Hakkı Anlatan; İnsanlardan, Sistemlerden Değil Allah'tan Korkan, Ehl-i Sünnete Bağlı Youtube Kanalı.
Derneğimiz Niğde İlindedir, başka bir yerde şubemiz yoktur.
Site
RSS
Apple
Données mises à jour le 04/07/2026
Classements récents
Dernières positions dans les classements Apple Podcasts et Spotify.
Liens partagés entre épisodes et podcasts
Liens présents dans les descriptions d'épisodes et autres podcasts les utilisant également.
Découvrez des podcasts liées à Davetul İslam. Explorez des podcasts avec des thèmes, sujets, et formats similaires. Ces similarités sont calculées grâce à des données tangibles, pas d'extrapolations !
1417 - Ateist İmamın Arkasında Namaz Kılınır Mı? - Necati Koçkesen
dimanche 4 janvier 2026 • Durée 07:22
Ağzından veya fiillerinden küfür sadır olmadıkça her müslümanın arkasında namaz kılınabilir. Ama Diyanet hocası göreve başlarken memur yemini etmişse ve ondan sonra da tecdidi imanda bulunmamışsa, demokrasiyi ve laikliği benimsemişse onun arkasında namaz kılınmaz.
1416 - Cemaatle Namaz Kılarken Fatiha Okumak - Necati Koçkesen
samedi 3 janvier 2026 • Durée 12:32
Değerli kardeşim,
Hadislerden fıkhi hüküm çıkarabilmek için bazı şartlar vardır. Her mezhebin de hadislerden hüküm çıkarmada belirlediği kriterler bulunmaktadır. Bir hadisten Şafii mezhebine göre hüküm çıkarılabilirken, Hanefi mezhebine göre çıkarılamayabilir. Ayrıca hüküm çıkarırken konuyla ilgili tüm hadislerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bir tek hadisten yola çıkarak hüküm çıkarılmaz.
Şafii mezhebine göre imamın arkasında iken Fatiha okumak farzdır. Hanefi mezhebine göre ise imamın arkasında cemaatin Fatiha okuması tahrimen mekruhtur. Şafiilerin de Hanefilerin de bu hükümlere ulaşmasını gerektiren farklı hadisler bulunmaktadır. Mezhep imamlarının hadislerden hüküm çıkarmada izledikleri farklı metodlardan dolayı böyle bir durum ortaya çıkmaktadır. Her ikisi de haktır.
Hanefi mezhebine göre imam aşikare okuduğu zaman cemaat Kur'an'ı dinler ve susar.
Bu İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. Bu iki zata göre, aşikare okunan namazlarda cemaatın okuması tahrimen (harama yakın) mekruh olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da cemaatın okuması böylece mekruhtur. İmam cemaate öncülük etmektedir. Bunun için imamın okuması, cemaatın da okuması demektir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:
"Kimin imamı varsa, imamın okuyuşu o kimse için de okuyuştur."
Fakat İmam Muhammed, gizlice kıraat yapılan namazlarda cemaatın da kıraat yapmasını caiz görmüştür.
İmama Uyan Cemaatin (Muktedî) Kıraatı:
Hanefîlere göre, imama uyan için kıraat yoktur. Dayandıkları deliller şunlardır:
a. Kitap.
Âyette şöyle buyurulur:
"Kur'ân-ı Kerîm okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz ki merhamet olunasınız." (A'râf, 7/204).
Ahmed b. Hanbel, bilginlerin, bu âyetin namaza ait olduğunda görüş birliği içinde bulunduklarını belirtir. Âyet; "dinleme" ve "susma"yı emretmektedir. Birinci sabah, akşam ve yatsı namazları gibi sesli (cehrî) okunan namazlara âittir. Susma ise, açık veya gizli okunsun. Bütün namazları kapsamına alır. Buna göre namaz kılanların sesli namazda dinlemeleri, sessiz kılınanlarda ise susmaları vacip olur. Bu prensibe uymamak tahrimen mekruhtur.
b. Sünnet.
Hadiste şöyle buyurulur:
"Kim imanın arkasında namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir." (İbn Mâce, İkâme, 13).
Bu hadis, gizli ve açık okunan bütün namazları kapsamına alır. Başka bir hadiste şöyle buyurulur:
"İmam, kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir. Bu yüzden, o tekbir alınca siz de alınız. Okuduğu zaman ise susunuz." (Buharî, Salât, 18, Ezân, 51, 74, 82, 128, Taksîru's-Salât, 17; Müslim, Salât, 77 , 82).
Hz. Peygamber (s.a.s) bir gün ikindi namazını kıldırırken, arkasında cemaatten bir adam "Sebbihi'sme Rabbikel a'lâ" suresini okumaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s), namazın sonunda cemaate dönerek, okuyanın kim olduğunu sordu. Bir adam kendisinin okuduğunu söyleyince Hz. Peygamber:
"Ben, sizden bazılarınızın benimle münâkaşa ettiğinizi sandım." (Müslim, Salât, 48)
buyurdu. Bu hadis, gizli okunan namazda cemaatın kıraatte bulunmaması gerektiğine delâlet eder. Sessiz kılman namazda böyle olunca, sesli okunan namazlarda öncelikle gerekli olur.
c. Kıyas:
Cemaat üzerine kıraat gerekseydi, diğer rükünlerde olduğu gibi, namaza imam rukuda iken yetişen (mesbûk) kıraatten sorumlu tutulurdu. Ama rükû'da yetişen kimse o rek'ate yetişmiş sayılır. Böylece, cemaatin kıraati, cemaate sonradan yetişenin (mesbûk) kıraatine kıyas yapılmıştır. (el-Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Beyrut, l, 110 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk, l, 648)
Hanefilerin dışında kalan çoğunluk İslâm hukukçularına göre, namazda kıraat olarak Fâtiha'nın okunması gerekir.
"Fâtiha okumayanın namazı yoktur.",
"Kendisinde Fâtiha okunmayan namaz yeterli olmaz.",
"Namazı ben nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılınız."
hadisleri bunun delilleridir. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Mısır, ty., I/119 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire, ty., I/376-491, 562-568; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, Matbaatü'l-Bâbî el-Halebî, I/72).
Her namazın ilk iki rek'atında Fâtiha'dan sonra bir sûre okunması ise sünnettir. İmama uyan kimse, gizli okunan (sırrı) namazda Fâtiha ve bir sûre okur.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre, sesli okunan (cehrî) namazda hiçbir şey okumaz. Şâfiîlere göre ise, cehrîde yalnız Fâtiha'yı okur. Ahmed b. Hanbel'in, açıklık kazanan görüşüne göre, cemaat, imamın ilk ara verişinde, Fatihâ'nın yarısını, ikinci arada ise geri kalanını okur. Bu ikisi arasında, imamın okuyuşunu dinler. (ez-Zühaylî, a.g.e., I/649). Buna göre, kim hangi mezhebi taklid ediyorsa ona göre hareket etsin. Kendi kafasına göre hareket etmesin.
1415 - Evladın, Anne - Baba Üzerindeki Hakkı - Necati Koçkesen
vendredi 2 janvier 2026 • Durée 10:52
Çocukların anne ve babaları üzerindeki hakları
İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakları altı kısımda mütalaa ederek burada açıklamak istiyoruz:
1. Evlilik öncesi haklar:
İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerindeki hakkı anne ve baba evlenmeden önce başlamaktadır: Öncelikle kişinin evleneceği ve neslini devam ettireceği eşini seçerken dikkatli davranması ve eşini itinayla seçmesi gerekir. Çünkü soyu ondan devam edecektir. Bu dünyada en değerli varlığı olan çocukları ondan dünyaya gelecek ve aynı zamanda da çocukların yetişmesinde büyük rolü olacaktır. Nitekim büyük İslâm âlimlerinden olan Ebû Esved ed-Düelî¸ çocuklarına şöyle dermiş: "Küçüklüğünüzde¸ büyüklüğünüzde ve doğumunuzdan önce size iyilik ettim." Doğumlarından önce kendilerine nasıl iyilik ettiğini soran çocuklarına: "Size¸ sövülmeyecek bir anne seçtim." dermiş. (Ahmed el-Gandur¸ el-Ahvâlu'ş-Şahsiyye fi't-Teşrî'i'l-İslâmiyye¸ Kuveyt¸ 1972¸ s. 27; Ateş¸ Süleyman¸ Evlenme ve Boşanma.¸ s. 5)
2. Güzel bir isim koymak:
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v)¸ "Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri de ona güzel bir isim koyması ve terbiyesini güzel yapmasıdır." (Canan¸ İbrahim¸ Hadis Ansiklopedisi¸ VII¸ 363); "Siz kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız öyle ise çocuklarınıza güzel isimler koyunuz." buyurmaktadır. (Ebû Davud¸ Edeb¸ 61)
İsim deyip geçmemek gerekir. Çünkü isim olarak seçilen kelime; adı olduğu şahsa¸ psikolojik¸ sosyolojik ve daha pek çok yönlerden etki etmektedir. Bu tesir altına alış hem müsbet mânâda hem de menfi mânâda olabilmektedir.
Allah Rasulü (s.a.v) de¸ yukarıda yazdığımız hadislerde görüldüğü gibi¸ çocuklara güzel isim konmasını tavsiye etmiş; İslâmiyet öncesinde kendilerine güzel isim verilmemiş olan pek çok sahâbenin ismini değiştirmiştir. Mesela huzuruna gelen bir sahâbeye ismini sormuş¸ "Zahim" dediğinde bu ismi beğenmemiş¸ ona "Beşir" ismini vermiştir. Böylece "sıkıntı" mânâsına gelen bir ismi "neşeli¸ müjdeci" mânâsına gelen bir isimle değiştirmiştir. Bir başka sahâbenin ismi de "el-Âsî" idi. "isyan eden" anlamına gelen bu ismi peygamberimiz¸ "itaat eden" anlamına gelen "Mutî" ismiyle değiştirmiştir. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 181)
Hz. Ali¸ çocuğuna isim verilmesi ile ilgili olarak şöyle anlatmaktadır: "İlk oğlum doğduğunda ona ‘savaş’ anlamında ‘Harb' ismini vermiştim. Allah Resulü geldi¸ "Oğlumu bana gösterin ona hangi ismi verdiniz?" dedi. "Harb ismini verdik" dedik. Rasûllah Efendimiz (s.a.v.): "Hayır¸ onun ismi Hasan olsun." dedi. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 180)
3. İyi bir eğitim ve terbiye vermek:
Çocukların eğitimi konusunda ilk etapta baba sorumludur. Babanın bu konudaki sorumluluğu Allah'a karşıdır. Bu sorumluluğunu yerine getirmeyen aile reislerinin kıyamet gününde en bedbaht ve hüsrana uğrayan babalar olacağı Kur'an'da ifade edilmektedir.
Kişi ailesinden sorumludur. Zira kıyamet günü çocukları ya şefaatçi¸ ya da şikâyetçi olacaklardır. Baba çocuklarına İslâmî terbiye verdiği takdirde onların sevaplarına aynen iştirak edecek¸ böylece şefaatlerine mazhar olacak¸ vermediği takdirde de "Bizim eğitimimizi niçin ihmal ettin¸ niye cehennem ateşine girmemize sebep oldun?" diye şikâyetlerine sebep olacaktır. Nitekim bir âyet-i kerîmede; "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır."(Teğâbün¸ 15) buyrulmaktadır. Âyette bahsedilen imtihan¸ babaların çocuklarının sadece maddî ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp ayrıca onların eğitimini de güzel bir şekilde yaptırmakla da sorumlu oldukları anlamına gelmektedir.
İslâm'a göre bir babanın çocuğuna öğretmekle yükümlü olduğu temel bilgileri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
a- İtikad (inanç) ve ibadetle ilgili temel bilgiler.
b- Ahlak ile ilgili temel bilgiler.
c- Diğer insanlarla ilişkilerinde (âdâb-ı muâşerette) dikkat edeceği hususlarla ilgili bilgiler.
d- Meslek eğitimi.
Çocuğa aile içi eğitim verirken anne baba başta olmak üzere büyükler¸ çocuklara güzel örnek olmalıdırlar. Aile içerisinde anne babasından ve büyüklerinden daima güzel örnekler gören çocuk mutlaka onlardan olumlu yönde etkilenecektir. Anne-baba¸ çocukları önünde birbirine güzel hitap etmeli¸ doğru konuşmalı¸ yalandan sakınmalı¸ verdikleri sözlerde durmalıdırlar.
4. Çocuklara güzel davranmak:
5. Çocuklar arasında eşit ve adil davranmak:
yaptıklarımızdan dolayı bir gün Allah'ın huzurunda hesap vereceğiz.
6. Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek:
00:00:13 - Giriş
00:03:37 - 4 İlahi Kitap ve Suhuflar
00:04:06 - Kitap'ta ismi geçen ve geçmeyen Peygamberler
00:08:07 - Kitaplara İman, bütün ilahi kitapların şu anki haline inanmak mı?
00:08:41 - Tahrif Edilmiş, Muharref Kitaplar?
00:08:58 - Bugünkü Tevrat ve incile nasıl bakmalıyız?
00:15:30 - Kur'an-ı Baştan sonra okumamış bir insanın o kitaba iman ettiğini söylemesi bir anlam ifade eder mi?
00:16:29 - Kur'an Arapça olarak indirildi ama sadece Araplara indirilmedi!
00:23:31 - Kur'an'ın Arapçasını bol bol okuyup onunla amel etmeyen insanlar!
00:28:43 - Müslümanlara tavsiyeler.
00:31:12 - Çocuklarının eğtimi için özel öğretmen tutan anne babalar, çocukların dini için bu hassasiyeti göstermiyor!
00:33:31 - Kur'an-ı Okuyacağız!
00:33:58 - Peygamberimiz, sokaklarımızda gezseysi…
00:37:59 - Kur'an Meali ve Tefsir kitabı tavsiyeleri.
00:39:50 - Dua
#islam #tevhid #akaid
Ehli Sünnet akaidi Oynatma Listesi:
https://youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjqEMFoCzH9ryXXvAlY0iZhA&feature=shared
Soru: Nevruz ve Yılbaşı gibi Bayramları kutlamak caiz midir?
Cevap: Allah’a hamdolsun.
Kadı Han şöyle demiştir:
"Bir kimse, başka bir günde almadığı bir şeyi sadece Nevruz günü satın alır da onunla, kâfirlerin yücelttikleri ve tazim gösterdikleri gibi, bu günü yüceltmek ve ona tazim göstermek isterse, bu takdirde kâfir olur. Yok eğer yüceltmek ve ona tazim göstermek için değil de sadece eğlenmek için satın alırsa, bu takdirde kâfir olmaz. Eğer Nevruz günü bir insana bir şey hediye eder de bununla o günü yüceltmek ve ona tazim göstermek istemez, bunu sadece insanların bir geleneği olduğu için yaparsa, bu takdirde kâfir olmaz. Müslümanın, bu günden önce veya sonra yapmadığı bir şeyi, bu günde de yapmaması ve kâfirlere benzemekten kaçınması gerekir."
Mâliki âlimlerinden İbn-i Kâsim; "müslümanın, bir hristiyanın bayram gününde ona bir şey hediye etmesini çirkin görmüş ve bu davranışın, onun bayramını yücetmek, ona tazim göstermek ve onun küfrüne yardım etmek olarak görmüştür. Aynı şekilde bayramlarında kâfirlere benzemek câiz değildir. Onlara bu konuda benzeyen müslümana yardım edilmez, aksine böyle yapmasına engel olunur. Bu sebeple bir kimse, onların bayramlarında İslâm'a aykırı olarak bir dâvet yaparsa, onun bu dâvetine icâbet etmek gerekmez. Müslümanlardan bir kimse, diğer zamanlarda yapmış olduğu geleneğe aykırı olarak bu bayramda bir hediye verirse, özellikle de bu hediye, onlara benzemeye yardımcı olacak bir şey ise, onun hediyesi kabul edilmez. Tıpkı doğum günü partisinde mum ve benzeri şeylerin hediye edilmesi gibi.Bayramlarında kâfirlere benzeyen (müslümanların) cezâlandırılması gerekir."
Abdullah b. Cibrîn -Allah onu korusun- bu konuda şöyle demiştir:
"Hristiyanların yılbaşı bayramı ile (Mecusilerin) Nevruz ve Mihricân bayramları gibi bid'at olan bayramları kutlamak, câiz değildir.Aynı şekilde müslümanların, dînde sonradan çıkardıkları Rebiü'l-Evvel ayındaki Mevlid-i Nebevî ile Receb ayındaki Mirac Kandilini kutlamaları da câiz değildir. Hristiyanların (yılbaşı gecesi için) veyhut da müşriklerin kendi bayramları için hazırladıkları yemekten yemek câiz değildir. Bu bayramları kutlamak için yaptıkları dâvete icâbet etmek de câiz değildir.Çünkü onların dâvetine icâbet etmek, onları bu konuda teşvik etmek, onları cesâretlendirmek ve onların bu bid'atlarını kabul etmek demektir. Ayrıca bu davranış, halktan câhil kimselerin aldatılmalarına ve kâfirlerin bu hareket ve davranışlarında herhangi bir sakıncanın olmadığına inanmalarına sebep olur. Allah Teâlâ en iyi bilendir." (el-Lu'lu'ul-Mekîn Min Fetâvâ İbn-i Cibrîn; s: 27).
Sözün özü; müslümanların, Nevruz bayramını kutlamaları, kutlamak için yemek hazırlamak ve hediye vermek gibi şeylerle Nevruz bayramını tahsis etmeleri câiz değildir.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
1410 - Kandil Geceleri - Necati Koçkesen
jeudi 25 décembre 2025 • Durée 33:39
Bid'at Nedir, Kandiller Bid'ât midir?
February 25, 2020 by Necati Koçkesen
Selâmün aleykum hocam. Bid’at meselesini biraz açabilir miyiz? Bidat: islâma sonradan sokulan şeylere diyorsak, sonradan sokulan şeylerin hepsi de mi bidat oluyor faydalı da olsa? Bu şekilde düşündüğümüz zaman islamın gelişme alanını sınırlandırmış olmuyor muyuz? Yani yeni ortaya çıkan meselelere veya yeniliklere nasıl çözüm getireceğiz?
Cevap: Aleykum selam. Bid'at, yenilik demektir. Başka bir ifâde ile Allah Rasûlünün zamanında yokken sonradan ortaya çıkan şeyler demektir. Bu bid'atın genel tarifidir. Bu manada kelime anlamı ile sonradan ortaya çıkan her şey bid'attır. Mesela Allah Rasûlü zamanında buzdolabı çamaşır makinası yoktu. Yenilik anlamında bunlar gibi şeyler de bid'attır. Ama bunlar dünyevî şeylerdir. Sapıklık anlamında bid'at değildirler.
Dinde bid’at ise; Allah Rasûlünün zamanında yokken sonradan uydurulan ve ibâdet kastıyla dine sokulan şey demektir. Çünkü ibâdeti Allah ve rasûlü belirler. Hiç kimsenin yeni ibâdet şekilleri belirleme yetkisi yoktur. Bu mânâda din tamamlanmıştır ve en güzel hâle getirilmiştir. Dine ibâdet kastıyla yeni şeyler sokanlar Mâide sûresinin 3. Âyetine ters düşmüş olur. Çünkü orada; “Artık dininizi tamamladım ve en mükemmel hâle getirdim” buyrulmaktadır. Bid’atçı yeni ibâdet şekilleri koyarken bu âyetle çatışmaktadır. Âdeta bu âyete karşı “hayır, din tamamlanmamıştır, dinde eksiklikler var. İşte ben bu koyduğum ibâdet şekli ile dindeki eksikliği gidereceğim” demektedir.
Bid’atın bid’at olabilmesi için sünnete aykırı bir şey getirmesi ve var olan bazı sünnetleri ortadan kaldırması şeklinde olur. Mesela şu anda Türkiye’de uygulanan cemaatle tesbihatta bulunmayı ele alalım. Allah Rasûlü zamanından 1600 yıllarına kadar imam selam verdikten sonra imam da cemaatte kendi kendine tesbihatta bulunuyorlardı. Çünkü sünnet böyleydi. Halbuki bunu cemaat hâlinde yapmak sünneti değiştirmektedir. İkinci olarak sünneti ortadan kaldırmaktadır. Şimdi misaller verelim. Meselâ; İmam selam verdikten sonra imam da cemaat de kendi içinden Allâhumme entesselâmuyu okuması gerekirken müezzin bunu açıktan yaparken cemaat susmakta ve söylemesi gereken sünneti yapmamaktadır. Dolayısı ile o sünneti işlemekten mahrum bırakılmaktadır. Yine Subhanallahi velhamdulillahi velâ ilâhe illallahu vallâhu ekber tesbihatını herkesin söylemesi sünnetken bunu müezzin yapıyor diğerleri ise susuyorlar ve bu sünneti de terk ediyorlar.
Bid’atın bir başka şekli, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellemin ve sahâbelerin yapma imkanları ve zamanları olduğu halde yapmadıkları şeyleri daha sonra bazı kimselerin ortaya koymaları ve yapmayı bir adet, dinin olmazsa olmazı haline getirmeleridir. İşte kandil kutlamaları bunlardandır. Allah Rasûlü mi’raca gitmiş, mi’racdan sonra 11,5 sene daha yaşamış ama mi’racın senei devriyesinde “gelin bu sene mi’raca çıktığımın sene-i devriyesidir, bu geceyi kutlayalım” dememiştir. Halbuki onlar bizden daha güzel Kur’an okuyorlardı. Şiiri, naatı da bizden iyi biliyorlardı. Üstelik onlar akşamdan sonra da çalışmıyorlardı.
Allah Rasûlü ve sahâbeler zamanında yapılma imkânı olduğu halde yapılmayan tüm şeyleri buna kıyas edebiliriz
Çünkü İslam’da geçmişle övünme, kibirlenme, gururlanma, kutlama yoktur. Oysa doğru dürüst namazını bile kılamayan, namazların farzlarını, sünnetlerini, âdâblarını bile bilemeyen bizler böyle şeyler kutlayarak şaklabanlıklar yapıyoruz.
Yeni ortaya çıkan meselelere hüküm vermeye gelince, bunun bid’atla bir ilgisi yoktur ve bu Kur’an’ın ve sünnetin emrettiği şeydir. Yeni çıkan bir meselede hüküm verilmesi gerekiyorsa bir müctehid önce Kur’an’a bakar, Kur’an’da o meseleye dâir bir hüküm varsa alır o hükmü o mesele için kullanır. Eğer açık bir hüküm yoksa o zaman bakar, o meseleye benzer bir olay var mı? Eğer varsa illet birliği olup olmamasına bakar. Eğer illet birliği varsa kıyas yolu ile o meselenin hükmünü bu meseleye de verir. Kur’an’da bulamazsa sünnete bakar. Sünnette varsa sünnetle hükmünü verir. Sünnette de yoksa sahâbenin sözlerine, fiillerine bakar. Eğer sahabeler bir şey demişse veya yapmışsa onlar da ona göre hareket eder.
Şunu unutmayalım, olaylar sınırlıdır fakat cevapsız değildir. Kur’an sünnet, icmâ, kıyas vb. gibi delillerle her meseleye mutlaka bir hüküm bulunur. Çünkü bâzı meselelere hüküm verilememesi demek İslâm’ın çâresiz kalması demektir ki bu câiz değildir. Bid’atları çıkaranlar ise müctehidler değildirler. Ya kişidir veya bir topluluktur veya sultandır. Halbuki bunların yeni bir şey ortaya koymaya, yeni ibâdet şekilleri belirlemeye hakları yoktur. Mesele daha uzun ama yerimiz müsâit değil. Zannediyorum anlaşılmıştır. Bid'at işleyenler şu hadisi de akıllarında bulundursunlar:
"Allah, bid`at sahibinin amelini, bid`atından vazgeçinceye kadar kabul etmez." (İbn Mâce, Mukaddime, 7/50).
Selam ve duâ ile.
00:02:56 - Giriş
00:03:16 - Cuma Ne Demektir?
00:03:30 - Cuma Namazının Hükmü
00:04:58 - Cuma Namazı Kimlere Farz?
00:05:20 - Cuma Namazı Nasıl ve Nerde Farz Kılındı?
00:05:20 - Cuma Namazı Allah Rasulu Mekke'de İken Mi Farz Kılındı?
00:08:44 - Cuma Namazının Medine'de farz kılındı diyenlerin delili çok kuvvetli. Mekke'de Farz kılındı Diyenler neyi delil gösteriyor?
00:09:01 - Cuma Namazı Mekke'de farz Kılındı ama Allah Rasulu ve sahabiler kılmaya imkan bulamadı diyenlere Medine'de farz kılındı diyenlerin delili?
00:10:20 - Bu videonun konusu Darul Harpte Yaşayan Müslümanların Cuma namazı konusudur. Türkiye'deki Camilerde Cuma Namazı Kılınır Mı videosunu daha önce çekip yayınladık. https://www.youtube.com/watch?v=eCL4dDAhkqo
00:12:59 - Darul harpte cuma kılınmaz, diyenler var. Acaba Öyle Mi?
00:13:41 - Ayrı bir video yapmıştık. Türkiye Darul Harp Midir? https://www.youtube.com/watch?v=8Ch19S4J-3s
00:15:13 - Türkiye'de müslümanlar güven içindedir diyenlerin düşünceleri.
00:17:09 - Ezanlar okunuyor, camiiler açık Türkiye Darul Harp olamaz diyenler neyi delil alıyorlar?
00:24:21 - Cuma Namazı güç ve devlet namazıdır, biz şu an güçlü değiliz o yüzden kılmıyoruz diyenlere ne denir?
00:25:48 - Bir şehirde her cemaat farklı yerlerde Cum'a kılarsa hepsinin namazı olur mu?
00:26:57 - İslami bir cemaat nasıl olur?
00:31:12 - Fıkıh kitaplarında yazan cumanın sıhhat şartlarının delili nedir?
00:34:41 - Kur'anda ve sünnette bir beldede tek bir camiide cuma kılınabilir görüşü nerden geliyor?
00:38:07 - Adil olsun olmasın, imanı sahih birinin arkasında cuma kılın!
00:38:17 - Sahabeler zalim olan Haccac'ın arkasında namaz kılmışlardır!
00:38:49 - Bazı insanlar Haccac'a kafir diyerek sahabeler de arkasında namaz kıldıkları için kafirin arkasında namaz kılınabilir, diyorlar.
00:40:54 - Maide Suresi 50. Ayeti ve Cengizhan.
00:46:02 - İmamların arkasında namaz kılınır mı?
00:51:16 - memuriyet yemini etmiş birinin tevbe etmesi yeter mi işi de bırakması gerekir mi?
00:52:56 - İmamların hakkı ketmetmesi
00:53:53 - Cuma kılabilecek yeri olmayan insanlar ne yapmalı?
00:54:37 - Kılınabilecek yeri olup kılmayanların durumu.
00:55:04 - Daru'l harpte aslolan küfürdür, diyenlerin durumu.
01:00:40 - Tanımadığımız kişilerin cenaze namazını kılmadan önce imanını araştırmalı mıyız?
01:01:31 - Kafirin cenaze namazı kılınmaz?
01:02:15 - Cuma ayetinde cuma namazına gelin ayetinde kadın erkek ayrımı yok. Kadınlara cuma namazı farz mıdır?
01:06:53 - Kadınlar için evinde kıldığı öğle namazı cuma namazı kılmaktan efdaldir.
01:08:56 - Sünnet düşmanları
01:10:31 - Kurandaki namaz tarifi!
01:14:31 - Müslümanlara tavsiyeler.
1408 - Yılbaşı ve Çam Ağacı - Necati Koçkesen
lundi 22 décembre 2025 • Durée 01:00
üslüman böyle şeyler yapmaz. Allah rasulü şöyle buyurdu: "Kim bir kavme benzerse o da ondandır." (Ebû Dâvûd, Ahmed Bin Hanbel)