Retour

Explorez tous les épisodes du podcast Davetul İslam

Plongez dans la liste complète des épisodes de Davetul İslam. Chaque épisode est catalogué accompagné de descriptions détaillées, ce qui facilite la recherche et l'exploration de sujets spécifiques. Suivez tous les épisodes de votre podcast préféré et ne manquez aucun contenu pertinent.

Rows per page:

1–50 of 582

TitreDateDurée
657 - Nefsini İlah Edinmek Nasıl Olur? - Necati Koçkesen23 déc. 202300:00:52
NEfsini İlah Edinmek Adlı Cuma Hutbesinin içinden kısa bir bölüm.
656 - Şeytan, Allah'ı İnkâr Etmedi! - Necati Koçkesen23 déc. 202300:01:00
655 - Nefsinin İlah Edinmek! - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen22 déc. 202300:13:33
Gördün mü hevâsını ilah edineni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?" (Furkan, 25/43) Mevdudi "Tefhimu'l-Kur'ân" adlı eserinde, bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: "Hevâsını ilah edinen, arzu ve tutkularının kölesi olandır. İlahına ibadet eden biri gibi o da tutkularına ibadet etmektedir." Hz. Ebu Hûreyre'den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuşlardır: "Allah'tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilahların, Allah yanında en kötüsü, kişinin hevâsıdır." Kur'an diğer bir yerde de şöyle buyurmaktadır: "Gördün mü hevasını ilah edinip Allah'ın bir ilim üzerinde saptırdığı ve kulağı ve kalbi üzerine mühür koyup görme gücünün üzerine de perde çektiği kimseyi? Artık, Allah'tan sonra onu kim hürriyete erdirir? Düşünüp hatırlamaz mısınız?" (Casiye, 45/23).
654 - Cehennemin Yakıtı İnsanlar ve Taşlardır - Necati Koçkesen22 déc. 202300:00:58
653 - Sen Müslüman Mısın, Nesin? - Necati Koçkesen19 déc. 202300:00:37
652 - İşte Peygamber, İşte Devlet Başkanı - Necati Koçkesen17 déc. 202300:01:00
651 - Nazar, Sihir, Büyü ve Korunma Yolları - Necati Koçkesen17 déc. 202301:23:38
00:02:53 - Giriş 00:03:54 - Nazar Nasıl Değiyor, İnsan Bilerek Nazar Değirebilir Mi? 00:09:56 - Hadislerde Geçen Koruyucu Dualar. 00:13:44 - Nesnelerin Nazardan Korumasına İnanmak Şirk Midir? Nazar Boncuğu takmak? 00:21:20 - Nazar Boncuğu Takmak Şirkse, Şimdiye kadar kullananlar ne olacak? 00:27:17 - Evlere Dua Asmak Bizi Korur Mu? 00:31:44 - Nazarımızın Değmemesi için ne yapmalıyız? 00:35:11 - İnşaallahı Maşallahı Yok, Demek! 00:36:06 - Sihir Ne Demektir? Var Mıdır? 00:38:47 - Harut ve Marut Kimdir? 00:42:20 - Kâhine ve Arrafa Gidenler, Dinden Çıkmıştır. 00:50:38 - Cinci hocaların anne adını sormasındaki sebep Nedir? 00:57:25 - Bir İnsan; Kendisinde, evinde ya da ailesine büyü olduğunu nasıl anlar? 01:04:15 - Rukye Hakkında Bilgi Verir Misinz, Rukye NEdir? 01:05:57 - Biz Rukye yapmıyoruz, Rukye ve cin çıkarma konusunda bilgi sahibi değiliz. 01:06:18 - Sihir Yapmayı Öğrenmek Caiz Midir? 01:12:18 - Cindar Hocalar Tedavi Amaçlı Gidilebilir Mi? 01:18:07 - Bir insan rahatsızlandığı zaman hocaya mı doktora mı gitmeli? 01:20:34 - Nasihat.
650 - Gevşemeyin, Üzülmeyin! Eğer İnanmışsanız Güçlü Olan Sizsiniz! - Necayti Koçkesen16 déc. 202300:00:45
649 - Cimri kişi Allah'a uzak, Cennet'e Uzak, İnsanlara Uzak ve Cehennem Ateşine Yakındır- Necati Koçkesen15 déc. 202300:11:50
"Cimrilikten sakınınız. Çünkü cimrilik, sizden önceki milletleri helâk etmiştir. " (Müslim, Birr 56) "Her sabah gökten iki melek iner. Birisi: 'İlâhî İnfak edene karşılığını ver'; diğeri: 'Allah'ım! Cimrilik edene de telef ver (malını yok et)' diye duâ ederler." (Buhârî, Zekât 27, 28; Müslim, Zekât 57, hadis no: 1010) "...Cimri kişi Allah'a uzak, Cennet'e uzak, insanlara uzak ve Cehennem ateşine yakındır" (Tirmizî, Birr 40) ?Yarım hurma ile de olsa (onu Allah yolunda infak ederek) ateşten/Cehennemden korunun!? (Buhârî, Zekât 9, 10, Menâkıb 25, Rikak 49, 51, Edeb 34, Tevhid 36; Müslim, Zekât 66-68; Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37; Nesâî, Zekât 63, 64; İbn Mâce, Mukaddime 13, Zekât 28) ?Allah'ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten Sana sığınırım. Yine, kabir azâbından Sana sığınırım, hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım.? (Buhârî, Deavât 38, 40, 42, Cihad 25; Müslim, Zikr 52, hadis no: 2706; Tirmizî, Deavât 71, hadis no: 3480-3481; Ebû Dâvud, Salât 367, h. no: 1540, 1541, Hurûf 1, h. no: 3972; Nesâî, İstiâze 6, h. no: 8, 257-258) ?...Cimrilikten sakının. Zira cimrilik, sizden önce yaşayan insanları, birbirini boğazlamaya ve dokunulmaz haklarını çiğnemeye götürmek sûretiyle perişan etmiştir.? (Müslim, Birr 56, hadis no: 2578) ?Hırstan kaçınınız. Çünkü o, sizden öncekileri helâke götürmüştür. Hırs, onlara cimriliği emretti, cimri oldular. Onlara sıla-i rahmi (akrabalık münâsebetlerini) kesmeyi emretti, kestiler.? (Ahmed bin Hanbel, II/160) "Cömert kişi, Allah'a yakın, Cennet'e yakın, insanlara yakın ve Cehennem ateşinden uzaktır. Cimri kişi, Allah'tan uzak, Cennet'ten uzak ve Cehennem ateşine yakındır. Cömert câhil, ibâdet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir" (Tirmizî, Birr 40) ?Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Cömert, sadaka verdikçe, üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz.? (Buhârî, Cihad 89, Zekât 28, Talâk 24, Libâs 9; Müslim, Zekât 76-77; Nesâî, Zekât 61) "İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur." (Ebû Dâvud, hadis no: 2511) "Cehennem bozguncu, cimri ve başa kakıcı her insana yakındır." Bir diğer rivâyette ise şöyle buyrulmuştur: "Cennete bozguncu, cimri ve başakakıcı giremez." (Tirmizî, Birr 41, hadis no: 1964) ?Kim helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, -ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez- Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.? (Buhârî, Zekât 8, Tevhid 23; Müslim, Zekât 63, 64; Tirmizî, Zekât 28; Nesâtî, Zekât 48; İbn Mâce, Zekât 28) ?Kesenin ağzını sıkma! Allah da sana sıkarak verir! İnfak et, sayıp durma; Allah da sana karşı nimetini sayıp esirger. Paranı çömlekte saklama, Allah da senden saklar.? (Müslim, Zekât 88; Buhârî, Zekât 21; Ebû Dâvud, Zekât 46; Tirmizî, Birr 40; Nesâî, Zekât 62) ?Şâyet şu gördüğünüz ağaçlar kadar hayvanım olsaydı, onların tamamını size paylaştırırdım. Siz de benim cimri, yalancı ve korkak olmadığımı görürdünüz!? (Buhârî, Cihad 24, Humus 19) ?Sadaka vermek malı eksiltmez. Kul başkalarının hatalarını bağışladıkça Allah da onun şerefini arttırır. Kim Allah için alçak gönüllü davranırsa, Allah da onu yükseltir.? (Müslim, Birr 69; Tirmizî, Birr 82) ?Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden üstündür (unutma).? (Müslim, Zekât 97; Tirmizî, Zühd 32) Bir kimse ?Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?? diye Rasûlullah (s.a.s.)'a sordu. Hz. Peygamber de şöyle buyurdu: ?Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmen ve selâm vermendir.? (Buhârî, İman 6, 20, İsti'zân 9, 19; Müslim, İman 63; Nesâî, İman 12; İbn Mâce, Et'ıme 1)
648 - Bu Ayet İnince, Sahabeleri Müthiş Bir Korku Kapladı! - Necati Koçkesen14 déc. 202300:06:41
“İman edip de imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte onlar güven içindedir; doğru yolu bulanlar da onlardır.” TEFSİR: Âyetteki “zulüm”den maksat Allah’a şirk koşmaktır. Çünkü zulmün asıl anla­mı, “bir şeyi olması gereken yere koymamak, hak sahibinin hakkını vermemektir.” Buna göre, ulûhiyet ve rubûbiyet yalnızca Allah’ın hakkı olduğu halde, O’nun dışında başka varlıkları ilâh yerine koy­mak, Allah’ın mahlûkatı üzerindeki hakkını tanımamaktır. Peygamber Efendimiz: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na kulluk edip hiçbir şeyi kendisine ortak koşmamalarıdır” buyurur. (Buhârî, Tevhid 1; Müslim, İman 48-51) Nitekim bu âyet inince müslümanlara çok ağır geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü, bizden hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Burada kastedilen sizin zannettiğiniz zulüm değildir. Burada Lokmân (a.s.)’ın oğluna hitaben söylediği: «Evlâdım! Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk, gerçekten çok büyük bir zulümdür!» (Lokmân 31/13) sözündeki zulüm kastedilmiştir.” (Buhârî, İman 23; Müslim, İman 197) Sonradan gelen bütün peygamberler de ataları Hz. İbrâhim’in izinde yürümüş ve aynı gerçeği tebliğ etmişlerdir:
647 - Düğün Yapanlar, Dikkat! - Necati Koçkesen13 déc. 202300:01:00
Küfür sistemleri nasıl ayakta kalıyor? Bunları kim destekliyor? Bunları destekleyenlere ne ad veriliyor? #islam #tevhid
646 - Hani Allah Yüceler Yücesiydi! - Necati Koçkesen #islam #tevhid13 déc. 202300:01:00
Hükmü her yerde geçerli ve varlığında şüphe olmayan, gerçek hakan, sultan olan Allah çok yücedir. Hak ilâh yalnızca O'dur. Sınırsız kudret ve iktidar makamı olan yüce Arş'ın Rabbidir. Mü’minûn Suresi 116. Ayet
645 - Erkek Çocuklar Ne Zaman Sünnet Edilir? - Necati Koçkesen12 déc. 202300:01:00
644 - Bir Kimse Evlatlığının Eski Eşi İle Evlenebilir Mi? - Necati Koçkesen12 déc. 202300:08:15
Âl-i İmran Suresi 139. Ayet وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ 139 139 . Gevşemeyin, üzülmeyin! Şayet inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz. (3/Âl-i İmran, 139)
643 - Sünnet Etmenin Belirli Bir Yaşı Var Mı? - Necati Koçkesen10 déc. 202300:03:13
642 - Müslüman, Korku İle Ümit Arasındadır. - Necati Koçkesen09 déc. 202300:01:00
Enam Suresi 82 ayeti : “İman edip de imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte onlar güven içindedir; doğru yolu bulanlar da onlardır.” TEFSİR: Âyetteki “zulüm”den maksat Allah’a şirk koşmaktır. Çünkü zulmün asıl anla­mı, “bir şeyi olması gereken yere koymamak, hak sahibinin hakkını vermemektir.” Buna göre, ulûhiyet ve rubûbiyet yalnızca Allah’ın hakkı olduğu halde, O’nun dışında başka varlıkları ilâh yerine koy­mak, Allah’ın mahlûkatı üzerindeki hakkını tanımamaktır. Peygamber Efendimiz: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na kulluk edip hiçbir şeyi kendisine ortak koşmamalarıdır” buyurur. (Buhârî, Tevhid 1; Müslim, İman 48-51) Nitekim bu âyet inince müslümanlara çok ağır geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü, bizden hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Burada kastedilen sizin zannettiğiniz zulüm değildir. Burada Lokmân (a.s.)’ın oğluna hitaben söylediği: «Evlâdım! Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk, gerçekten çok büyük bir zulümdür!» (Lokmân 31/13) sözündeki zulüm kastedilmiştir.” (Buhârî, İman 23; Müslim, İman 197) Enam Suresi 83: İşte bunlar, kavmine karşı kullanması için İbrâhim’e verdiğimiz delillerimizdir. Biz, dilediğimiz kimselerin derecesini kat kat yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin, her işi ve hükmü hikmetli ve sağlam olan, her şeyi hakkiyle bilendir. Enam Suresi 84: Biz ona İshâk’ı ve torunu Yâkub’u ihsân ettik. Her birini doğru yola erdirdik. Daha önce Nûh’u ve zürriyetinden Dâvûd’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da doğru yola erdirmiştik. Biz, iyilik ve ihsân sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. Enam Suresi 85: Yine Zekeriya’yı, Yahya’yı, Îsâ’yı ve İlyâs’ı da doğru yola erdirdik. Onların hepsi sâlihlerdendi. Enam Suresi 86: Aynı şekilde İsmâil’i, Elyesa‘ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirdik. Onların hepsini diğer insanlara üstün kıldık. Enam Suresi 87: Onların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarına da aynı üstünlüğü verdik, onları seçtik ve dosdoğru bir yola eriştirdik. Enam Suresi 88: İşte bu yol, Allah’ın yoludur. O, bu yola kullarından dilediğini eriştirir. Eğer onlar Allah’a ortak koşmuş olsalardı, yaptıkları tüm amel­ler elbette boşa giderdi. TEFSİR: Cenâb-ı Hak bu âyetlerde, İbrâhim (a.s.)’ın soyundan gelen veya ona bir şekilde akrabalığı bulunan, kendisi dâhil on sekiz peygamberin ismini sayar; bunları doğru yola erdirdiğini, daimî bir iyilik ve ihsan sahibi olmaları sebebiyle onları mükâfatlandırdığını, onların sâlih kimselerden olduğunu ve onları âlemlere üstün kıldığını haber verir. Bunların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden de bir çok kimseyi seçip doğru yola eriştirdiğini bildirir. Bütün bunlar Allah’ın hidâyeti sayesinde gerçekleşmiştir. Eğer bunlar Allah’a ortak koşsalardı, O’ndan başkasına ibâdet etmiş olsalardı, böyle yüksek mertebelere çıkamaz, bilakis onların dahi bütün amelleri boşa giderdi. Peygamberlerin durumu böyle olunca, onların dışındaki insanların şirke düştükleri takdirde durumlarının nasıl olacağını tasavvur etmek gerekir. Çünkü şirk sâlih amelleri, hayırlı işleri yok eden çok çirkin bir günahtır. Şirk günahına bulaşanlar, belki bir takım haksız yollarla dünyada mülk ve saltanat, makam ve şöhret sahibi olabilirler; fakat dindar, temiz ve doğru yoldaki insanların önderi olma gibi yüce bir mertebeye erişemezler. İşte isimleri sayılan ve sayılmayan bu peygamberler, şirkten titizlikle kaçınıp, bir olan Allah’a ihlasla kulluk ettiklerinden bütün dünya için fazilet ve hidâyet kaynağı olma üstünlüğünü kazanmışlardır. Enam Suresi 89: Bu seçkin zatlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer münkirler, sana da vahyettiğimiz bu gerçeklere inanmazlarsa, şunu bilsinler ki, onların yerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz. Enam Suresi 90 - İşte o peygamberler, Allah’ın her bakımdan doğru yola erdirdiği kimselerdir. Öyleyse sen de artık onların yoluna tâbi ol ve şöyle de: “Tebliğime karşılık sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Bu Kur’an, akıl sahibi bütün varlıklar için bir hatırlatma ve bir öğütten ibarettir.” TEFSİR: Allah Teâlâ’nın bütün peygamberlere vahyettiği din, aynı dindir; Allah’ın birliğine imana ve O’na teslim olmaya çağıran İslâm dinidir. Her birinin tuttuğu yol tevhid, doğruluk, dine bağlılık, takvâ, ihlas, iyilik, ihsan, fazilet ve cömertlik yoludur. Dolayısıyla âyet hem Peygamberi, hem de onun şahsında bütün mü’minleri, Allah’ın doğru yola erdirmiş olduğu bu kimselerin yoluna tabi olmaya davet etmektedir. Bu mesaj aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’in muhatabı olan herkese, Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz’in hiç görülmemiş, duyulmamış bir din icat etmediğini, aksine geçmiş peygamberlerin yolunu devam ettirdiğini hatırlatmaktadır. O da diğer peygamberler gibi, yaptığı tebliğ karşılığında insanlardan hiçbir ücret talep etmemiş, mükafatını Allah’tan beklemiştir.
641 - Deccal Bir İnsan Mı Virüs Mü? Necati Koçkesen05 déc. 202300:00:48
640 - Peygamberler Niçin Gönderildi? - Necati Koçkesen05 déc. 202300:01:00
639 - Her Şeyi Bilen Şeyhler! - Necati Koçkesen04 déc. 202300:00:58
638 - Herkes Tebliğe Açıktır. - Necati Koçkesen04 déc. 202300:00:43
637 - Kayınbirader - Gelin Mahremiyeti | Necati Koçkesen03 déc. 202300:07:16
Günümüz Problerinden Bir Tanesi. Kadın evde yalnızken; kocasının erkek kardeşi ya da kendisine mahrem olan kişiler eve girip çıkabilir mi? #islam #tevhid
636 - İnkâr ile Yalanın Farkı - Necati Koçkesen03 déc. 202300:00:29
635 - Küfür Düzenini Ayakta Tutan 4 Portre - Necati Koçkesen02 déc. 202300:21:01
Küfür sistemleri nasıl ayakta kalıyor? Bunları kim destekliyor? Bunları destekleyenlere ne ad veriliyor? #islam #tevhid
634 - Eğer İnanmışsanız... - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen01 déc. 202300:07:00
Âl-i İmran Suresi 139. Ayet وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ 139 139 . Gevşemeyin, üzülmeyin! Şayet inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz. (3/Âl-i İmran, 139)
633 - Enam Suresi 82. - 90. Ayetleri Tefsiri - Necati Koçkesen30 nov. 202300:35:19
Enam Suresi 82 ayeti : “İman edip de imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte onlar güven içindedir; doğru yolu bulanlar da onlardır.” TEFSİR: Âyetteki “zulüm”den maksat Allah’a şirk koşmaktır. Çünkü zulmün asıl anla­mı, “bir şeyi olması gereken yere koymamak, hak sahibinin hakkını vermemektir.” Buna göre, ulûhiyet ve rubûbiyet yalnızca Allah’ın hakkı olduğu halde, O’nun dışında başka varlıkları ilâh yerine koy­mak, Allah’ın mahlûkatı üzerindeki hakkını tanımamaktır. Peygamber Efendimiz: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na kulluk edip hiçbir şeyi kendisine ortak koşmamalarıdır” buyurur. (Buhârî, Tevhid 1; Müslim, İman 48-51) Nitekim bu âyet inince müslümanlara çok ağır geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü, bizden hangimiz nefsine zulmetmiyor ki?” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Burada kastedilen sizin zannettiğiniz zulüm değildir. Burada Lokmân (a.s.)’ın oğluna hitaben söylediği: «Evlâdım! Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk, gerçekten çok büyük bir zulümdür!» (Lokmân 31/13) sözündeki zulüm kastedilmiştir.” (Buhârî, İman 23; Müslim, İman 197) Enam Suresi 83: İşte bunlar, kavmine karşı kullanması için İbrâhim’e verdiğimiz delillerimizdir. Biz, dilediğimiz kimselerin derecesini kat kat yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin, her işi ve hükmü hikmetli ve sağlam olan, her şeyi hakkiyle bilendir. Enam Suresi 84: Biz ona İshâk’ı ve torunu Yâkub’u ihsân ettik. Her birini doğru yola erdirdik. Daha önce Nûh’u ve zürriyetinden Dâvûd’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da doğru yola erdirmiştik. Biz, iyilik ve ihsân sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. Enam Suresi 85: Yine Zekeriya’yı, Yahya’yı, Îsâ’yı ve İlyâs’ı da doğru yola erdirdik. Onların hepsi sâlihlerdendi. Enam Suresi 86: Aynı şekilde İsmâil’i, Elyesa‘ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirdik. Onların hepsini diğer insanlara üstün kıldık. Enam Suresi 87: Onların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarına da aynı üstünlüğü verdik, onları seçtik ve dosdoğru bir yola eriştirdik. Enam Suresi 88: İşte bu yol, Allah’ın yoludur. O, bu yola kullarından dilediğini eriştirir. Eğer onlar Allah’a ortak koşmuş olsalardı, yaptıkları tüm amel­ler elbette boşa giderdi. TEFSİR: Cenâb-ı Hak bu âyetlerde, İbrâhim (a.s.)’ın soyundan gelen veya ona bir şekilde akrabalığı bulunan, kendisi dâhil on sekiz peygamberin ismini sayar; bunları doğru yola erdirdiğini, daimî bir iyilik ve ihsan sahibi olmaları sebebiyle onları mükâfatlandırdığını, onların sâlih kimselerden olduğunu ve onları âlemlere üstün kıldığını haber verir. Bunların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden de bir çok kimseyi seçip doğru yola eriştirdiğini bildirir. Bütün bunlar Allah’ın hidâyeti sayesinde gerçekleşmiştir. Eğer bunlar Allah’a ortak koşsalardı, O’ndan başkasına ibâdet etmiş olsalardı, böyle yüksek mertebelere çıkamaz, bilakis onların dahi bütün amelleri boşa giderdi. Peygamberlerin durumu böyle olunca, onların dışındaki insanların şirke düştükleri takdirde durumlarının nasıl olacağını tasavvur etmek gerekir. Çünkü şirk sâlih amelleri, hayırlı işleri yok eden çok çirkin bir günahtır. Şirk günahına bulaşanlar, belki bir takım haksız yollarla dünyada mülk ve saltanat, makam ve şöhret sahibi olabilirler; fakat dindar, temiz ve doğru yoldaki insanların önderi olma gibi yüce bir mertebeye erişemezler. İşte isimleri sayılan ve sayılmayan bu peygamberler, şirkten titizlikle kaçınıp, bir olan Allah’a ihlasla kulluk ettiklerinden bütün dünya için fazilet ve hidâyet kaynağı olma üstünlüğünü kazanmışlardır. Enam Suresi 89: Bu seçkin zatlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer münkirler, sana da vahyettiğimiz bu gerçeklere inanmazlarsa, şunu bilsinler ki, onların yerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz. Enam Suresi 90 - İşte o peygamberler, Allah’ın her bakımdan doğru yola erdirdiği kimselerdir. Öyleyse sen de artık onların yoluna tâbi ol ve şöyle de: “Tebliğime karşılık sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Bu Kur’an, akıl sahibi bütün varlıklar için bir hatırlatma ve bir öğütten ibarettir.” TEFSİR: Allah Teâlâ’nın bütün peygamberlere vahyettiği din, aynı dindir; Allah’ın birliğine imana ve O’na teslim olmaya çağıran İslâm dinidir. Her birinin tuttuğu yol tevhid, doğruluk, dine bağlılık, takvâ, ihlas, iyilik, ihsan, fazilet ve cömertlik yoludur. Dolayısıyla âyet hem Peygamberi, hem de onun şahsında bütün mü’minleri, Allah’ın doğru yola erdirmiş olduğu bu kimselerin yoluna tabi olmaya davet etmektedir. Bu mesaj aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’in muhatabı olan herkese, Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz’in hiç görülmemiş, duyulmamış bir din icat etmediğini, aksine geçmiş peygamberlerin yolunu devam ettirdiğini hatırlatmaktadır. O da diğer peygamberler gibi, yaptığı tebliğ karşılığında insanlardan hiçbir ücret talep etmemiş, mükafatını Allah’tan beklemiştir.
632 - N'için Günah İşliyorsunuz? - Necati Koçkesen #islam #tevgid29 nov. 202300:00:59
631 - Onlar; Kördür, Sağırdır, Dilsizdirler! - Necati Koçkesen28 nov. 202300:01:00
Kadınların çalışması caiz mi? Kadın hangi şartlar altında çalışabilir? Kocasının rızası gerekli midir? Bu sorulara cevap veriyoruz. Daha fazlası için takipte kalın.
630 - Kadın Ne Kadar İddet Bekler? - Necati Koçkesen28 nov. 202300:01:00
629 - Kadınlar, Yüzme Havuzuna Gidebilir Mi? - Necati Koçkesen26 nov. 202300:07:35
Arapça’da “bilmek, tanımak, düşünerek kavramak” anlamındaki ‘irfân kökünden gelen ma‘rûf sözlükte “bilinen, tanınan, benimsenen şey” mânasına gelir. “Bir şeyi bilmemek, bir şey zor ve sıkıntılı olmak” gibi anlamlar taşıyan nükr veya nekâret kökünden gelen münker ise “tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey” demektir. Ma‘rûf kelimesi Câhiliye döneminde “iyilik, ikram, gönül okşayıcı söz ve davranış” anlamında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Nitekim Züheyr b. Ebû Sülmâ’nın Muʿallaḳa’sında “iyi söz, cömertlik, ihsan” ve genel olarak “iyi davranış” mânasında birkaç yerde geçmektedir (bk. Zevzenî, s. 107, 119, 120). Tarafe’nin Muʿallaḳa’sında münker ile aynı kökten gelen bir kelime “yadırgama, birinin varlığından huzursuz olma” anlamında kullanılmıştır (a.g.e., s. 82). Hem ma‘rûf hem de münkerin eski anlamlarıyla ilgili dikkate değer bir örnek Ebû Temmâm’ın el-Ḥamâse’sinde geçmektedir (s. 161). Burada, Câhiliye dönemi şairlerinden Musâfi‘ b. Huzeyfe’nin, yokluğundan derin üzüntü duyduğu Benî Amr kabilesini methederken, “Onlar dostlara fayda, düşmanlara zarar veren bir topluluktu; iyilik de (ma‘rûf) kötülük de (münker) onlardandı” der. Eski Arap edebiyatında ma‘rûf yerine ‘urf, münker yerine nükr kelimeleri de kullanılmıştır (meselâ bk. Ebû Temmâm, s. 165). Kur’an’da ve hadislerde diğer birçok terim gibi ma‘rûf ve münkerin de kısmen eski anlamlarını korumakla birlikte kapsamlarının genişlediği görülmektedir. Bu kaynaklarda iyi ve doğru olarak kabul edilen inanç, düşünce ve davranışlara tek kelimeyle işaret edilmek istendiğinde en çok ma‘rûf kelimesi; yanlış, İslâm dinine yabancı, müslüman toplum tarafından yadırganan inanç, düşünce ve davranışlar için de -bazan fahşâ ile birlikte- münker kelimesi kullanılmaktadır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ʿarf”, “nkr” md.leri; Wensinck, el-Muʿcem, “ʿarf”, “nkr” md.leri). Genellikle dil âlimleri, ma‘rûf ve münkerin Câhiliye döneminden beri devam eden din dışı anlamlarına dikkat çekmişlerdir. Meselâ İbn Manzûr’un ma‘rûf için yaptığı değişik tariflerden biri şöyledir: “Ma‘rûf münkerin zıddı olup insanın faydalı bulduğu, hoşlandığı, memnun olduğu şeydir.” Böylece münkerin de “insanın vicdanını rahatsız eden şey” olduğu anlaşılmaktadır. Her iki kavram İslâm kültüründe eski anlamlarının yanında yoğun bir dinî muhteva da kazanmış, bu sebeple tariflerde çoğunlukla bu ikilik yani din dışı ve dinî anlamlar göz önünde tutulmuştur. Râgıb el-İsfahânî, “Ma‘rûf, akıl ve şeriatın iyi olarak nitelendirdiği fiilleri ifade eden bir isimdir; münker de yine aklın ve şeriatın benimsemediği, yadırgadığı şeydir” der (el-Müfredât, “ʿarf” md.). İbn Manzûr ise urf gibi ma‘rûfun da iyi ve güzel fiiller için kullanıldığını ifade etmiştir. Bu açıklamalar, ma‘rûfla urfün birbirinin yerine kullanıldığı eski uygulamanın devam ettiğini göstermektedir. İbn Manzûr, ma‘rûf kelimesinin hadislerde de sık sık geçtiğini hatırlattıktan sonra bu kavramın Allah’a itaat sayılan, O’na yakınlaşmayı sağlayan, insanlar için iyilik olarak kabul edilen ve şeriatça değer verilen (mendup) bütün güzel tutum ve davranışları ifade ettiğini söyler; ayrıca bu kavramın genellikle insanlar arasında iyi bilinen, tanınan, benimsenen, görüldüğünde yadırganmayan tutum ve davranışları da içerdiğini belirtir. Bu şekilde ma‘rûfun ve dolayısıyla münkerin eski din dışı anlamlarıyla İslâm kültüründe kazandığı yeni anlamları ortaya koyar.
628 - Allah, Nuh Aleyhisselamı Uyarıyor. - Necati Koçkesen26 nov. 202300:01:00
627 - Kâfirler Ölüdür. - Necati Koçkesen22 nov. 202300:00:53
626 - Kadınların Çalışması Caiz Mi? - Necati Koçkesen19 nov. 202300:07:42
Kadınların çalışması caiz mi? Kadın hangi şartlar altında çalışabilir? Kocasının rızası gerekli midir? Bu sorulara cevap veriyoruz. Daha fazlası için takipte kalın.
625 - İyiliği Emretmek, Kötülükten Nehyetmek - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen17 nov. 202300:12:12
Arapça’da “bilmek, tanımak, düşünerek kavramak” anlamındaki ‘irfân kökünden gelen ma‘rûf sözlükte “bilinen, tanınan, benimsenen şey” mânasına gelir. “Bir şeyi bilmemek, bir şey zor ve sıkıntılı olmak” gibi anlamlar taşıyan nükr veya nekâret kökünden gelen münker ise “tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey” demektir. Ma‘rûf kelimesi Câhiliye döneminde “iyilik, ikram, gönül okşayıcı söz ve davranış” anlamında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Nitekim Züheyr b. Ebû Sülmâ’nın Muʿallaḳa’sında “iyi söz, cömertlik, ihsan” ve genel olarak “iyi davranış” mânasında birkaç yerde geçmektedir (bk. Zevzenî, s. 107, 119, 120). Tarafe’nin Muʿallaḳa’sında münker ile aynı kökten gelen bir kelime “yadırgama, birinin varlığından huzursuz olma” anlamında kullanılmıştır (a.g.e., s. 82). Hem ma‘rûf hem de münkerin eski anlamlarıyla ilgili dikkate değer bir örnek Ebû Temmâm’ın el-Ḥamâse’sinde geçmektedir (s. 161). Burada, Câhiliye dönemi şairlerinden Musâfi‘ b. Huzeyfe’nin, yokluğundan derin üzüntü duyduğu Benî Amr kabilesini methederken, “Onlar dostlara fayda, düşmanlara zarar veren bir topluluktu; iyilik de (ma‘rûf) kötülük de (münker) onlardandı” der. Eski Arap edebiyatında ma‘rûf yerine ‘urf, münker yerine nükr kelimeleri de kullanılmıştır (meselâ bk. Ebû Temmâm, s. 165). Kur’an’da ve hadislerde diğer birçok terim gibi ma‘rûf ve münkerin de kısmen eski anlamlarını korumakla birlikte kapsamlarının genişlediği görülmektedir. Bu kaynaklarda iyi ve doğru olarak kabul edilen inanç, düşünce ve davranışlara tek kelimeyle işaret edilmek istendiğinde en çok ma‘rûf kelimesi; yanlış, İslâm dinine yabancı, müslüman toplum tarafından yadırganan inanç, düşünce ve davranışlar için de -bazan fahşâ ile birlikte- münker kelimesi kullanılmaktadır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ʿarf”, “nkr” md.leri; Wensinck, el-Muʿcem, “ʿarf”, “nkr” md.leri). Genellikle dil âlimleri, ma‘rûf ve münkerin Câhiliye döneminden beri devam eden din dışı anlamlarına dikkat çekmişlerdir. Meselâ İbn Manzûr’un ma‘rûf için yaptığı değişik tariflerden biri şöyledir: “Ma‘rûf münkerin zıddı olup insanın faydalı bulduğu, hoşlandığı, memnun olduğu şeydir.” Böylece münkerin de “insanın vicdanını rahatsız eden şey” olduğu anlaşılmaktadır. Her iki kavram İslâm kültüründe eski anlamlarının yanında yoğun bir dinî muhteva da kazanmış, bu sebeple tariflerde çoğunlukla bu ikilik yani din dışı ve dinî anlamlar göz önünde tutulmuştur. Râgıb el-İsfahânî, “Ma‘rûf, akıl ve şeriatın iyi olarak nitelendirdiği fiilleri ifade eden bir isimdir; münker de yine aklın ve şeriatın benimsemediği, yadırgadığı şeydir” der (el-Müfredât, “ʿarf” md.). İbn Manzûr ise urf gibi ma‘rûfun da iyi ve güzel fiiller için kullanıldığını ifade etmiştir. Bu açıklamalar, ma‘rûfla urfün birbirinin yerine kullanıldığı eski uygulamanın devam ettiğini göstermektedir. İbn Manzûr, ma‘rûf kelimesinin hadislerde de sık sık geçtiğini hatırlattıktan sonra bu kavramın Allah’a itaat sayılan, O’na yakınlaşmayı sağlayan, insanlar için iyilik olarak kabul edilen ve şeriatça değer verilen (mendup) bütün güzel tutum ve davranışları ifade ettiğini söyler; ayrıca bu kavramın genellikle insanlar arasında iyi bilinen, tanınan, benimsenen, görüldüğünde yadırganmayan tutum ve davranışları da içerdiğini belirtir. Bu şekilde ma‘rûfun ve dolayısıyla münkerin eski din dışı anlamlarıyla İslâm kültüründe kazandığı yeni anlamları ortaya koyar.
624 - Dinlerini Oyun ve Eğlence Sananlar! - Enam Suresi 69. - 81. Ayetleri Tefsiri14 nov. 202300:39:25
Enam Suresi 69. Takvâlı olan (Allah’ın emirlerine uygun yaşayan/günahlardan korunan)lara, o (inanmaya)nların hesabından dolayı hiçbir sorumluluk yoktur. Fakat belki onlar da (inanıp) ‘günahlardan korunurlar’ diye (yapmaları gerekenleri) bir hatırlatmak (ve nasihat etmek) gerekir. Enam Suresi 70. Dinlerini bir oyuncak, bir eğlence edinen, dünya hayatı kendilerini aldatan kimseleri (kendi hallerine) bırak. O (Kur’an) ile şunu hatırlat ki bir kimse kazandığı (günah)tan dolayı felâkete/helake düşmeye görsün; artık onun için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. (Kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de, yine ondan alın(ıp kabul olun)maz. İşte onlar, kazandıkları (günahları) yüzünden helake atılan kimselerdir. Nankörlük etmelerinden/küfre sapmalarından dolayı onlara kaynar bir içecek ve acıklı bir azap vardır. [krş. 7/51] Enam Suresi 71. De ki: “Allah’ı bırakıp da, bize fayda ve de zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra, (bir yandan) arkadaşları kendisini: ‘Bize gel’ diye doğru yola çağırdıkları halde, (diğer yandan) şeytanların kendilerini ayartıp yeryüzünde şaşkın bir halde bıraktığı kimse gibi, ökçelerimiz üzerinde gerisin geriye (şirke) mi dönelim?” De ki: “Şüphesiz Allah’ın yolu (İslâm) tek doğru yoldur. Biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emredildik.” (Bu âyet-i kerîme; doğru yol olan tevhîdi, Allah’ın hâkimiyeti ve O’nun kulluğunu kabul ettikten sonra O’nun hâkimiyetini bırakıp hakimiyeti kendinde gören çeşitli ilâh ve ilâh taslaklarına sevgi göstermenin ve onlara bağlanmanın/kulluk etmenin, şirke dönmek olduğunu belirtmekte ve insanları uyarmaktadır.) Enam Suresi 72. Bir de (emredildi ki): “Namazı dosdoğru kılın ve O’nun emirlerine uygun yaşayın. Huzuruna varıp toplanacağınız ancak O’dur.” Enam Suresi 73. Gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratan O’dur. “Ol” dediği gün (her şey o anda) oluverir… O’nun sözü haktır. Sûra üfürüldüğü gün (bütün) mülk (ve hükümranlık) O’nundur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, mutlak hüküm (ve hikmet) sahibidir, her şeyden hakkıyla haberi olandır. Enam Suresi 74. Bir zaman İbrahim, atası Âzer’e:[9] “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni ve halkını apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” demişti. [bk. 9/114] Enam Suresi 75. Böylece ‘kesin bilgi ve imana’ erenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını ve sırlarını akıl ve kalp gözüyle) gösteriyorduk. [krş. 21/51] Enam Suresi 76. (İbrahim) gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü. (Babasının ve kavminin putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaları sebebiyle: “İddianıza göre, demek ki) Rabbim bu ha!” dedi. Yıldız batınca: “Ben, batıp kaybolanları (ilâh olarak) sevmem.” dedi. Enam Suresi 77. Doğmakta olan ayı görünce: “(Öyleyse) Rabbim bu ha!” dedi. O da batınca: “(Bunu da beğenmeyip kendisinin tasarladığı ve ulaşmak istediği yüce varlığı kastederek) Rabbim beni doğru yola eriştirmeseydi, andolsun ki (şimdi) ben de doğru yoldan sapan topluluklardan biri olurdum.” dedi. Enam Suresi 78. Nihayet güneşi doğarken görünce: “(Demek) Rabbim bu ha! Bu daha büyüktür.” dedi. (Çünkü o Rabbın büyük olduğunu düşünüyordu.) (O da) batınca dedi ki: “Ey kavmim! (Bu varlıklar fânîdir,) muhakkak ki ben (Allah’a) eş tanıdığınız şeylerden uzağım.”[10] Enam Suresi 79. “Doğrusu ben, yüzümü Hanîf (Allah’ı birleyici) olarak, tamamen gökleri ve yeri yaratan (Allah’)a çevirdim. Ben (dinde Allah’tan başka otoriteler tanıyan) müşriklerden değilim.” Enam Suresi 80. Halkı onunla (delil getirerek) tartışmaya kalkıştı. (İbrahim) dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken Allah hakkında siz benimle hâlâ tartışıyor musunuz? Rabbimin (hakkımda) bir şey (bir felaket) dilemesi dışında ben, O’na eş tanıdığınız şeylerden korkmam. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almıyor musunuz?” Enam Suresi 81. Siz, (hakkında) hiçbir delil indirmediği (put ve diğer) şeyleri, Allah’a eş tanımaktan korkmazken, ben nasıl sizin (O’na) eş tanıdığınız/O’nunla denk hâle getirdiğiniz şeylerden korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin: Allah’ı birleyenlerle, O’na eş tanıyan) iki gruptan hangisi (korkudan) emin olmaya daha lâyıktır? (Bu son üç âyet, aynı zamanda her mü’min için İslâm karşıtlarına yapacağı savunma mahiyetindedir.)
623 - Kıyametin 10 Büyük Alameti - Necati Koçkesen13 nov. 202300:01:01
Huzeyfe’tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki: “Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımıza geldi.“Ne konuşuyordunuz?”diye sordu. Arkadaşlar “Kıyamet gününden bahsediyorduk.” dediler. Bunun üzerine buyurdular ki: “Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim: 2901) Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır: Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması. Müslim, Fiten,39, 40 / 2901)
622 - Kur'an'ı Anlamak İçin Okumuyoruz! Okumak İçin Okuyoruz! - Necati Koçkesen11 nov. 202300:00:39
“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” Bakara su. 277. Önce iman “İman edenler” sonra salih amel “İyi iş yapanlar” zikredilmiştir. İman etmek salih amel yapmayı gerektirir. Bu ayette zikredilen Allah’a ve Resulü’ne iman, itikadı; şüpheye düşmeme, itikadın kesin olması gerektiğini, yani tasdiki; mal ve canla cihat etme de teslimiyeti anlatmaktadır. Yine, “Ancak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar teslim olmuşlardır.” (Neml Su, 27/81) âyeti ile “Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a, nebi olarak da Muhammed’e (s.a.s.) razı olanlar imanın tadını tatmıştır.” (Müslim, İman 56) hadisi de hakiki imanda, tasdik ile birlikte bir teslimiyetin ve razı olmanın da var olması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı her bir hayır en az on mislinden yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. Bu durum, Allah’a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.” Buhari, İman,31; Müslim, İman 205. Kur’an-i Kerim’de tam 52 yerde iman ile salih amel beraber (peş peşe) zikredilmektedir. İman ile amel arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu ilişkiye dikkat çekmek için 52 yerde yan yana zikredilmiş, müminlerin sağlam bir imandan sonra salih amel işlemeleri ısrarla istenilmiştir.
621 - İman, Amel Etmeyi Gerektirir! - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen10 nov. 202300:13:27
“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” Bakara su. 277. Önce iman “İman edenler” sonra salih amel “İyi iş yapanlar” zikredilmiştir. İman etmek salih amel yapmayı gerektirir. Bu ayette zikredilen Allah’a ve Resulü’ne iman, itikadı; şüpheye düşmeme, itikadın kesin olması gerektiğini, yani tasdiki; mal ve canla cihat etme de teslimiyeti anlatmaktadır. Yine, “Ancak ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar teslim olmuşlardır.” (Neml Su, 27/81) âyeti ile “Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a, nebi olarak da Muhammed’e (s.a.s.) razı olanlar imanın tadını tatmıştır.” (Müslim, İman 56) hadisi de hakiki imanda, tasdik ile birlikte bir teslimiyetin ve razı olmanın da var olması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı her bir hayır en az on mislinden yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. Bu durum, Allah’a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.” Buhari, İman,31; Müslim, İman 205. Kur’an-i Kerim’de tam 52 yerde iman ile salih amel beraber (peş peşe) zikredilmektedir. İman ile amel arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu ilişkiye dikkat çekmek için 52 yerde yan yana zikredilmiş, müminlerin sağlam bir imandan sonra salih amel işlemeleri ısrarla istenilmiştir.
620 - Bir Dua - Necati Koçkesen09 nov. 202300:00:58
00:04:00 - Giriş 00:06:59 - Kıyamet Alametlerinin Alametlerin Sırası Belli Mi? 00:09:29 - Güneşin Battığı Yerden Doğması 00:11:03 - Alametler Peşpeşe mi olacak, aralarından belirli bir zaman olacak mı? 00:12:21 - Büyük Savaş! 00:12:40 - Taş Dile Gelecek: Ey Müslüman Benim Arkamda Yahudi Var! 00:17:31 - Deccal, İnsan Mı? 00:18:31 - Deccal'in Fiziksel Özellikleri Nelerdir? 00:20:07 - Yeryüzünde Deccal'in Fitnesinden Daha Büyük Fitne Olmamıştır! 00:22:05 - Peygamber, Deccal'i Zikrediyor. 00:23:54 - Deccal'în Gözü İçi Çıkarılmış Üzüm Tanesi Gibidir! 00:24:57 - Temim Ed-Dari'nin (R.A) Deccal'i Görmesi... 00:26:03 - Kim Deccal'e Yetişirse Ona Kehf Suresi'nin İlk 10 ayetini okusun! 00:30:48 - Ye'cuc ve Me'cuc 00:31:22 Hz. İsa Peygamber olarak değil Allah Rasulu'ne Ümmet olarak gelecek. 00:37:58 - Deccal'den Korunma Şekilleri. 00:41:06 - Deccal'in çıkışından Önce 3 Şiddetli Yıl Olur! 00:42:59 - Deccal'i inkar eden insanlar var. Bunlar manen mütevatir hadislerdir! 00:45:41 - İlmin Önemi! 00:46:42 - İlim ile islam çakışmaz! 00:47:40 - Abdulkadir Geylani'nin büyük kerameti! 00:47:53 - Şiş Sokanlar Keramet Ehli Değillerdir! 00:49:33 Ders Sonu Sohbeti Necati Hoca'nın Önündeki Kâğıtlar İçin: https://docs.google.com/document/d/1Jf-GlCTaI11wDDoCcxE7Mh3yuazkHYv2/edit?usp=drive_link&ouid=105858756449414043994&rtpof=true&sd=true
619 - Deccal, Büyük Savaş, Hz İsa... Kıyametin Büyük Alametleri- Kıyamet Alemetleri 2 - Necati Koçkesen09 nov. 202300:55:17
00:04:00 - Giriş 00:06:59 - Kıyamet Alametlerinin Alametlerin Sırası Belli Mi? 00:09:29 - Güneşin Battığı Yerden Doğması 00:11:03 - Alametler Peşpeşe mi olacak, aralarından belirli bir zaman olacak mı? 00:12:21 - Büyük Savaş! 00:12:40 - Taş Dile Gelecek: Ey Müslüman Benim Arkamda Yahudi Var! 00:17:31 - Deccal, İnsan Mı? 00:18:31 - Deccal'in Fiziksel Özellikleri Nelerdir? 00:20:07 - Yeryüzünde Deccal'in Fitnesinden Daha Büyük Fitne Olmamıştır! 00:22:05 - Peygamber, Deccal'i Zikrediyor. 00:23:54 - Deccal'în Gözü İçi Çıkarılmış Üzüm Tanesi Gibidir! 00:24:57 - Temim Ed-Dari'nin (R.A) Deccal'i Görmesi... 00:26:03 - Kim Deccal'e Yetişirse Ona Kehf Suresi'nin İlk 10 ayetini okusun! 00:30:48 - Ye'cuc ve Me'cuc 00:31:22 Hz. İsa Peygamber olarak değil Allah Rasulu'ne Ümmet olarak gelecek. 00:37:58 - Deccal'den Korunma Şekilleri. 00:41:06 - Deccal'in çıkışından Önce 3 Şiddetli Yıl Olur! 00:42:59 - Deccal'i inkar eden insanlar var. Bunlar manen mütevatir hadislerdir! 00:45:41 - İlmin Önemi! 00:46:42 - İlim ile islam çakışmaz! 00:47:40 - Abdulkadir Geylani'nin büyük kerameti! 00:47:53 - Şiş Sokanlar Keramet Ehli Değillerdir! 00:49:33 Ders Sonu Sohbeti Necati Hoca'nın Önündeki Kâğıtlar İçin: https://docs.google.com/document/d/1Jf-GlCTaI11wDDoCcxE7Mh3yuazkHYv2/edit?usp=drive_link&ouid=105858756449414043994&rtpof=true&sd=true
618 - Enam Suresi 56 - 68. Ayetleri Tefsiri - Necati Koçkesen08 nov. 202300:49:20
Enam Suresi 56. De ki: “Allah’tan başka (bağlanıp) taptığınız/tapındığınız şeylere kulluk etmem bana yasak kılındı.” (Yine) de ki: “Sizin ‘hevâ ve hevesinize’ uymayacağım. Aksi halde gerçekten ben de sapmış ve doğru yolu bulanlardan olmamış olurum.” (Hevâ ve hevesine göre hareket edenler, Allah’ın gönderdiği din yerine kendi düşünce ve sistemlerini koyanlar ve onu esas alanlar, sahte ilâhlık yapmış ve şirk içinde olmuş olurlar.) [bk. 25/43; 45/23] Enam Suresi 57. De ki: “Şüphesiz ben Rabbimden (gelen) açık bir delil üzerindeyim (Kur’an’a dayanmaktayım), siz de onu yalanladınız. Sizin acele gelmesini istediğiniz (ilâhî azap),[6] benim yanımda (elimde) değildir. Hüküm vermek ancak Allah’a aittir. (Bu hususta) gerçeği O anlatır. O, (doğruyu eğriden) ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” Enam Suresi 58. (Onlara) de ki: “Acele gelmesini istediğiniz şey benim yanımda (elimde) olsaydı, benimle sizin aranızda iş, elbette (çoktan) bitirilmişti.” (Fakat) Allah, zalimleri daha iyi bilir. Enam Suresi 59. Gaybın anahtarları da O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez.[7] Karada ve denizde olan (her) şeyi O bilir. Bir yaprak düşmez ki (Allah) onu bilmesin. Ne yerin karanlıkları içindeki bir tane, ne yaş, ne kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitab’da (Levh-i mahfûz veya ilm-i İlâhî’de) olmasın. Enam Suresi 60. Geceleyin sizi öldür(ür gibi uyut)an, gündüzün ne kazandığınızı bilen, sonra belli bir ecel tamamlansın diye gündüzde sizi dirilt(ircesine uyandır)an O’dur. Sonra, dönüşünüz ancak O’nadır. Sonra (O, dünyada) yaptıklarınızı size haber verecektir (sizi hesaba çekecektir). [krş. 39/42 ve açıklaması] Enam Suresi 61. O, kulları üzerine mutlak galiptir. Size (bütün amellerinizi yazıp gözetmeye) bekçi (melek)ler gönderir. Nihayet birinize ölüm gelince, elçilerimiz eksik ve fazla yapmaksızın onun canını alırlar. Enam Suresi 62. Sonra onlar, gerçek Mevlâları olan Allah’a döndürü(lüp götürülür)ler. Haberiniz olsun ki hüküm ancak O’nundur ve O, hesap görenlerin en çabuğudur. Enam Suresi 63. (Resûlüm!) De ki: “‘Bizi bundan kurtarırsa, ancak şükredenlerden olacağız’ diye, gizli ve (açık) sızlanarak dua ederken, karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kurtaran kimdir?” Enam Suresi 64. De ki: “Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine de (Allah’tan başkalarını önde tutarak) müşriklik edersiniz.” Enam Suresi 65. De ki: “O (Allah) size üstünüzden veya ayaklarınızın altından (çeşitli afetlerle) bir azap göndermeye veya (karşı) gruplar halinde sizi birbirinize katıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yetendir.” Bak, âyetleri iyice anlasınlar diye nasıl türlü türlü açıklıyoruz. (Önceki kavimlerden niceleri gönderilen peygamberlere karşı isyan ve taşkınlık yaptılar. Bu halleri devamlılık kazandığında Allahu Teâlâ, onlara gökten ve yerden felaketler verdi. Bazılarının üzerine taş yağdırarak, bazılarını suda boğarak, bazılarını şiddetli zelzeleyle yere batırarak, bazılarını da şiddetli kasırga göndererek helak etti. Yine yüce Allah’ı ve peygamberini dinlemeyen bir kısmını da karşıt gruplara ayırıp kiminin hıncını kimine tattırdı. İşte bu âyet-i kerîme, burada üç türlü cezaya işaret ederek Son Peygamber’in ümmetine, Allah’ı, Peygamber’i ve emirlerini bırakıp sapıklık ve taşkınlığa düşmemeleri için yapılan bir uyarıdır.)[8] Enam Suresi 66. O (Kur’an), gerçek olduğu halde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben, sizin üzerinize (bir uyarıcıyım, azaptan kurtaracak) vekil değilim.” Enam Suresi 67. (Kur’an’daki) her haberin, kararlaşmış/gerçekleşecek bir zamanı (ve mekânı) vardır. Siz de onu artık yakında öğreneceksiniz. [bk. 38/88] Enam Suresi 68. Âyetlerimiz hakkında (biçimsiz ve alaylı sözlerle) münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar onlardan yüz çevir (tavır göster, karşı savunmanı yap veya müslüman olmanın gereği olarak orada durma). Eğer şeytan, sana (bunu) unutturursa, hatırladıktan sonra (hemen kalk) artık o zalimler topluluğu ile oturma! [krş. 4/140]
617 - Dünyada, Allah'ı Yalanlayanlara Gelince... - Necati Koçkesen #islam #tevhid #08 nov. 202300:01:00
616 - Kardeşlerimiz Ölürken Bizden de Hesap Sorulacak! - Necati Koçkesen05 nov. 202300:00:49
nisa Suresi 40. Ayet وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعًاۙ O, size Kitapta: 'Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz' diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.
615 - Küfür Konuşulan Yerde Ne Yapmalıyız? - Necati Koçkesen05 nov. 202300:06:48
nisa Suresi 40. Ayet وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعًاۙ O, size Kitapta: 'Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz' diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.
614 - Allah, Kardeşlerimize Yardım Etsin. - Necati Koçkesen05 nov. 202300:00:41
Benim şeyhim her şeyi bilir, dediğiniz an şeyhinizi ilah yapıyorsunuz! #islam #tevhid #tarikat #gavshazretleri
613 - Geleceği Bilen Şeyhler! - Necati Koçkesen04 nov. 202300:03:26
Benim şeyhim her şeyi bilir, dediğiniz an şeyhinizi ilah yapıyorsunuz! #islam #tevhid #tarikat #gavshazretleri
612 - Bizlere Düşen Görev Yok Mu? - Necati Koçkesen #islam #tevhid #boykot04 nov. 202300:00:43
Selamun aleykum, Bu videomuzda sıkça sorulan bayanların tesettürü nasıl olmalı konusuna değiniyoruz. Benzer videolar için takip etmeyi unutmayın. #islam #tevhid #tesettür
611 - Tesettür Nasıl Olmalı - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen02 nov. 202300:03:59
Selamun aleykum, Bu videomuzda sıkça sorulan bayanların tesettürü nasıl olmalı konusuna değiniyoruz. Benzer videolar için takip etmeyi unutmayın. #islam #tevhid #tesettür
610 - Amma Da Kınadık Ha! - Necati Koçkesen01 nov. 202300:01:00
42: Yemin olsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermiştik, fakat onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de onları, belki inkârdan vazgeçip Allah’a yakarırlar diye çetin musîbetler, zorluk ve sıkıntılar içinde bırakmıştık. Karşılaştır 43: Hiç değilse, bu zorluk ve musîbetler başlarına geldiğinde boyun büküp yalvarmaları gerekmez miydi! Fakat tam aksine kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yapmakta oldukları günahları süsleyip püsledi. TEFSİR: Bu âyetler de Allah Resûlü (s.a.s.)’i teselli etmektedir. Zira peygamberleri yalanlamak sadece Kureyş müşriklerinin değil, önceki toplumların da genel bir özelliği idi. Allah onlara da peygamberler göndermişti. Fakat kavimleri onların davetini kabul etmediler, reddettiler. Bu durum karşısında Cenab-ı Hak onları hidâyete gelmelerini sağlamak için iki yolla imtihan etti: Darlık yolu, bolluk yolu. Bu âyetlerde birinci yol beyân edilmektedir. Kulluğu kabullenmeleri, ilâhî emirlere boyun eğmeleri, günahlardan vazgeçerek Yüce Mevlâ’ya gönülden yalvarıp yakarmaları için onları öncelikle mallarına arız olan kıtlık ve yoksulluklara, bedenlerine arız olan hastalık ve sıkıntılara maruz kıldı. Maksat, bu menfi durumlardan ibret alıp intibaha gelerek Hak kapısını bulmaları idi. Fakat beklenen olmadı. Bu musibetler ve belâlar karşısında kendilerine gelecek yerde tam aksine inkâr ve isyan çukuruna dalarak kalpleri katılaştı. Şeytan da yaptıkları günahları gözlerine güzel gösterdi, süsleyip cazibeli kıldı. Ondan sonraki isyan ve azgınlıkları daha da şiddetli oldu. Çünkü artık onlar üzerinde baskı ve şiddetin hiçbir terbiye edici özelliği kalmamıştı. Gelen âyetlerde ise terbiye, ıslah ve imtihan için tatbik edilen ikinci yol beyân edilir:
609 - Enam Suresi 42. - 53. Ayetleri Tefsiri - Necati Koçkesen31 oct. 202300:40:09
42: Yemin olsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermiştik, fakat onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de onları, belki inkârdan vazgeçip Allah’a yakarırlar diye çetin musîbetler, zorluk ve sıkıntılar içinde bırakmıştık. Karşılaştır 43: Hiç değilse, bu zorluk ve musîbetler başlarına geldiğinde boyun büküp yalvarmaları gerekmez miydi! Fakat tam aksine kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yapmakta oldukları günahları süsleyip püsledi. TEFSİR: Bu âyetler de Allah Resûlü (s.a.s.)’i teselli etmektedir. Zira peygamberleri yalanlamak sadece Kureyş müşriklerinin değil, önceki toplumların da genel bir özelliği idi. Allah onlara da peygamberler göndermişti. Fakat kavimleri onların davetini kabul etmediler, reddettiler. Bu durum karşısında Cenab-ı Hak onları hidâyete gelmelerini sağlamak için iki yolla imtihan etti: Darlık yolu, bolluk yolu. Bu âyetlerde birinci yol beyân edilmektedir. Kulluğu kabullenmeleri, ilâhî emirlere boyun eğmeleri, günahlardan vazgeçerek Yüce Mevlâ’ya gönülden yalvarıp yakarmaları için onları öncelikle mallarına arız olan kıtlık ve yoksulluklara, bedenlerine arız olan hastalık ve sıkıntılara maruz kıldı. Maksat, bu menfi durumlardan ibret alıp intibaha gelerek Hak kapısını bulmaları idi. Fakat beklenen olmadı. Bu musibetler ve belâlar karşısında kendilerine gelecek yerde tam aksine inkâr ve isyan çukuruna dalarak kalpleri katılaştı. Şeytan da yaptıkları günahları gözlerine güzel gösterdi, süsleyip cazibeli kıldı. Ondan sonraki isyan ve azgınlıkları daha da şiddetli oldu. Çünkü artık onlar üzerinde baskı ve şiddetin hiçbir terbiye edici özelliği kalmamıştı. Gelen âyetlerde ise terbiye, ıslah ve imtihan için tatbik edilen ikinci yol beyân edilir:
608 - Büyük (!) İsrail Projesi! - Necati Koçkesen31 oct. 202300:01:00
© My Podcast Data · Projet indépendant · Données issues d'Apple & Spotify