediyorsa, aynı şekilde, ilk insanla bugünkü insanlar arasında temel hususiyetler, temel ihtiyaçlar ve insanı bekleyen nihaî gelecek açısından hiçbir farklılık yoksa, o halde, tarih boyunca aynı temel iman, ibadet, helâl-haram hükümleri ve ahlâk kaidelerine dayanan İlâhî Din’in de tek bir din olması tabiîdir. İşte bu Din, kendisini tebliğ eden rasûllerden sonra tanınmaz hale getirilmiş, tahrif edilmiş, zaman zaman bir ırk ideolojisine dönüştürülürken, çok zaman putperestlikle bulandırılmıştır. Dolayısıyla Allah celle celâlühû, son olarak bu Din’i, Kıyamet’e kadar gelecek bütün insanların problemlerine çözüm olacak ve hayatlarını tanzim edecek kaidelerle mükemmelleştirmiş ve bir daha tahrife uğramaması için ana kitabı Kur’ân’la birlikte, diğer aslî temeli Sünnet’i, yani Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ın onu uygulama usûlleriyle, yine Vahy’e dayalı olarak koyduğu prensipleri bizzat koruma altına almıştır. O Zikr’i indiren elbette Biziz ve Biziz onun koruyucuları. (Hicr Sûresi/15: 9) | |||
| 2. Bu Meal Çalışması Hakkında - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 22 Dec 2025 | 00:25:57 | |
Bu çalışma, çok muhtasar bir tefsir sayılabilecek ölçüde dipnotlarla zenginleştirilmiş, dipnotlarda kısa da olsa, özellikle iman esasları ve hakikatleri, ibadetler, ahlâk, İslâm’ın muamelat veya içtimaî, iktisadî, idarî (siyasî), cezaî boyutları üzerinde, ayrıca ilgili âyetler çerçevesinde tarihî açıklamalar yapılmış, bilgiler verilmeye çalışılmıştır. | |||
| 1. Kur’ân-ı Kerim ve Meali Üzerine - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali | 21 Dec 2025 | 00:46:56 | |
Fakir (Hocaefendi), şahsen bu kardeşimizi de, hakikat aşkı ve ilim iştiyakıyla gerilmiş bazı simalar gibi içinde bulunduğumuz çağı iyi okuyanlardan ve günümüzün problemlerine çare arayanlardan biri olarak görüyorum. Günümüzde bir hayli Kur’ân okuyan, okuduğu Kur’ân’da makasıd-ı sübhâniyeyi keşfe çalışan var. Buna saff-ı evveldekilerin Kur’ân-ı Kerim’e bakışı gibi bakanlar da diyebiliriz. Ali Ünal beyin onlardan biri olduğunda şüphe yok. Her şeyden evvel o, Kur’ân’ın sesine yabancı olmayan biri.. İslâmî konularda bakışının düzgün olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aynı zamanda onu, sık sık kendisiyle yüzleşmesi ve inandıklarını rahatlıkla dillendirmedeki cesaretiyle de bir entelektüel sayabiliriz. Ayrıca dinî konularda doğruya ulaşma azmi, istişareye önem vermesi, hata etme endişesi ve hatalarından dönme rahatlığı da onun Hakk’a yakın durmasının göstergelerindendir. | |||